
İstanbul’un yedi tepesinden birinde yükselen Süleymaniye Camii, yalnızca bir ibadethane değil; Osmanlı medeniyetinin mimariye, mühendisliğe ve sanata yansıyan en güçlü eserlerinden biridir.
Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan caminin temeli 1550 yılında atıldı, yapı 1557’de ibadete açıldı. Mimar Sinan, Süleymaniye’yi kendi sanat hayatının “kalfalık eseri” olarak nitelendirdi. Daha sonra ortaya koyacağı Selimiye ise onun “ustalık eseri” olacaktı.
Süleymaniye’nin ana kubbesi yaklaşık 27 metre çapında ve 53 metre yüksekliğindedir. Dört minaresi ve toplam on şerefesi vardır. Bu on şerefenin, Kanuni Sultan Süleyman’ın Osmanlı Devleti’nin 10. padişahı oluşuna işaret ettiği kabul edilir.
Fakat Süleymaniye’yi asıl hayranlık uyandıran bir eser haline getiren şey yalnızca büyüklüğü değildir. Mimar Sinan, yapının en küçük ayrıntılarını dahi hesaplamıştı.
Süleymaniye Camii‘nin kubbesinde bulunan 64 küp, sesin cami içerisinde daha dengeli yayılmasına yardımcı olacak şekilde tasarlanmıştı. Bu küpler, günümüzde “akustik” olarak adlandırdığımız ses düzeninin yüzyıllar önce nasıl düşünüldüğünü gösteren dikkat çekici bir örnektir.
Sinan yalnızca sesi değil, ışığı ve havayı da hesaplamıştı.
Caminin kandillerinde yakılan mumlardan çıkan islerin çevreye yayılmasını önlemek için özel bir is odası oluşturuldu. Hava akımı sayesinde kandillerden çıkan is burada toplanıyordu. Rivayete göre bu isler daha sonra işlenerek mürekkep yapımında kullanılıyordu.
Yani Süleymaniye’de yakılan bir mumun dahi boşa gitmesine izin verilmiyordu.
Süleymaniye’nin inşası sırasında anlatılan en meşhur hikâyelerden biri de İran Şahı Tahmasb ile ilgilidir.
Caminin yapımının uzaması üzerine İran Şahı’nın, Kanuni Sultan Süleyman’ın bu büyük eseri tamamlayacak maddî gücü kalmadığını düşündüğü ve alaycı bir tavırla altın ve mücevherler gönderdiği anlatılır.
Kanuni Sultan Süleyman ise bu davranışı karşılıksız bırakmaz.
Rivayete göre gönderilen değerli taşları ve mücevherleri Mimar Sinan’a verir. Sinan da bunları caminin minarelerinden birinde kullanır. Bu sebeple söz konusu minarenin “Cevahir Minaresi” olarak anıldığı aktarılır.
Bu hikâyenin tarihî kaynaklarda farklı şekillerde anlatıldığını, dolayısıyla kesin bir tarihî belge gibi değil, Süleymaniye etrafında oluşmuş meşhur bir rivayet olarak değerlendirilmesi gerektiğini de unutmamak gerekir.
Süleymaniye’ye bugün baktığımızda karşımızda sadece büyük bir cami görmeyiz.
Orada bir medeniyet tasavvuru vardır.
Cami, medrese, kütüphane, hastane, imaret, hamam ve diğer yapılarıyla Süleymaniye Külliyesi, insanın yalnızca ibadet eden değil; öğrenen, üreten, düşünen ve topluma fayda sağlayan bir varlık olduğu anlayışını da yansıtır.
Belki de Süleymaniye’nin asıl ihtişamı, kubbesinin yüksekliğinde değil; yüzyıllar önce taşın, ışığın, sesin, havanın ve sanatın aynı düşünce etrafında buluşturulmuş olmasındadır.
Mimar Sinan’ın Süleymaniye’si bugün hâlâ İstanbul’a bakıyor.
Ve her baktığımızda bize şunu hatırlatıyor:
Büyük medeniyetler yalnızca büyük binalar inşa etmez; düşüncelerini de taşlara işler.
Gazze Gündemden Düşürülürken Batı Şeria’da Yeni Bir Kuşatma mı Başlıyor? Gazze’de ateşkes ilan edildi… Peki…
KİM BU HUSİLER? Gazeteci Feyza Gümüşlüoğlu, Yemen’de yerel bir hareket olarak ortaya çıkan Husilerin bölgesel…
KİMSEDE SİLAH OLMAYACAK, BUNA İZİN VERMEYECEĞİZ Irak Başbakanı Ali Zeydi, devlet otoritesi dışında faaliyet gösteren…
Pakistan Afganistan’ı Vurdu: 28 Kişi Öldü, Kabil’den Misilleme Resti Pakistan’ın Afganistan sınırındaki hedeflere düzenlediği hava…
ABD Yaptırımları Sonrası THY, AJet ve Pegasus İran Uçuşlarını Durdurdu ABD'nin İran havacılık sektörüne yönelik…
FON SORUŞTURMASINDA 4,1 MİLYAR LİRALIK TRANSFER İDDİASI Şamil Tayyar, Pusula yöneticilerinin temerrüt öncesinde İsviçre’deki bir…