
Türkiye ile İsrail arasındaki gerilim artık yalnızca siyasi açıklamalardan ibaret değil. Özellikle Suriye sahasında iki ülkenin askerî hesaplarının birbirine yaklaşması, “Türkiye ile İsrail doğrudan karşı karşıya gelirse ne olur?” sorusunu daha ciddi biçimde gündeme taşıyor.
Nitekim İsrail‘in 18 Ağustos’ta Suriye’deki Ebu Zuhur Hava Üssü‘ne düzenlediği saldırının ardından Washington’ın Türkiye, İsrail ve Suriye arasında bir çatışmasızlık mekanizması kurmaya çalışması, Amerika’nın da bu ihtimali ciddiye aldığını gösteriyor. Reuters‘a göre ABD‘nin amacı, Suriye’de yaşanabilecek yanlış hesaplamaların Türkiye ile İsrail’i doğrudan çatışmaya sürüklemesini önlemek.
Peki gerçekten savaş çıkarsa?
Benim kanaatim şu:
İsrail Türkiye’ye saldırırsa, beklediğinden çok daha büyük bir duvara çarpacaktır.
İsrail’in Gazze‘de yürüttüğü soykırım ile Türkiye’ye karşı gireceği olası bir savaş aynı şartlarda değerlendirilemez.
Gazze’nin coğrafi yapısı, askerî kapasitesi ve uluslararası konumu ile Türkiye’nin durumu arasında büyük fark var.
İsrail, Gazze‘de hava üstünlüğünü ve teknolojik kapasitesini kullanarak büyük bir yıkım meydana getirebildi.
Fakat Türkiye karşısında karşısında düzenli bir ordu, güçlü hava ve deniz kuvvetleri, geniş bir coğrafya, büyük nüfus ve giderek güçlenen bir savunma sanayisi bulunacak.
Üstelik savaşın psikolojik boyutu da var.
İsrail ordusunun Gazze‘deki uzun savaş nedeniyle ciddi bir yıpranma yaşadığına ilişkin göstergeler bulunuyor. Reuters‘ın 2025’te aktardığı bir araştırmada İsrailli yedek askerlerin yüzde 36’sı morallerinin düştüğünü belirtmişti. Uzayan savaşın askerlerde ve toplumda yorgunluk ve hayal kırıklığı oluşturduğu da haberleştirilmişti.
Dolayısıyla uzun ve ağır kayıplı bir savaşın İsrail toplumu ve ordusu üzerinde ciddi psikolojik baskı oluşturabileceği aşikardır
Türkiye’nin savaş psikolojisi ise farklı bir tarihsel zemine dayanıyor.
Türk Silahlı Kuvvetleri açısından vatan savunması, fedakârlık ve şehadet anlayışı toplumun geniş kesimlerinde güçlü bir karşılığa sahip.
15 Temmuz gecesinde bunun toplum ve güvenlik güçleri açısından nasıl ortaya çıktığını da gördük.
Dolayısıyla İsrail‘in Gazze‘de uyguladığı “vur, üstün hava gücünü kullan, kısa sürede sonuç al” mantığının Türkiye karşısında aynı şekilde çalışacağını düşünmek oldukça zor.
İsrail’in elindeki yüksek teknoloji, F-35’ler, hassas mühimmat ve gelişmiş hava savunma sistemleri elbette küçümsenemez. Ancak bunları İsrail’e otomatik bir üstünlük sağlayan unsurlar gibi görmek de doğru değildir.
Çünkü Türkiye’nin de güçlü bir istihbarat teşkilatı, gelişmiş keşif-gözetleme imkânları, elektronik harp kabiliyeti, İHA ve SİHA teknolojileri ve ciddi bir askerî tecrübesi bulunuyor. Üstelik İsrail istihbaratının “her şeyi bilen ve her şeyi önceden gören” şeklinde oluşturulan imajı, 7 Ekim 2023 saldırısında yaşanan büyük istihbarat zaafıyla ciddi biçimde sorgulandı.
Dolayısıyla savaş, yalnızca hangi ülkenin daha gelişmiş uçağa veya füzeye sahip olduğu üzerinden değerlendirilemez.
Ya savaş bitmezse?
İsrail‘in savaş stratejisinin en güçlü olduğu alan kısa süreli ve yoğun operasyonlar.
Türkiye’nin ise büyük coğrafyası, nüfusu, askerî kapasitesi ve savunma sanayisi nedeniyle uzun savaşta dayanıklılığı daha yüksek.
SIPRI’nin verileri de Türkiye’nin askerî harcamalarındaki hızlı artışın ve savunma sanayisine yapılan yatırımların altını çiziyor.
Bu nedenle İsrail’in Türkiye’ye saldırıp birkaç gün içerisinde Ankara’yı masaya oturtabileceğini düşünmek gerçekçi değil.
Tam tersine, savaş uzadıkça İsrail’in karşı karşıya kalacağı maliyet artacaktır.
İsrail’in nükleer kapasiteye sahip olduğu genel olarak kabul ediliyor. Ancak bunu Türkiye’ye karşı kullanmak, İsrail açısından “savaşı kazanmak” anlamına gelmeyecektir.
Tam tersine, böyle bir adım Ortadoğu‘yu kontrol edilemez bir felakete sürükler.
Amerika’nın bunu istemesi son derece düşük ihtimaldir.
