
(Zulümle Âbâd Olanın Sonu Berbâd Olur)
Avrupa asırlardır dünyaya “medeniyetin hazinesi” olarak sunulmuştur; lâkin hakikatin aynası parlatılmış suretleri değil, perde ardındaki hakikati gösterir. Bu parlak vitrin aralandığında incelik maskesi düşer, altından kanla parlatılıp cilalanmış bir sömürü tertibi görünür. Avrupa’nın kudreti fikirle değil, mazlumun iliğiyle ayakta durmuş; sahip olduğu servetin asıl muharriki üretim değil, talanın tortusudur[1].
Kongo: Bir Kralın Mülkü, Bir Milletin Mezar Tahtası
1884-1885 Berlin Konferansı sonrasında Belçika Kralı II. Léopold, Kongo’yu şahsi tasarrufuna geçirdi. Ülke resmen devlet değil, bir hükümdarın özel avlağı hâline getirildi. Yerli halk kahırla kauçuk toplamaya mecbur bırakıldı; kotasını dolduramayanların elleri kesildi; bu eller daha sonra “itaat makbuzu” olarak devşirildi[2]. Kesilen uzuvlar yalnızca ceza değil, hesap pusulası hükmündeydi. Araştırmalar, Kongo ahalisinin yaklaşık on milyon can kaybına uğradığını göstermektedir[3].
Bu felaket, Avrupa zulmünün ferdî bir sapması değil, zihniyetin çıplak yansımasıdır.
Barbarlık Sadece Belçika ile Sınırlı Değil
Kongo vakası, gerçeğin yalnızca bir perdesidir. Aynı zulüm zincirinin büyük halkaları İngiltere ve Fransa eliyle başka diyarlarda sahnelenmiştir. İngiltere üç asır boyunca Hindistan’ın servetini Londra’ya taşırken[4], Fransa Cezayir’de sadece bedenleri değil, kimlik ve hafızayı da söndürmeye yönelmiştir[5]. Birinde kırbaç kemiği kırmış, ötekinde asimilasyon ruhu zedeleyip ezmiştir.
İngiltere Avrupa Zulmünün Öncülerindendir
“Üzerinde güneş batmayan imparatorluk” sözü ihtişam ifadesi sanılsa da gerçekte her ufukta zulüm nöbeti demektir. İngiltere’nin Hindistan’da uyguladığı “yapay kıtlık siyaseti”, milyonlarca insanı açlığa ve ölüme mahkûm etmiştir[6]. Dahası, Çin’e zorla afyon satışı üzerinden koparılan Afyon Savaşları, bir imparatorluğun milletlerin iradesini uyuşturmasıyla elde ettiği haydutça kazancın sembolüdür[7].
Bu sebeple sömürge medeniyetinin çekirdeği Belçika değil, İngiliz tertibidir.
Almanya’nın Tarih Sicilini Unutmuş Değiliz
Aynı zincirin bir başka ağır halkası Almanya’dır. Bugünün Almanya’sı kendisini “hukuk ve disiplinin timsali” gibi takdim etse de; dünün Almanya’sı iki büyük cihan harbini tutuşturan militarist aklın ve ırkçılığı devlet nizamına tercüme eden zalim bir tasavvurun merkezidir[8].
Henüz sömürgecilik devrinde dahi Afrika kıtasında Herero ve Nama kavimlerine yönelik toplu imha hareketi, Berlin’in zulüm yarışında geri kalmadığını göstermiştir[9]. Toplama kampları yalnızca bir savaş tekniği değil; insanı makineleşmiş bir nesneye indirme hevesinin soğuk biçimde tatbik edilmiş şeklidir[10].
Bugün mazluma insanlık dersi vermeye kalkan Almanya, Afrika’dan Balkanlara ve Ortadoğu’ya uzanan coğrafyada sessizliğin değil, hesaplı seyirciliğin failidir[11].
Çağdaş Zulmü ABD ve İsrail mi Devraldı?
Sömürgecilik yalnızca yönetim biçimi değiştirir; fakat mahiyeti değişmez. Bugünün zulüm ağını İngiltere değil, Amerika küresel düzeyde, İsrail ise Ortadoğu merkezli yürütmektedir. Filistin’de yaşananlar, dünün Kongo’sunun çağdaş izdüşümüdür:
Bir yerde kauçuk için parmak kesilmişti; bugün su ve nefes için şehirler boğulmaktadır.
Dün İngiltere Hindistan’ın rızkını emiyordu; bugün Amerika ve İsrail Filistin’in istiklalini boğmaktadır.
Mesele coğrafya değil; zihniyetin nesilden nesile devridir.
SONUÇ – Zulüm Beka Getirmez
Bu ifşa edilmiş tarihî hakikat şunu beyan eder: Adalet olmadan kuvvetin ömrü kısadır. Servetin kökü mazlumun feryadıysa, onun üstünde bina edilen saltanatın mecali yoktur. Avrupa ve tâbîleri, fırsatı rahmete değil gadr-ü gasba tahvil ettikleri için bugün ruhen tükeniş girdabına düşmektedirler.
Dünya yeni bir eşiğe yürümektedir: Mazlumun hafızası dirilmekte, korkunun kırbacı kırılmakta, hükmün terazisi yeniden kurulmaktadır. İstikbal; sömürenin değil, yarayı saranın, yıkıcının değil, imar edenin olacaktır.
Zulümle âbâd olunmaz; adalet olmadan hiçbir saltanat payidar kalamaz.
Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
İSLAMİ HABER “MİRAT”