
TEMİZ SİYASET, TEMİZ TOPLUM…
MAKALENİN SESLİ ANLATIMI
Yanlış yoldan doğru menzile varılmaz!
Gayrimeşru vasıtalarla meşru hedeflere ulaşılamaz!
Birçok dünya ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de siyasetin finansmanı, öteden beri tartışılan, üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken köklü meselelerden biridir.
Son günlerde kamuoyunun gündemini meşgul eden fon, borsa, rüşvet, yolsuzluk, kara para aklama ve çeşitli menfaat ilişkilerine dair tespit, iddia ve tartışmalar, bu meseleyi yeniden gündeme taşımıştır.
Zira bir ülkenin siyasetini kimin, hangi kaynaklarla finanse ettiği meselesi, o ülkenin geleceğini kimin, hangi saiklerle şekillendireceği sorusundan bağımsız değildir!
Ancak mesele herhangi bir kişi, parti veya güncel hadiseyle sınırlı değildir. Cumhuriyetin ilk yıllarından çok partili hayata, geçmişten bugüne farklı biçimlerde karşımıza çıkan yapısal bir sorundur.
Bugün iktidarıyla muhalefetiyle Türkiye’de üzerinde ciddiyetle durulması gereken asıl mesele:
Siyasetin giderek ağırlaşan maliyeti, ölçüsüz israfı ve finansmanının hukuki, ahlaki boyutudur!
SİYASET NEDEN BU KADAR PAHALI?
Bir siyasi parti kurmak, teşkilatları ayakta tutmak, belediye başkanlığına, milletvekilliğine talip olmak, seçim kampanyaları yürütmek…
Binalar, personel, araçlar, konaklamalar, ağırlamalar, mitingler, afişler, reklamlar, seçim organizasyonları…
Saymakla bitmeyen harcamalar!
Elbette siyasetin meşru giderleri vardır. Devlet de kanuni şartları taşıyan siyasi partilere Hazine yardımı yapmaktadır. Ancak her parti bu yardımdan yararlanamamaktadır.
Kaldı ki özellikle teşkilat ve seçim harcamaları öylesine büyüyebilmektedir ki, alınan yardımlar dahi bu giderler karşısında tabir yerindeyse *“devede kulak”* kalabilmektedir.
Üstelik harcamaların önemli bir bölümü, siyasetin zorunlu ihtiyaçlarından değil, giderek normalleşen gösteriş, rekabet ve ciddi israf alışkanlıklarından kaynaklanmaktadır.
Düşününüz!
Bir insan belediye başkanı veya milletvekili olmak istiyor. Henüz seçilip seçilmeyeceği belli değilken, seçilse bile yıllarca alacağı maaşla karşılayamayacağı ciddi harcamalarla yüzleşebiliyor.
Peki, bu parayı nereden bulacak?
Kendi imkânlarından mı? Partisinden mi? Dostlarından mı? İş insanlarından mı?
İşte meselenin can alıcı noktası burasıdır!
Üstelik siyasetin böylesine pahalılaşması; ehliyetli, liyakatli, dürüst fakat maddi imkânları sınırlı insanların siyasete katılmasını da zorlaştırmaktadır.
Oysa milletin kaderini belirleyecek makamlara ulaşmanın ölçüsü, insanın serveti değil; ehliyeti, ahlakı ve millete hizmet kabiliyeti olmalıdır!
YARDIM MI, YATIRIM MI? BAĞIŞ MI, MENFAAT Mİ?
Elbette hiçbir karşılık beklemeden siyaset yapan, siyasete destek veren, ülkesine hizmet etmeyi arzulayan samimi insanlar vardır. Onları töhmet altında bırakmak haksızlık olur.
Ancak her destek böyle midir?
Bugün verilen büyük bir bağış, yarın belediyelerden ya da kamudan alınacak bir ihalenin, elde edilecek bir makamın, sağlanacak ayrıcalığın peşinatına dönüşebilir mi?
İşte burada yardım ile yatırım, bağış ile menfaat, siyaset ile ticaret arasındaki çizgi tehlikeli biçimde incelmektedir.
Bugün siyasete verilen bir lira, yarın kamudan beş, on, hatta yüz lira olarak geri alınmak isteniyorsa, bunun adı yardım değil, kamu kaynaklarına çökmektir!
Bunun bedelini de millet ödeyecektir!
Vergisini ödeyen esnaf, alın teriyle geçinen işçi, memur, emekli, çiftçi…
Hatta tüyü bitmemiş yetim!
Burada önemli bir hususun da altını çizelim:
Rüşvet, yolsuzluk, finansal manipülasyon ve gayrimeşru kazanç iddialarına konu olan paraların tamamı, hatta büyük bölümü siyasetin finansmanına gitmemektedir!
Bu tür ilişkilerde elde edilen paraların bir kısmı siyasi faaliyetlere aktarılabilirken, önemli bir kısmı da şahsi servetlere, haksız kazançlara ve çıkar çevrelerinin cebine gidebilmektedir.
Dolayısıyla mesele yalnızca siyasetin finansmanı değildir; siyasetin pahalılaşmasının da beslediği, fakat onunla sınırlı olmayan kirli menfaat ilişkileridir.
