
“Başka Dünyalarda Canlı Mahlukat Var Mıdır?”: Osman Nuri Eralp’in Bilimle Harmanlanmış Hayal Gücü
Türkçe’de “uzaylı” ve “dünya dışı yaşam” fikrini ele alan ilk kitap, 1918 yılında yayımlandı. Osman Nuri Eralp’in kaleme aldığı “Başka Dünyalarda Canlı Mahlukat Var Mıdır?”, fizik, kimya ve biyoloji bilimlerinin ışığında evrende başka canlıların var olup olamayacağını sorgulayan öncü bir eserdir.
O dönem için son derece yenilikçi olan bu çalışma, bilimi halkın anlayacağı sade bir dille anlatarak, evrende yalnız olup olmadığımız sorusunu yüzyıl önce gündeme taşımıştır.

1876 yılında İstanbul’da doğan Osman Nuri Eralp, Türkiye’nin ilk bakteriyolog ve veteriner hekimlerinden biridir. Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye’de eğitim aldıktan sonra Paris Sorbonne Üniversitesi ve Instituté Pasteur’de öğrenim gören Eralp, tüberküloz, kolera, frengi, şarbon ve sığır vebası gibi hastalıklar üzerine önemli çalışmalar yürüttü. 1940 yılında İstanbul’da vefat eden Eralp, sadece tıp ve biyoloji alanında değil, aynı zamanda popüler bilim yazarlığında da öncü bir isim oldu.
1918’de Şirket-i Mürettibiye Matbaası’nda basılan 59 sayfalık eser, olay örgüsünden çok bilimsel bir sorgulama üzerine kuruludur. Eralp, Güneş Sistemi’nin gezegenlerini tek tek ele alarak, hangi gök cisimlerinde yaşam olabileceğini bilimsel veriler ve gözlemlerle tartışmıştır. Ona göre Venüs ve Mars, yaşam için en uygun iki gezegendir. Ay’ın atmosferi olmadığı için canlılık barındırmadığını, Jüpiter’in ise aşırı soğuk yapısıyla yaşam için elverişsiz olduğunu belirtmiştir.
Eserin en dikkat çekici bölümlerinden biri, Osman Nuri’nin sorduğu şu sorulardır:
“Başka dünyalarda mahlukat var mıdır? Oralarda da yaşayıcı, döğüşçü, öldürücü uzviyat bulunur mu? Yoksa oralarda başka başka aşk ve sevda, zevk ve safa mı, başka başka ilim ve irfan mı vardır?”
Yazar, toplumun “öteki dünya” anlayışıyla bilimin “öteki dünyaları” karıştırmaması gerektiğini vurgular. Dünya’nın evrende yalnız bir toz zerresi olduğunu hatırlatarak, gökyüzüne bakıp orada da yaşam olabileceğini düşünmenin bilimin özüne uygun olduğunu söyler.

Osman Nuri Eralp’e göre Mars, Dünya’ya en çok benzeyen gezegendir ve orada bizden çok daha gelişmiş, zeki, güzel ve medeniyeti ileri düzeyde bir tür yaşamaktadır. Bu canlılar, makineleri öylesine geliştirmiştir ki artık fiziksel olarak değil, zihinsel olarak ilerlemektedirler. İnsanlığın Mars’taki bu seviyeye ulaşması için “daha çok zamana” ihtiyacı olduğunu ifade eder.
Eralp’e göre Venüs, hâlâ genç bir gezegendir ve üzerinde yeni yeni canlılar oluşmaktadır. Bu canlılar muhtemelen devasa bedenlere sahip, korkunç sesler çıkaran varlıklardır. Venüs’ün yüzeyi bataklıklarla ve geniş çayırlarla kaplıdır. Bu hayal gücü, dönemin bilim anlayışıyla birleştiğinde Türkçe’de yazılmış ilk “bilimkurgu” denemelerinden birini ortaya çıkarır.

Eserin sonunda, Eralp evrendeki yaşam döngüsüne dair dikkat çekici bir tablo çizer. Güneş’ten ayrılan ilk gezegenin Neptün olduğunu, yaşamın orada başladığını ve zamanla soğuyarak yok olduğunu söyler. Ardından sırasıyla Uranüs, Satürn, Jüpiter, Mars ve Dünya’nın aynı süreci yaşayacağını belirtir.
Bugün hayatın sona erdiği bu gezegenlerde bir zamanlar canlılar yaşadığını iddia eden Eralp, “Bir gün Dünya da soğuyacak, yaşam Merkür’de başlayacak ve oradakiler bizim sonumuza üzülecekler” diyerek eserini felsefi bir sonla bitirir.
Osman Nuri Eralp’in “Başka Dünyalarda Canlı Mahlukat Var Mıdır?” adlı eseri, yalnızca bir bilimsel metin değil, aynı zamanda Türkçe bilimkurgunun temellerini atan bir yapıt olarak kabul ediliyor.
Eralp’in dönemi için son derece ileri görüşlü bu fikirleri, insanlığın evrendeki yerini sorgularken bilimi bir merak kapısı olarak görmesinin güzel bir örneğini sunuyor.
HABER YORUM
Bu haberimize yorumu, Ali Rıza Demircan Hocamızın bir yazısıyla yapmış olalım:
İSLAMİ HABER “MİRAT”