Gündem

ÜÇ FATMA NUR’UN ÖLÜMÜ, TEK BİR GERÇEK: AİLE VE EĞİTİM SİSTEMİMİZİN ÇÖKÜŞÜ (2)

ÜÇ FATMA NUR’UN ÖLÜMÜ, TEK BİR GERÇEK: AİLE VE EĞİTİM SİSTEMİMİZİN ÇÖKÜŞÜ (2)

3. TOPLUM OLARAK KENETLENMEK: HEPİMİZİN ÇOCUĞU

Çocuklar ve gençler, sadece ailelerin değil, tüm toplumun ortak sorumluluğudur:

a) Mahalle Bilincini Yeniden Canlandırmak

Sokakta gördüğümüz her gencin bir ailenin emaneti olduğu bilinciyle, “hepimizin çocuğu” anlayışı yaygınlaştırılmalı.

Muhtarlıklar, sivil toplum kuruluşları ve okullar işbirliğiyle mahalle bazlı gençlik merkezleri kurulmalı; spor, sanat, kültür etkinlikleriyle gençlerin enerjisi verimli alanlara yönlendirilmeli.

b) Medya, Dijital Platformlar, Televizyon Dizileri ve Sosyal Medyanın Sorumluluğu

Toplumu inşa eden veya yıkan en güçlü araçlardan biri hiç şüphesiz medyadır. Televizyon dizileri ve sosyal medya platformları, özellikle genç neslin zihnini, hayallerini, değer yargılarını şekillendiren en etkili mecralar hâline geldi. Ne yazık ki bu güç, çoğu zaman sorumsuzca, hatta yıkıcı biçimde kullanılıyor.

Dizilerin ve Sosyal Medyanın Görünmez Müfredatı:

Televizyon dizileri ve sosyal medya, aslında birer “görünmez okul” işlevi görüyor. Çocuklar ve gençler, okulda öğretilmeyen pek çok şeyi ekranlardan ve sosyal medyadan öğreniyor. Peki bu görünmez müfredatta neler var?

Şiddetin ve Linç Kültürünün Normalleştirilmesi:

Dizilerde şiddet, çözüm aracı olarak sunuluyor, kahramanlar şiddet uyguladığında alkışlanıyor. Fatma Nur Çelik öğretmenimizi katleden gencin, şiddeti bir çözüm yolu olarak içselleştirmesinde, ekranlarda sürekli şiddetle özdeşleştirilen “güçlü karakter” algısının payı büyük.

Sosyal medyada ise “linç kültürü” adeta bir spor hâline gelmiş durumda. Bir kişi hakkında anlık öfkeyle başlatılan kampanyalar, gençlerde empati yoksunluğunu körüklüyor, toplu nefretin normalleşmesine yol açıyor. Bir öğretmenin katledilmesi karşısında bile bazı sosyal medya yorumlarının faili anlamaya çalışması, mağduru suçlaması, bu ahlaki çöküşün en vahim göstergesidir.

Aile Kurumunun Zayıflatılması ve Sahte Rol Modeller:

Dizilerde, bazı TV programlarında ve sosyal medyada, evlilik dışı ilişkiler, aldatmalar, boşanmalar sıradanlaştırılıyor, hatta bazen özendiriliyor. Aile büyükleri genellikle “gerici”, “baskıcı” tipler olarak resmedilirken, geleneksel aile değerleri sürekli aşındırılıyor. Fatma Nur Çevik’in ailesiyle arasına koyduğu duvarın bir tuğlası da ekranlardan düşüyor.

Sosyal medya fenomenleri, gençler için yeni rol modeller hâline geldi. Ancak bu fenomenlerin büyük kısmı; tüketim odaklı, gösteriş meraklısı, emek vermeden zengin olmayı vaat eden, yüzeysel bir hayat tarzı sunuyor. Gençler, bu sahte başarı hikayelerine özenirken, gerçek başarının sabır, çalışmak, ahlak ve bilgiyle geldiğini unutuyor.

