
Beyhan’ın çıkış noktası ilginç bir gözlem: Elli-altmış yıl öncesine kadar aynı öfkeyle anılan Sultan Abdülhamit, zamanla üniversitelerde tez konusu olacak kadar “aklanırken”, Vahdettin hâlâ ekranlarda ve köşe yazılarında “hain” sıfatıyla anılmaya devam ediyor. Yazara göre bu bir tesadüf değil; tarih yazımı da tıpkı siyaset gibi, sonunda kazananın elinde şekilleniyor.
Kitap klasik bir biyografiden çok, iki hayatın kesiştiği noktaları takip ediyor: Bir yanda çöken bir tahtın son sahibi Vahdettin, öte yanda mağlup bir ordunun komutanı, sonra da yeni devletin kurucusu Mustafa Kemal. Beyhan’ın en dikkat çekici bölümlerinden biri, ikilinin 1917’de birlikte çıktıkları Almanya seyahati. Genel kanının aksine bu üç haftalık yolculuk, aralarında resmiyetin ötesinde gerçek bir yakınlaşmaya vesile olmuş; hatta Mustafa Kemal, henüz veliaht olan Vahdettin’e, kendisinin de kurmay başkanlığını üstleneceği bir ordu komutanlığı almasını önermiştir. Yazar bu sahneyi, ileride birbirinin karşıtı gibi anlatılacak iki ismin aslında ne kadar farklı bir zeminde tanıştığının kanıtı olarak sunuyor.
Kitabın belki de en önemli iddiası, Mustafa Kemal’in 9. Ordu Müfettişliğine atanması ve Samsun’a çıkışıyla ilgili. Yerleşik anlatı bu atamayı sarayın bir gafleti ya da İngilizlerin gözünü boyama girişimi olarak açıklarken, Beyhan farklı bir okuma öneriyor: Vahdettin’in, güvendiği paşaya kendi ağzından “özel ve mahrem talimatlar” vererek Anadolu’daki direnişi örtülü biçimde desteklediğini savunuyor. Yazara göre bu, sarayın bilgisi dışında gelişen bir kaçış değil, padişahın sessiz onayıyla atılmış bir adımdır.
Kitap aynı zamanda Mustafa Kemal’in kendi siyasi dilindeki dönüşümü de mercek altına alıyor. Erzurum Kongresi’nin açılışında saltanat ve hilafete dua ile seslenen, esir padişahı kurtarmaktan söz eden Mustafa Kemal ile, güç kazandıktan sonra saltanat ve hilafeti “gericilik” olarak niteleyen Mustafa Kemal arasındaki farkı, dönemin tanıklarından Mazhar Müfit Kansu’nun hatıralarına dayanarak gözler önüne seriyor. Beyhan’a göre bu, bilinçli bir siyaset taktiğidir; güç henüz toplanmamışken söylenen sözlerle, güç elde edildikten sonraki söylemler arasındaki fark, sürecin en can alıcı noktalarından biridir.
Bu bakımdan Nutuk’ta çizilen Vahdettin portresi de kitabın üzerinde durduğu konulardan biri. Beyhan, burada kullanılan ağır hükümleri alıp savaşın son yıllarındaki gelişmeler, Mondros sonrasında ortaya çıkan tablo ve İstanbul’un işgal şartlarıyla karşılaştırıyor. “Hain” kelimesinin tarihî bir hüküm olarak ne anlama geldiğini sorgularken, Vahdettin’in hangi kararların sahibi olduğu, hangi gelişmelerin ondan önce başladığı ve devlet başkanı olarak ne ölçüde hareket imkânına sahip bulunduğu üzerinde duruyor.
Mustafa Kemal’in değişen söylemleriyle birlikte, Vahdettin’e bakışın nasıl bu kadar hızlı değiştiğini göstermek için yazar, küçük ama etkileyici bir örnek veriyor: İttihatçı maliye nazırı Cavid Bey, 1918’de günlüğüne Vahdettin için övgü dolu satırlar düşerken, sadece beş yıl sonra, 1923’te aynı kalemden ağır bir mahkûmiyet çıkıyor. Beyhan, bu tür ani fikir değişikliklerini, yeni rejimin meşruiyetinin eskiyi karalamaktan geçtiğinin küçük ama somut bir kanıtı olarak okuyor.
Kitap, son bölümünde okuru düşündüren bir soruyla kapanıyor: Mustafa Kemal, Samsun’a çıktığı gün saltanatı ve hilafeti kaldıracağını açıkça söyleseydi, yanında kaç kişi kalırdı? Kâzım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy gibi sonradan İstiklal Mahkemelerinde yargılanacak isimler o zaman da yanında olur muydu? Beyhan’a göre bu sorunun cevabı, sonradan “hainlikle” itham edilenlerin aslında neden itham edildiğinin de cevabını taşıyor.
Beyhan, kitabı hazırlarken kullandığı kaynakların büyük bölümünün, Mustafa Kemal’e yakınlığıyla bilinen ya da onun yakın çevresinde bulunmuş isimlerin kaleme aldığı eserler olduğunun altını özellikle çiziyor. Yani elinizdeki kitap bir “Vahdettin savunması” değil, mevcut kaynakların gözden kaçırılan ya da üzeri örtülen kısımlarını gün yüzüne çıkarma çabası olarak sunuluyor. Yazar, tarihi kişiliklerin ne övgüye ne de korunmaya ihtiyacı olduğunu, asıl gerekenin eleştiriye açık, belgeye dayalı bir okuma olduğunu vurgulayarak kitabını tamamlıyor.
Lewis Hamilton’dan Filistin’e Destek Veren Macklemore’a Dayanışma Mesajı Formula 1’in yedi kez dünya şampiyonu Lewis…
Marine Le Pen’den İslam Karşıtı Referandum Vaadi Fransa’da aşırı sağcı Ulusal Birlik’in önde gelen ismi…
Diyarbakır’da “O Köy Bilim Köyümüzdür” Projesi Hayata Geçirildi Diyarbakır’da kırsal mahallelerdeki öğrenci ve vatandaşları bilimle…
Çin'deki Gösteride Şok Anı: İnsansı Robot Geliştiricisine Saldırdı Çin’de düzenlenen teknoloji ve robotik fuarında, sergilenen…
TÜRKÇE KUR’AN, TÜRKÇELEŞEN DİN “Bir ülke ki camiinde Türkçe ezan okunur, Köylü anlar mânasını namazdaki…
Somali’de Türkiye’ye teşekkür gösterileri ikinci gününde: Yardımın arkasında yıllara yayılan dostluk var Somali’de Türkiye’ye teşekkür…