
Mustafa Kemal, 1919 yılında mücadeleye başladığında 1927’ye kadar ne kadar başarılı olacağını ve nasıl bir Türkiye ile karşılaşacağını bilemezdi. Bütün amacı, vatanı işgalden kurtarmak ve millî egemenliğe dayalı yeni bir devlet kurmaktı. Bu amacını gerçekleştirmek için halkın millî bilinci zayıf olduğundan, çoğunlukla ayet ve hadis gibi dinî değerleri halkı harekete geçirmek için bir araç olarak kullanmıştır. Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı sırasında Mevlevî ve Bektaşî şeyhlerine, Arap şeyhlerine, Kürt şeyh ve aşiret liderlerine, Anadolu’daki kadı ve müftülere, sivil Müslüman halka ve İslâm dünyasına yönelik yazdığı onlarca bildiri mevcuttur. Millî Mücadele devrinde Mustafa Kemal, padişah ve halifeye bağlı bir mücahit gibi hareket etmiş; dinî temanın ağır bastığı onlarca metni Anadolu’ya ve İslâm dünyasına ilan etmiştir.
Ancak 1923 yılından itibaren önceki yıllarda yaptıklarından ve söylediklerinden farklı olarak, yeni yapacakları arasında büyük bir söylem ve eylem çelişkisi ortaya çıkmıştır. Bu çelişkiyi gidermek için geçmişte yayınladığı belgelerin önemli bir kısmını yok saymış ya da belgeleri yeniden yorumlayarak anlamlarını saptırmıştır. Nutuk’ta yer alan metinlerin önemli bir kısmının orijinaline sadık kalmamış, seçtiklerini de itina ile rötuşlamıştır; cümleleri başından veya sonundan özetlemiş, çoğu zaman kavramları yeniden yorumlayarak ideolojik bir okumaya tabi tutmuştur. Belgelerde Osmanlı halkı, İslâm halkı, İslâmlar, İslâmî unsurlar, Müslümanlar, soylu milletimiz, Osmanlı kavmi, ahali-yi İslâm, asker-i İslâm, Ümmet-i Muhammed, Türkler ve Kürtler gibi dinî terminolojiye uygun ifadeler kullanılmışken Nutuk’ta bu ifadeler hiç yokmuş gibi davranılmış ve bu kavramların birçoğu “Türk” olarak yorumlanmıştır.
Kemal Paşa, Samsun’a çıktıktan sonra beraber çalıştığı, kendisini eleştiren veya karşısında yer alan insanları yakından takip etmiş; 1922 yılında Kurtuluş Savaşı’nı kazandıktan sonra sürekli yanında olan dar bir kadro ile yoluna devam etmiştir. Kendisine karşı çıkan veya ayak bağı olan kişilerin önemli bir kısmını daha sonra yanından uzaklaştırmış ya da bir şekilde cezalandırmıştır. Fevzi Paşa ve İsmet Paşa haricinde birçok silah arkadaşını ağır eleştirileriyle hedef hâline getirmiştir. Örneğin Kâzım Karabekir, Refet Bey, Rauf Bey, Nureddin Paşa, Ali İhsan Paşa, Fethi Bey, Kara Vasıf, Ali Fuat Paşa, Bekir Sami Bey, Celaleddin Arif ve Kadı Raif Efendi gibi isimleri Nutuk’ta ağır bir şekilde eleştirmiştir. Özellikle kendisine rakip olabilecek kişileri hedef göstermiş, bazen ihanetle suçlamış ve sürekli “ben” vurgusu yaparak kendisini ön plana çıkarmıştır.
Nutuk, tarihsel bir metin olmaktan çok ideolojik bir araçtır. Atatürk, kendisini tarihsel bir şahsiyet olduğu kadar bir ideolojinin öncüsü olarak da takdim etmiştir. Bu yönüyle Nutuk, Türkiye Cumhuriyeti’nin el kitabı ve resmî tarih tezinin kurucu metnidir. Mustafa Kemal’in gözden geçirdiği ve yeniden yorumladığı metinler, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin resmî tezini oluşturmuştur. Nutuk’ta olup bitenlerin tek aktörü, tek düşüneni ve tek faili olarak Mustafa Kemal anlatılır. Her şeyin merkezine kendisini yerleştiren, sonradan olacakların hepsini öngörmüş olduğu izlenimini veren yazar; etrafındaki herkesi âdeta acemi, düşüncesiz, yer yer hain ve gafil aktörler olarak resmederken bütün bunlara karşılık yalnızca kendisini bir deha olarak takdim etmiştir. Bu gözden geçirilen metinler üniversitelerde ve liselerde ders kitabı olarak okutulmuş; böylece ideolojik propaganda için uygun malzeme üretilmiş ve hâlâ üretilmektedir.