Tüketim Kültürünün Dayatılması:

Dizilerdeki ve sosyal medyadaki gösterişli hayatlar, marka kıyafetler, lüks arabalar, pahalı tatiller, gençlerde “sahip olma” hırsını körüklüyor. Oysa manevi değerler, paylaşmak, kanaat, şükür gibi erdemler ekranlarda hiç yer bulmuyor. Fatmanur Yücel gibi gençlerin “bir anlık haz” uğruna çakmak gazına yönelmesinde, tüketim kültürünün yarattığı doyumsuzluk hissinin ve anlık tatmin arayışının rolü büyüktür. Bu süreçte beden teşhirciliği ve yediklerini, içtiklerini, arabalarını, tatillerini teşhir etme hastalığı da gençler ve hatta yetişkinler arasında yaygınlaşıyor. Gösteriş ve teşhir, kimlik inşasının yerini alıyor; değerler ise geri plana itiliyor.

Mahremiyetin Yok Edilmesi ve Dijital Şizofreni:

Sosyal medyada ise durum çok daha vahim. Gençler, hayatlarının en mahrem anlarını (ağlarken, eğlenirken, öfkelenirken) milyonlarla paylaşma yarışına girmiş durumda. Kendi hayatlarını başkalarının beğenisine sunma bağımlılığı, onları sürekli bir “performans” sergilemeye itiyor. Gerçek kimlikleriyle çevrimiçi kimlikleri arasında sıkışan gençler, “dijital şizofreni” denebilecek bir ruh hâline bürünüyor. Bu durum, sağlıklı kimlik gelişimini engelliyor, kaygı bozukluklarına ve yalnızlaşmaya yol açıyor.

Dizilerde ve magazin programlarında, özel hayatın en mahrem anları dahi didik didik ediliyor, izleyiciye sunuluyor.

Çocuklar ve gençler, özel olanla kamuya açık olan arasındaki sınırı öğrenemiyor. Sosyal medyada ise durum çok daha vahim. Gençler, hayatlarının en mahrem anlarını (ağlarken, eğlenirken, öfkelenirken) ve vücutlarının en mahrem yerlerini, milyonlarla paylaşma yarışına girmiş durumda. Kendi hayatlarını başkalarının beğenisine sunma bağımlılığı, onları sürekli bir “performans” sergilemeye itiyor. Bu performansın önemli bir parçası da teşhircilik hastalığıdır: bedenlerini, özel anlarını, tükettikleri ürünleri ve lüks yaşam göstergelerini sergilemek. Gerçek kimlikleriyle çevrimiçi kimlikleri arasında sıkışan gençler, “dijital şizofreni” denebilecek bir ruh hâline bürünüyor. Bu durum, sağlıklı kimlik gelişimini engelliyor, kaygı bozukluklarına ve yalnızlaşmaya yol açıyor.

Sosyal Medya Bağımlılığı ve Yalnızlaşma:

Gençler ve hatta yetişkinler, sosyal medyada yüzlerce “arkadaş”a sahipken, gerçek hayatta tek bir samimi dostları olmayabiliyor. Beğeni ve takipçi sayıları, gerçek insani ilişkilerin yerini alıyor. Fatma Nur Çevik’in odasında yalnız başına ders çalışırken hayatını kaybetmesi, aslında bu büyük yalnızlaşmanın da bir simgesidir. Belki de odasında yalnızca kitaplarıyla değil, sanal bir dünyanın kalabalık yalnızlığıyla baş başaydı.

Dezenformasyon ve Duyarsızlaşma:

Sosyal medyada her gün onlarca şiddet, ölüm, felaket haberi akıp geçiyor. Sürekli kötü haberlere maruz kalan gençler, zamanla duyarsızlaşıyor, empati yetenekleri köreliyor. Fatma Nur Çelik’in ölüm haberinin sosyal medyada birkaç saat içinde sıradan bir “içerik”e dönüşmesi, unutulup gitmesi, işte bu duyarsızlaşmanın eseridir.

