
Birine sordum: Ardından gıybet etmeyen, yalan yanlış konuşmayan, iftira etmeyen, kıskanmayan, öfkelenmeyen, sorumsuz, duyarsız, egoist olmayan, kuyumu kazmayan birilerine komşu olmak istiyorum? Adam beni aldı ve şehrin mezarlığına götürdü. “İşte aradığın yer, tam da burasıdır.” dedi… Ne?… İnsan ve insanlık, iman ve Müslümanlık bu kadar mı bitti? Şaşkınlığıma tokat gibi bir cevap verdi ki utandım, utandım, yerin dibine girdim. “Elimiz, ayağımız hep kötülükte, dilimizse hep ‘elhamdülillah Müslümanım!’ övüncünde; bir helaldir işimiz, bir haram. Yarım yamalak şu dünyada ne tam kâfiriz ne de tam Müslüman!…” Meğerse kötülük bu dünyada değilmiş; hep insanın aklında, iradesinde, niyetinde, elinde ve dilindeymiş…
“Ve (düşün hele insanın) nasıl ahlaki zaaflarla olduğu kadar Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle de donatıldığını!” (Şems, 91/8)
‘Fücûr/sorumsuz, sınırsız, laubali, ilkesiz’ anlamıyla, ‘takvâ/sorumluluk bilinci, duyarlılık ve güzel ahlak’ anlamlarıyla birbirinin zıddı olarak Kur’an’da yer almış muhteşem bir özgürlük belgesidir.
Kısaca ‘takvâ’ sorumluluk, duyarlılık ve güzel ahlak ilkesiyle iyilik kabiliyeti; ‘fücûr’ ise ‘laubali, sorumsuz ve ilkesizliğiyle kötülük kabiliyeti’ olarak yer almaktadır.
‘Takvâ’, insanın Allah’a hakkıyla saygı duyup O’nun ilke ve değerlerine yüzde yüz güvenle inanıp bağlanması, sorumluluk ve duyarlılık bilinciyle yük alan, güzel ahlaklı, aktif iyi insan olmaktır.
“Fücûr” Allah’ı hakkıyla tanımamak, O’nun ahlaki ilke ve değerlerine karşı sorumsuz, duyarsız, ilgisiz, bilgisiz ve ilkesizce davranarak kötülerle beraber her kötü, yalan yanlış ve çirkin işlerde rol almaktır.
Fücûr, ilkesizliktir; facir ise ilkesiz kişidir.
Facir’in ilkesizliğini nasıl anlarız?
Şartlar değiştiğinde çıkarı için huyu, ahlakı ve kendisi de değişen kimsenin adıdır: FACİR/İLKESİZ.
İslâm/yeryüzünü adalet, merhamet ve barış üzere ahlaki ilkelerle yönetecek olan değerler dinidir. Hayatımızda değerler ve ilkeler yoksa din de yoktur. İlkesiz insan da dinsizdir.
Zira değerler hiyerarşisini kaybeden biri önce kendini kaybeder ve değersiz kalır. Hayatımıza değerler katacak bu ilkeler silsilesini lütfeden Rabb’imizin “Zâlik’d-dînü’l-kayyim/Değerler dini, bu dindir, bu din.” (Rûm, 30/30; Yûsuf, 12/40; Tevbe, 9/36) uyarısında bulunduğu ayetimizin “Fakat insanların çoğu bu gerçeği bilmez!” cümlesiyle bitmesi aklımıza, irademize ve vicdanımıza nasıl bir sorumluluk yüklediğinin farkında mıyız?
Allah’ım! Bu kadar özgürlük bize bol geldi, büyük geldi.
“Hanginiz daha iyi, doğru, güzel işler yapacak?” (Mülk, 67/2) hedef sorusuyla bize emanet edilen bu dünyada biz sınıfta kaldık, yâ Rab!… TAKVÂ mı, FÜCÛR mu? diye özgür bırakıldığımız bu hayat sınıfında; takvâ/sorumluluk, duyarlılık, güzel ahlak diyerek yola girdik, az gittik, uz gittik, ama dere tepe düz gittik… Bir de baktık ki fücûrun/ilkesizliğin, duyarsızlığın, ahlaksızlığın ve dünyevileşmenin dibini boylamışız.
Bu âleme sahip olmaya değil, şahit olmaya geldik; ama ne şahit olabildik ne de sahip… Meğerse o bize sahip olmuş da ruhumuz duymamış…
Binali Yıldırım’ın Sözleri Sonrası Azerbaycan’dan 7 Türkiye Vatandaşı Hakkında Karar! DERİN BAKIŞ | Mirat…
Ali Rıza Demircan Hoca’nın Sözü Bugün Daha da Anlamlı: Ezan Okunuyor, Peki İslam Nerede? Ali…
Tiran’da Rama’ya istifa çağrısı: Göstericilerle polis çatıştı Arnavutluk’un başkenti Tiran’da, Başbakan Edi Rama’nın istifasını isteyen…
Al Sana Bir Pislik Daha YASA DIŞI ÜREME HÜCRESİ TİCARETİ VE İSLAM’IN HÜKMÜ Faiz, rüşvet…
Türkiye–İspanya ortaklığında yeni fırsat: İsrail sistemlerine ASELSAN alternatifi Türkiye’nin savunma teknolojilerindeki gücü ile İspanya’nın sanayi…
Peygamber Sevdalıları Vakfı’ndan Azerbaycan’daki Başörtüsü Kısıtlamalarına Tepki Peygamber Sevdalıları Vakfı, Azerbaycan’da başörtülü kız öğrencilerin okullara…