Nutuk, salt tarafsız bir tarih kitabı değildir. 1926’daki İzmir Suikastı davası, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılması ve Takrir-i Sükûn Kanunu’nun yürürlükte olduğu bir ortamda ve büyük siyasi kırılmaların yaşandığı bir dönemde kaleme alınmıştır. Bu yönüyle tasfiye edilen muhalefete (Kâzım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy vb.) karşı siyasi bir savunma ve meşruiyet sağlama amacı taşır. Tek perspektifli bir anlatıdır; olaylar tamamen Atatürk’ün bakış açısından ve onun hafızasından aktarılır. Millî Mücadele’ye çok büyük katkıları olan diğer kurucu kadroların, özellikle paşaların rolü, metinde zaman zaman ikincil plana itilmiş veya muhalefetleri üzerinden eleştirilmiştir. Ancak eleştirdiği kişilere kendilerini aynı platformda savunma imkânı vermemiştir.
Metinde sert bir hitabet dili hâkimdir. Eski yol arkadaşları “gaflet”, “dalalet” veya “şahsî çıkarlarını korumak” gibi ağır ifadelerle itham edilebilmektedir. Bu durum, dönemin sert siyasi mücadelelerinin doğrudan bir yansımasıdır. Ulus-devlet inşasında kurucu bir mitos olan Nutuk, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ortak hafızasını ve kolektif kimliğini şekillendiren temel kurucu metindir.
Nutuk, olayların bizzat başrolü ve lideri olan Mustafa Kemal Atatürk tarafından kaleme alındığı için tarihe “ilk ağızdan” çok kıymetli bir kaynak sunarken aynı zamanda kaçınılmaz olarak öznel bir perspektif barındırır. Bazı tarihçi ve eleştirmenler Nutuk’u, ilerleyen on yıllarda eleştirilmesi teklif edilemeyen mutlak bir “resmî tarih metni” ve neredeyse dokunulmaz bir referans metin hâline getirmişlerdir. Tarih metodolojisi açısından Nutuk’un bazı sınırlılıkları da vardır: Birincil kaynak olmasına rağmen öznel bir metindir, polemik içerir, siyasi rakiplere yönelik sert değerlendirmeler taşır ve olayların yorumunda yazarın siyasal amaçları etkilidir. Bu nedenle günümüz tarihçiliğinde Nutuk, tek başına bir hakikat metni olarak değil, diğer arşiv belgeleri ve tanıklıklarla birlikte okunmalıdır.
Nutuk kurucu bir mit üretmiş ve Mustafa Kemal yarı mitolojik bir kahraman olmuştur. 1927’de altı gün boyunca okunan Nutuk, sadece Millî Mücadele’nin hikâyesini anlatmaz; aynı zamanda yeni rejimin kuruluş felsefesini ve meşruiyet zeminini inşa eder. Bu bağlamda metin; geçmişi yeniden düzenleyen, tarihin yönünü değiştiren kişi, kahramanları ve karşıtları belirleyen, siyasal doğruluğun ölçütlerini tanımlayan, krizi aşan kurtarıcı ve geleceği gören rehber olarak tasvir edilir ve yeni devletin kurucu metni işlevi görür. Bu açıdan Nutuk, tarih anlatısından ziyade kurucu bir manifestoya yaklaşır. Metinde Mustafa Kemal merkezî özne olarak ortaya çıkarken, diğer aktörler çoğu zaman onun tarihsel vizyonuna katkıları veya engelleri ölçüsünde değerlendirilir. Bu tasvir daha sonra eğitim sistemi, resmî törenler ve devlet söylemiyle pekiştirilmiştir. Böylece lider etrafında yarı kutsal bir siyasal kültür üretilmiştir.
