Gündem

SİYONİZMİ ANLAMADAN GAZZE’Yİ ANLAYAMAYIZ

SİYONİZMİ ANLAMADAN GAZZE’Yİ ANLAYAMAYIZ

Önce şu ayrımı açıkça ortaya koyalım:

Yahudilik bir dindir. Yahudiler bir halk ve dinî-kültürel kimliğe sahip insanlardır. Siyonizm ise modern çağda ortaya çıkmış siyasî bir ideolojidir.

Bu yazının konusu Yahudilik değildir.

Konumuz, Siyonizm adı altında savunulan siyasî anlayış ve bu anlayışın Filistin’de, Gazze’de, Batı Şeria’da ve Kudüs’te ortaya çıkardığı sonuçlardır.

Bu ayrımı yaptıktan sonra artık meseleyi sürekli yumuşatmaya, kelimelerin etrafında dolaşmaya veya kimse darılmasın diye gerçeği sulandırmaya gerek yoktur.

Çünkü ortada çocukların öldüğü bir Gazze vardır.

Ortada evlerinden edilen Filistinliler vardır.

Ortada yerleşimlerin genişlediği bir Batı Şeria vardır.

Ortada Müslümanların ibadet özgürlüğünün ve Kudüs’teki varlığının sürekli baskı altında tutulduğu bir Mescid-i Aksa vardır.

Ve bütün bunların arkasında, onlarca yıldır devam eden bir işgal, yerleşim, toprak kontrolü ve siyasî güç politikası bulunmaktadır.

Siyonizm nereden çıktı?

Modern(!) Siyonizm, 19. yüzyılın sonlarında Avrupa’da ortaya çıkan Yahudi milliyetçi hareketlerinden biri olarak şekillendi. Theodor Herzl’in öncülüğündeki hareket 1897 Basel Kongresi’yle kurumsal bir yapıya kavuştu.

Başlangıçta Avrupa’daki Yahudi karşıtlığı ve pogromların oluşturduğu güvensizlik ortamı içerisinde Yahudiler için güvenli bir ulusal yurt fikri öne çıkıyordu.

Fakat tarih ilerledikçe bu proje, Filistin topraklarında bir devlet ve egemenlik meselesine dönüştü.

İşte asıl kırılma noktası burada başladı.

Çünkü Filistin boş bir toprak değildi.

Orada insanlar yaşıyordu.

Aileler vardı.

Köyler vardı.

Şehirler vardı.

Tarlalar vardı.

Camiler vardı.

Ve o topraklarda yüzyıllardır yaşayan Filistinliler vardı.

Bir halkın yaşadığı toprak üzerinde başka bir siyasî projenin egemenlik kurması, beraberinde kaçınılmaz olarak çatışmayı getirdi.

Mesele artık sadece bir devlet meselesi değildir

Bugün İsrail‘in Filistin topraklarındaki politikalarını yalnızca “güvenlik” kavramıyla açıklamak mümkün değildir.

Uluslararası Adalet Divanı, 2024 tarihli danışma görüşünde İsrail’in 1967’den beri işgal altında tuttuğu Filistin topraklarındaki devam eden varlığını hukuka aykırı bulmuş; yerleşim faaliyetlerinin sona erdirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Mahkeme ayrıca Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkının ihlal edildiğine dikkat çekmiştir.

Bu son derece önemli bir tespittir.

Çünkü mesele yalnızca İsrail ile Filistin arasında yaşanan sıradan bir toprak anlaşmazlığı değildir.

Mesele, bir halkın kendi toprağı üzerindeki varlığının ve siyasal geleceğinin ne olacağı meselesidir.

Peki Siyonizmin toplumda karşılığı var mı?

İşte burada meseleyi romantikleştirmemek gerekir.

“Bütün bunları birkaç fanatik yapıyor.”

“İsrail toplumu aslında bunları istemiyor.”

“Yerleşimciler birkaç aşırı gruptan ibaret.”

Bu açıklamalar gerçeğin tamamını anlatmıyor.

İsrail Demokrasi Enstitüsü‘nün Mart 2026 araştırmasına göre Yahudi İsraillilerin yüzde 75’inden fazlası savaşın sürdürülmesini destekliyordu.

Daha da çarpıcı bir veri Ağustos 2026’da Jewish People Policy Institute tarafından yayımlandı.

Araştırmaya göre Yahudi İsraillilerin yüzde 55’i Batı Şeria’daki bütün Yahudi yerleşimlerinin İsrail egemenliği altında kalmasını istiyor.