Çünkü nükleer bir saldırının ardından Türkiye, NATO üyesi olarak uluslararası sistemi çok daha büyük bir krizin içine çekebilir.
Üstelik mesele sadece Amerika da değil.
Avrupa’nın enerji ve ticaret güvenliği böyle bir savaşta ağır biçimde sarsılır.
Ortadoğu’daki petrol ve enerji yollarının ciddi şekilde zarar görmesi, zaten kırılgan olan dünya ekonomisini yeniden sarsabilir.
Nitekim 2026’daki İran savaşı sırasında Hürmüz Boğazı‘nın kapanması bile küresel petrol piyasalarını ve büyüme beklentilerini ciddi biçimde etkiledi.
Türkiye-İsrail savaşı ise bunun çok daha geniş bir versiyonunu ortaya çıkarabilir.
Büyük ihtimalle İsrail’in yanında durur.
Ancak burada çok önemli bir ayrım var:
Amerika’nın İsrail’e siyasi, istihbarat ve askerî destek vermesi başka;
Türkiye’ye karşı İsrail adına doğrudan savaşa girmesi başka.
Çünkü Türkiye NATO üyesi.
Washington‘ın karşısında sadece İsrail’i desteklemek değil, NATO‘nun geleceğini ve kendi ittifak sistemini de korumak gibi bir problem ortaya çıkar.
Bu yüzden Amerika‘nın böyle bir savaşta ilk tercihi, İsrail’i destekleyerek Türkiye ile savaşa girmek değil, savaşı daha başından engellemek olacaktır.
Son gelişmeler de bunu gösteriyor.
ABD’nin Türkiye, İsrail ve Suriye arasında çatışmasızlık mekanizması kurmaya çalışması tesadüf değil.
İşte bendenizin kanaati burada netleşiyor.
İsrail sınırlı bir saldırıya cesaret edebilir.
Ama Türkiye’ye karşı uzun süreli, doğrudan ve topyekûn bir savaşa girmek İsrail açısından son derece büyük bir kumar olur.
Çünkü karşısındaki ülke Gazze değil.
Karşısındaki ülke İran da değil.
Karşısındaki ülke:
NATO üyesi Türkiye.
Büyük nüfus.
Geniş coğrafya.
Güçlü ordu.
Gelişen savunma sanayisi.
Deniz gücü.
Hava gücü.
İHA ve SİHA kapasitesi.
Ve en önemlisi, toplumun önemli bir bölümünde güçlü bir vatan savunması ve fedakârlık psikolojisi.
Bu nedenle İsrail’in “nasıl olsa birkaç günde sonuç alırım” hesabı yapması halinde büyük bir stratejik hata yapması mümkün.
Türkiye-İsrail savaşında “kim daha güçlü?” sorusunun tek bir cevabı yok.
İsrail’in teknoloji, hava gücü ve istihbarat üstünlüğü var.
Türkiye’nin ise ölçek, coğrafya, insan gücü, savunma sanayisi ve uzun savaşta dayanıklılık avantajı bulunuyor.
Fakat bütün bunların üzerinde daha önemli bir gerçek var:
İsrail’in Türkiye’ye karşı savaşı kısa tutması gerekir.
Çünkü savaş uzadıkça denklem Türkiye lehine değişecektir.
Ve bu nedenle İsrail Türkiye’ye saldırırsa, ilk günlerde Türkiye’ye ciddi zarar verebilse bile, “vur-kaç” mantığıyla başladığı savaşın içinde kendisi sıkışacaktır.
İsrail’in asıl korkması gereken de belki budur:
Gazze’de karşısında kuşatma altındaki bir bölge vardı. Türkiye’de ise karşısında bütün imkânlarıyla savaşabilecek bir devlet olacaktır.
Bu yüzden olası bir Türkiye-İsrail savaşının en büyük sürprizi, İsrail’in ilk saldırıyı kazanması değil;
ilk saldırıyla başlattığı savaşı istediği hızda bitirememesi olabilir.
Ve o noktadan sonra savaş, İsrail’in istediği bir operasyon olmaktan çıkar.
İsrail’in duvara tosladığı bir yıpratma savaşına dönüşür.
İSLAMİ HABER “MİRAT”
Binali Yıldırım’ın Sözleri Sonrası Azerbaycan’dan 7 Türkiye Vatandaşı Hakkında Karar! DERİN BAKIŞ | Mirat…
Ali Rıza Demircan Hoca’nın Sözü Bugün Daha da Anlamlı: Ezan Okunuyor, Peki İslam Nerede? Ali…
Tiran’da Rama’ya istifa çağrısı: Göstericilerle polis çatıştı Arnavutluk’un başkenti Tiran’da, Başbakan Edi Rama’nın istifasını isteyen…
Al Sana Bir Pislik Daha YASA DIŞI ÜREME HÜCRESİ TİCARETİ VE İSLAM’IN HÜKMÜ Faiz, rüşvet…
Türkiye–İspanya ortaklığında yeni fırsat: İsrail sistemlerine ASELSAN alternatifi Türkiye’nin savunma teknolojilerindeki gücü ile İspanya’nın sanayi…
Peygamber Sevdalıları Vakfı’ndan Azerbaycan’daki Başörtüsü Kısıtlamalarına Tepki Peygamber Sevdalıları Vakfı, Azerbaycan’da başörtülü kız öğrencilerin okullara…