İşte bu yüzden hem paranın kaynağı hem nereye harcandığı hem de kimlerin bundan menfaat sağladığı sorgulanmak zorundadır
MESELE KİŞİLERDEN ÖNCE SİSTEM MESELESİDİR!
Türkiye’nin farklı dönemlerinde gündeme gelen finansman, bağış, ihale ve menfaat ilişkilerine dair iddia ve tartışmalar, bizi aynı soruyla yüzleştirmektedir:
Siyaset neden bu kadar büyük paralara ihtiyaç duymaktadır ve bu paraların kaynağı ne ölçüde şeffaftır?
Meseleyi herhangi bir partiye, kişiye veya güncel hadiseye indirgemek, asıl hastalığı gözden kaçırmaktır.
Burada iki temel problem vardır:
Birincisi insanın ahlaki zaafı, ikincisi bu zaafın istismarına imkân veren sistemin eksiklikleri.
Hırs, tamah, menfaat düşkünlüğü tarihin her döneminde vardı.
Fakat hukuk, ahlak ve denetim mekanizmaları tam da bunun için vardır!
Biz genellikle yolsuzluk ortaya çıktıktan sonra kimin suçlu olduğunu tartışıyoruz. Oysa asıl mesele, insanları yanlış ilişkilere sürükleyebilen şartları önceden ortadan kaldırabilmektir.
Çünkü iyi bir siyasi düzen, yalnızca iyi insanların varlığına güvenen değil, kötü niyetli insanların da kamu kaynaklarını istismar etmesini zorlaştıran sistemdir!
ÇÖZÜM: İSRAFI ÖNLEMEK, SİYASETİ ŞEFFAFLAŞTIRMAK!
Hedefimiz temiz siyaset, temiz toplum ve güçlü Türkiye ise; son dönemde bu istikamette atılan önemli adımların, siyasetin finansmanındaki israfı, kirli para ilişkilerini ve suistimalleri önleyecek köklü düzenlemelerle tamamlanması hayati önem taşımaktadır. Zira temiz toplum mücadelesi, temiz siyaseti teminat altına alan bir düzeni de gerektirir!
Öyleyse çözüm yalnızca kirli parayı takip etmek değil, siyasetin ölçüsüz para ihtiyacını da azaltmaktır.
Seçim harcamalarına makul ve bağlayıcı sınırlar getirilmeli; afişten reklama, mitingden seçim organizasyonlarına kadar propaganda faaliyetleri ölçülü, adil ve denetlenebilir kurallara bağlanmalıdır.
Partilerin ve adayların gelir-giderleri, bağışları ve seçim harcamaları şeffaf, kamuoyunun denetimine açık ve etkili biçimde denetlenebilir olmalı; kaynağı belirsiz paranın siyasete girmesi önlenmeli, harcama sınırlarını aşanlara caydırıcı yaptırımlar uygulanmalı, kamu ihaleleriyle siyasi finansman arasına aşılmaz hukuki ve ahlaki duvarlar örülmelidir.
Zira iktidar olmak da muhalefette bulunmak da tek başına ahlaki üstünlük belgesi değildir.
Çünkü siyaset, parası olanın imtiyazı değil; ehliyeti, liyakati, ahlakı ve millet sevgisi olanın hizmet alanı olmalıdır.
Unutmayalım ki!
Siyasetin maliyetini makul seviyeye indirmeden, israfı önlemeden, finansmanını hukukla ve ahlakla sınırlandırmadan yalnızca yolsuzluklarla mücadele etmek, bataklığı kurutmadan sivrisineklerle mücadele etmeye benzer.
Temiz toplumun yolu temiz siyasetten; temiz siyasetin yolu da temiz niyetten, meşru kazançtan, şeffaflıktan, adaletten ve hesap verebilirlikten geçer.
Zira mesele yalnızca iyi insanların siyasete girmesi değildir.
Mesele, iyi insanların da kirlenmeden siyaset yapabileceği bir düzen kurabilmektir Vesselam.*
Erol KAVUNCU / Uluslararası Siyaset Uzmanı
YAZARIMIZ ”EROL KAVUNCU’NUN”, DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA ”TIKLAYINIZ”
İslami Haber ”MİRAT” – YouTube
Türkiye Mekke Anlaşması ile Neyi Hedefliyor? MAKALENİN SESLİ ANLATIMI Mekke Anlaşması'nı Türkiye'nin milli çıkarları açısından…
Türkiye’nin Petrol Üretiminde Güçlü Adım Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye’nin enerji üretimine ilişkin sevindirici gelişmeleri…
Libya’dan Yunanistan’a Eleştiri: Hakkından Fazlasını İstiyor Libya Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Musa el-Koni, Yunanistan’ın deniz…
Kemal Sağlam’dan Adalet Çağrısı: “Biz Adalet Arıyoruz!” Rize’de “Kahrolsun İsrail” sloganı attıktan sonra darbedilen Dr.…
Azerbaycan’ın İsrail ilişkileri İran ile gerilimin gündeminde Azerbaycan’ın İsrail ile ilişkileri, İran’dan gelen açıklamalarla yeniden…
AVRUPA MAKİNESİNİ SATMAK İÇİN KAPIMIZI ÇALIYOR, BİZ SANAYİCİMİZİ KAPIDA BEKLETİYORUZ Geçtiğimiz günlerde, sahibini tanıdığım, İsveç’te…