Aynı araştırmada Yahudi İsraillilerin yüzde 40’ı Batı Şeria’nın tamamının ilhak edilmesini destekliyor. İsrail sağında ise daha da ileri bir anlayışın, Batı Şeria’nın ilhak edilmesi ve Arap nüfusun başka yerlere taşınması gerektiği düşüncesinin baskın olduğu belirtiliyor.

İşte bu rakamlar bize bir şeyi açıkça söylüyor:

Siyonist genişlemeciliğin İsrail toplumunda kayda değer bir karşılığı vardır.

Dolayısıyla meseleyi yalnızca birkaç siyasetçinin kişisel tercihiymiş gibi göstermek doğru değildir.

Gazze: Sözün bittiği yer

Bugün Siyonist siyasetin sonuçlarını görmek için teorik tartışmalara ihtiyacımız yok.

Gazze’ye bakmak yeterlidir.

Ateşkes ilan edilmiş olmasına rağmen İsrail’in Gazze’deki askerî operasyonları devam ediyor.

30 Ağustos 2026’da Deir el-Balah‘ta düzenlenen bir İsrail hava saldırısında üç yaşındaki bir çocuk da dahil olmak üzere iki Filistinlinin öldüğü bildirildi. Reuters’ın aktardığına göre İsrail ordusu, öldürülen kişilerden birinin Hamas mensubu olduğunu savundu.

Birleşmiş Milletler’in Ağustos 2026 raporu ise Gazze’de insanların büyük çoğunluğunun hâlâ yerinden edilmiş durumda olduğunu, ağır yaşam koşulları altında bulunduğunu ve askerî saldırılara maruz kaldığını bildiriyor. Aynı rapora göre 10 Ekim 2025’te ilan edilen ateşkes sonrasında dahi Gazze’de 1.259 Filistinlinin öldüğü ve 4.148 kişinin yaralandığı bildirilmişti.

Şimdi soralım:

Üç yaşındaki bir çocuğun ölümünü hangi güvenlik kavramı açıklayabilir?

Bir çocuğun ölümünü açıklamak başka, onu haklı çıkarmak başkadır.

Güvenlik gerekçesiyle yapılan her operasyon otomatik olarak meşru değildir.

Hele söz konusu olan, milyonlarca insanın yaşadığı bir bölgeyse…

Batı Şeria: Sessizce büyüyen başka bir gerçek

Gazze dünyanın gözleri önünde yıkılırken Batı Şeria’da başka bir süreç ilerliyor.

Yerleşimler genişliyor.

Filistinlilerin hareket alanları daralıyor.

Evler yıkılıyor.

İnsanlar yerlerinden ediliyor.

Yerleşimci saldırıları devam ediyor.

Birleşmiş Milletler, Ağustos 2026 tarihli raporunda Batı Şeria’daki insani ihtiyaçların İsrail güçlerinin operasyonları, yerleşimci şiddeti, yıkımlar ve hareket kısıtlamaları tarafından ağırlaştırıldığını belirtiyor.

Üstelik bu süreç yeni değildir.

Gazze’deki savaş dünyayı meşgul ederken Batı Şeria’daki toprak meselesi sessizce ilerlemektedir.

Bu yüzden Filistin meselesini yalnızca Gazze’den ibaret görmek büyük bir yanılgıdır.

Gazze bombalanırken Batı Şeria parçalanıyor.

Batı Şeria parçalanırken Kudüs üzerindeki baskı devam ediyor.

Ve bütün bunlar birbirinden bağımsız hadiseler değildir.

Kudüs ve Mescid-i Aksa

Kudüs meselesi ise bu tablonun en hassas noktalarından biridir.

Çünkü Kudüs yalnızca bir şehir değildir.

Mescid-i Aksa yalnızca bir yapı değildir.

Müslümanlar açısından burası inancın, tarihin ve ümmetin hafızasının merkezlerinden biridir.

Bu nedenle Mescid-i Aksa‘ya yönelik müdahaleler, Filistinlilerin Kudüs’teki yaşam alanlarının daraltılması ve şehrin demografik yapısını değiştirmeye yönelik politikalar sıradan idarî uygulamalar gibi görülemez.

Kudüs üzerinde yürütülen mücadele, aynı zamanda Filistinlilerin kendi şehirlerindeki varlıklarını koruma mücadelesidir.

Artık kelimeleri değil, çocukları konuşalım

Gazze‘de bir çocuk öldüğünde mesele artık akademik bir tartışma değildir.