Siber Zorbalık ve Psikolojik Yıkım:

Sosyal medya, okulda başlayan zorbalığın evde, odada, gecenin bir yarısında bile devam etmesine olanak sağlıyor. Siber zorbalık mağduru gençlerin intihara sürüklendiği binlerce vaka var. Belki de Fatmanur Yücel’in arkadaş ortamında yaşadığı sorunlar, sosyal medyada katlanarak büyümüş ve onu çakmak gazına itmiştir.

c) Çözüm: Bilinçli Medya ve Sosyal Medya Okuryazarlığı İle Sorumlu Yayıncılık

Medya ve sosyal medya okuryazarlığı okullarda öğretilmeli: İlkokuldan itibaren çocuklara, izledikleri programları, takip ettikleri fenomenleri, karşılaştıkları içerikleri eleştirel gözle değerlendirme, gerçekle kurguyu ayırt etme, medya mesajlarını sorgulama, dezenformasyonu fark etme becerisi kazandırılmalı. Bu konular, sadece teorik değil, uygulamalı olarak verilmeli.

Ailece izleme ve denetim alışkanlığı geliştirilmeli: Çocukların televizyon izleme ve sosyal medya kullanım alışkanlıkları denetlenmeli, mümkünse aile bireyleri birlikte program izlemeli, birlikte sosyal medyada vakit geçirmeli ve karşılaşılan içerikler üzerine sohbet edilmeli. Yasaklamak yerine, bilinçlendirmek esas olmalı.

Dijital detoks uygulamaları teşvik edilmeli: Belirli günlerde veya saatlerde tüm aile bireylerinin dijital cihazları bırakıp birbirleriyle vakit geçireceği “dijital detoks” saatleri oluşturulmalı.

RTÜK ve BTK denetimleri artırılmalı: Özellikle çocukların ve gençlerin izleme saatlerinde yayınlanan programların içerikleri daha sıkı denetlenmeli, şiddet ve ahlaksızlık içeren yapımlara caydırıcı yaptırımlar uygulanmalı. Sosyal medya platformlarının Türkiye’deki genç kullanıcıları korumaya yönelik önlemler alması zorunlu kılınmalı.

Yapımcılara ve fenomenlere sorumluluk çağrısı: Dizi ve program yapımcıları, sadece reyting değil, topluma karşı sorumluluklarını da önemsemeli. Toplumu dönüştüren bu gücün farkında olarak, yapımlarında olumlu rol modellere, sağlıklı aile ilişkilerine, gerçek başarı hikâyelerine yer vermeliler. Fenomenler ise, milyonlarca gence rol model olduklarının bilinciyle hareket etmeli, paylaşımlarında daha dikkatli olmalı.

Alternatif içerikler üretilmeli: Gençlere yönelik, onların merakını uyandıran, eğlendirirken öğreten, değerlerine sahip çıkan, bilim, sanat, spor, keşif odaklı yapımlar teşvik edilmeli ve desteklenmeli. Milli Eğitim Bakanlığı, Kültür Bakanlığı ve TRT işbirliğiyle, gençlerin ilgisini çekecek nitelikli dijital içerikler üretilmeli.

Okullarda sosyal medya bilinci eğitimi: Rehberlik saatlerinde ve çeşitli etkinliklerle sosyal medyanın doğru kullanımı, mahremiyet, siber zorbalıkla baş etme yöntemleri, dijital ayak izi gibi konular işlenmeli.

Aile Seminerleri: Velilere aile içi iletişim ve çocuk yetiştirme konularında bilgilendirici etkinlikler yapılmalı.

Toplumsal Projeler: Öğrenciler ve veliler sade yaşam, yardımlaşma ve kanaat temalı sosyal sorumluluk projelerine katılmalı.

Rol Model Paylaşımları: Kanaatkâr, sade yaşamı benimseyen toplum önderleri öğrencilere tanıtılmalı.

d) Yerel Yönetimlere Aktif Rol

Belediyeler, gençlik merkezleri, spor tesisleri, kütüphaneler, atölyelerle gençlerin nitelikli vakit geçirebileceği mekânlar sunmalı.

Ücretsiz psikolojik danışmanlık, aile terapisi, bağımlılıkla mücadele hizmetleri yaygınlaştırılmalı.

e) Ruh Sağlığı Hizmetlerine Erişim

Saldırgan öğrenci F.S.B. örneğinde olduğu gibi, tedavisi yarıda kalan gençler için takip sistemi kurulmalı. Ruh sağlığı hizmetleri, okullarla entegre çalışmalı.

Ailelere, çocuklarının ruhsal sorunlarını kabullenme ve tedavi sürecini tamamlama konusunda rehberlik ve maddi destek sağlanmalı.