Nutuk’ta dinî kutsallığın yerini ulusal kutsallık almıştır ve Nutuk yeni kutsiyetin inşa aracıdır. Nutuk yalnızca tarihî bir kaynak olarak değil, aynı zamanda Cumhuriyet’in kurucu ideolojisini meşrulaştıran ve yeni bir siyasal-kültürel kutsallık alanı üreten bir söylem alanı olmuştur. Erken Cumhuriyet döneminde hilafet, saltanat ve geleneksel dinî otoritelerin tasfiyesiyle oluşan sembolik boşluk yeni ulusal sembollerle doldurulmuştur. Cumhuriyet devrimleri ise dokunulmaz ilkeler olarak sunulmuştur. Burada dinî kutsiyet bütünüyle ortadan kaldırılmamış, aksine ulusal ve seküler bir biçime dönüştürülmüştür. Dolayısıyla kutsalın kendisi değil, kutsalın nesnesi değişmiştir. Nutuk, Mustafa Kemal’in karizmatik otoritesinin kurumsallaştırılmasını sağlayan önemli bir araç olmuştur.
Eleştirel bir perspektiften bakıldığında Nutuk, sadece Millî Mücadele’nin anlatısı değil, aynı zamanda Cumhuriyet’in kurucu meşruiyetini üreten ve yeni bir seküler kutsallık alanı oluşturan güçlü bir siyasal metindir. Ancak akademik açıdan daha dengeli bir değerlendirme, onu ne mutlak hakikatin kaynağı ne de yalnızca bir propaganda metni olarak görmelidir. Nutuk, kurucu hafızanın, siyasal meşruiyetin ve ulusal kimlik inşasının iç içe geçtiği karmaşık bir tarihsel belgedir.
Nutuk, yok edilmek istenen geleneksel İslami değerlerin yerine Atatürk’ü ve ulus-devleti kutsallaştırmayı amaçlayan seküler-ideolojik bir kurucu mitos niteliği taşımaktadır. Siyasi partilerin çoğunluğunun tam olarak okumadığı ve anlamadığı bir propaganda aracı olan bu eserin, son dönemde Kültür Bakanlığı tarafından sekiz dile çevrilerek dünyaya tanıtılma çabası eleştirilere açık bir konudur. Nutuk tek başına ne tarihi ne edebî ne de felsefî bir eser niteliği taşımaz. Nutuk’un yabancı toplumlar nezdinde bir katkı sağlaması ve evrensel bir değer üretmesi beklenemez.
İşin en çarpıcı yönü ise dindar-muhafazakâr seçmenden oy alan ve her fırsatta CHP’yi eleştiren iktidar kanadının (AKP), Nutuk’u hiçbir eleştirel süzgeçten geçirmeden sahiplenmesidir. Bu durum, kültürel bir faaliyetten öte, iktidarın ideolojik olarak Neokemalist bir çizgiye evrildiğinin açık bir göstergesi olarak dikkat çekmektedir.
Motorin Piyasasında Yeni Şok: Ukrayna Rusya'nın Can Damarını Vurdu Ukrayna, yaklaşık iki haftalık aranın ardından…
MİT'ten Sınır Ötesinde Nefes Kesen Operasyon: DEAŞ Mensubu Afganistan-Pakistan Hattında Yakalandı Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT)…
SİYASETİN ZİRVESİNDEN SESSİZLİĞİN LİMANINA: BİZİM EMEKLİ DEVLET BÜYÜKLERİMİZ VE VATAN SEVGİSİNİN RAF ÖMRÜ Türk siyasî…
İlham Aliyev Türkiye’ye Neden Gelmedi? Deniz Zeyrek İddiaların Perde Arkasını Açıkladı Gazeteci Deniz Zeyrek, Azerbaycan…
ABD’nin Mekke Anlaşması’na Karşı Sessiz Direnişi ve Bölgesel Dengeler ABD'nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın Mısır’ın…
Kazakistan Cumhurbaşkanı Tokayev: Türkiye Dünyanın En Önemli Ülkelerinden Biri Haline Geldi Ankara’da düzenlenen Türk Devletleri…