Bir anne çocuğunu enkazın altından çıkardığında mesele diplomatik terminoloji değildir.

Bir Filistinlinin evi yıkıldığında mesele sadece “güvenlik” değildir.

Bir aile topraklarından edildiğinde mesele yalnızca “yerleşim” değildir.

Bir Müslümanın Mescid-i Aksa‘ya ulaşması engellendiğinde mesele yalnızca “güvenlik kontrolü” değildir.

Bunların her birinin arkasında insan hayatı vardır.

Ve insan hayatı söz konusu olduğunda, zulmün adını koymaktan çekinmemek gerekir.

Siyonizmi eleştirmek için Yahudiliğe saldırmaya ihtiyacımız yoktur.

Yahudiliği savunmak adına Siyonist politikaları görmezden gelmeye de ihtiyacımız yoktur.

İkisini birbirine karıştırmadan konuşabiliriz.

Ama konuşurken de Gazze’deki çocuğun ölümünü diplomatik kelimelerin altında kaybetmemeliyiz.

Çünkü bazen gerçek o kadar açıktır ki onu anlatmak için karmaşık cümlelere bile ihtiyaç yoktur:

Bir çocuğun öldürülmesi yanlıştır.

Bir halkın zorla yerinden edilmesi yanlıştır.

İşgal yanlıştır.

Toprakların zorla ele geçirilmesi yanlıştır.

Mescid-i Aksa’ya yönelik baskı yanlıştır.

Ve bütün bunlar hangi bayrak altında, hangi siyasî sloganla veya hangi güvenlik gerekçesiyle yapılırsa yapılsın, zulüm zulümdür.

İşte bu yüzden Siyonizmi konuşmak zorundayız.

Çünkü mesele artık sadece tarihin bir sayfasında kalmış bir ideoloji değildir.

Siyonizmin siyasî sonuçları bugün Gazze’de, Batı Şeria’da ve Kudüs’te insanların hayatına dokunmaktadır.

Ve dünya bu gerçeğe ne kadar uzun süre sırtını dönerse, bedelini o kadar fazla Filistinli ödeyecektir.

İSLAMİ HABER “MİRAT”

YOUTUBE

View Comments

  • Siyonizmi anlamadan laik Türkiye’yi anlamakta mümkün olmaz.

Recent Posts

  • Gündem

Binali Yıldırım’ın Sözleri Sonrası Azerbaycan’dan 7 Türkiye Vatandaşı Hakkında Karar!

Binali Yıldırım’ın Sözleri Sonrası Azerbaycan’dan 7 Türkiye Vatandaşı Hakkında Karar!   DERİN BAKIŞ | Mirat…

6 saat ago
  • Gündem

Ali Rıza Demircan Hoca’nın Sözü Bugün Daha da Anlamlı: Ezan Okunuyor, Peki İslam Nerede?

Ali Rıza Demircan Hoca’nın Sözü Bugün Daha da Anlamlı: Ezan Okunuyor, Peki İslam Nerede? Ali…

7 saat ago
  • Gündem

Arnavutluk’ta, Başbakan Edi Rama’ya İstifa Çağrısı

Tiran’da Rama’ya istifa çağrısı: Göstericilerle polis çatıştı Arnavutluk’un başkenti Tiran’da, Başbakan Edi Rama’nın istifasını isteyen…

13 saat ago
  • Genel

YASA DIŞI ÜREME HÜCRESİ TİCARETİ VE İSLAM’IN HÜKMÜ

Al Sana Bir Pislik Daha YASA DIŞI ÜREME HÜCRESİ TİCARETİ VE İSLAM’IN HÜKMÜ Faiz, rüşvet…

13 saat ago
  • Gündem

İspanya, İsrail Sistemlerine Alternatif ASELSANA Talip Oldu!

Türkiye–İspanya ortaklığında yeni fırsat: İsrail sistemlerine ASELSAN alternatifi Türkiye’nin savunma teknolojilerindeki gücü ile İspanya’nın sanayi…

14 saat ago
  • Gündem

Peygamber Sevdalıları Vakfı’ndan Azerbaycan’daki Başörtüsü Kısıtlamalarına Tepki

Peygamber Sevdalıları Vakfı’ndan Azerbaycan’daki Başörtüsü Kısıtlamalarına Tepki Peygamber Sevdalıları Vakfı, Azerbaycan’da başörtülü kız öğrencilerin okullara…

15 saat ago