SON SÖZ: BİR DAHA “FATMA NUR”LAR ÖLMESİN

Üç Fatma Nur’un ardından atacağımız her somut adım, onların ve benzer öğretmen, çocuk ve gençlerin anısına saygıdır. Ama unutmayalım: Bu adımlar sadece kağıt üzerinde kalan iyi niyet cümleleri olmamalı; üç beş gün konuşulup gündemden düşmemeli. Aile içinde başlayan, okulda devam eden, toplumda kökleşen bir dönüşüm hâline gelmeli.

Özellikle eğitim sistemimiz, sınav başarısını putlaştıran anlayıştan vazgeçip, insan yetiştirmeyi merkeze alan bir yapıya kavuşmalı. Medyamız ve sosyal medya platformlarımız ise, reyting, tıklanma veya beğeni uğruna değil, toplumu inşa etme sorumluluğuyla hareket etmeli.

Fatma Nur Çelik öğretmenimizin 20 yıllık prova kaydındaki sesi, şimdi bizlere şu çağrıyı yapıyor: “Sessiz kalmayın, değişimin parçası olun.” Fatma Nur Çevik’in kilitli kapısı, aralanmayı bekliyor. Fatmanur Yücel’in elindeki çakmak gazı, söndürülmeyi bekliyor. Televizyon ekranlarında ve sosyal medyada şiddet, teşhircilik, tüketim çılgınlığı ve yüzeysellikle yoğrulan genç zihinler, yeniden anlamlandırılmayı bekliyor.

Bu üç isim, aynı acının farklı yüzleri. Onların ölümü, hepimizin dirilişine vesile olsun. Aile olmanın, eğitimin, toplum olmanın, sorumlu medyanın ve bilinçli sosyal medya kullanımının yeniden anlam kazandığı bir gelecek inşa etmek; işte asıl vefa budur.

Çünkü her Fatma Nur, aslında hepimizin kızı, hepimizin öğretmeni, hepimizin geleceğidir. Sahip çıkalım.

∗ Bu makale, 2 Mart 2026’da İstanbul Çekmeköy’de öğrencisi tarafından katledilen Biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik ile 2023’te Rize’de ve 2020’de Eskişehir’de hayatını kaybeden iki Fatma Nur’un aziz hatıralarına ithaf edilmiştir.

Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Recent Posts

  • Makale

250 YIL SONRA YENİDEN SÖMÜRGE

250 YIL SONRA YENİDEN SÖMÜRGE İran'a, Gazze'ye, Yemen'e, Lübnan'a ortak operasyonlar yapan, Siyonist rejime karşı…

30 dakika ago
  • Gündem

Gençler Arasında Sessiz Tehlike: Apateizm

Gençler Arasında Sessiz Tehlike: "Apateizm" Akımı Yayılıyor! Eğitimci ve yazar Dilek Temirhan, son dönemde gençler…

2 saat ago
  • Gündem

KURBAN İBADETİNİ NASIL DEĞERLENDİRMELİYİZ?

KURBAN İBADETİNİ NASIL DEĞERLENDİRMELİYİZ? Soru 5: Kurban için bütçemizi zorlamalı mıyız? Nasıl kurban kesmeliyiz? İslâm…

3 saat ago
  • Gündem

Aile Çökerse Nüfus Dibe Vurur, Ülke Uçuruma Sürüklenir

Aile çökerse nüfus dibe vurur, ülke uçuruma sürüklenir… İngiltere’nin parlak entelektüellerinden John Berger, 1978 yılında…

3 saat ago
  • Gündem

Gazze’de Bir Babanın Bitmeyen Nöbeti: “Evin Altında Şehit Varken Nasıl Uyuyayım?”

Gazze’de Bir Babanın Bitmeyen Nöbeti: “Evin Altında Şehit Varken Nasıl Uyuyayım?” İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ne…

3 saat ago
  • Makale

ANA, RABBİMİN VARLIK İŞÇİSİ, SEVGİ PINARI ANAM…

ANA, RABBİMİN VARLIK İŞÇİSİ, SEVGİ PINARI ANAM… Evren, dünya, tabiat ve doğa… Hepsi ayrı ayrı…

4 saat ago