
Türkiye’nin farklı şehirlerinde, farklı yıllarda yaşanan üç ölüm… İsimleri aynı: Fatma Nur. Biri öğretmen, ikisi öğrenci. Bu üç olay, birbirinden bağımsız gibi görünse de aslında aynı kökten beslenen bir toplumsal sorunun farklı yüzlerini ortaya koyuyor. Benim yazıma başlık yaptığım bu üç “Fatma Nur”un ölümü, son yıllarda ülkemizde yaşanan istisnai olaylardan değildir. Benzer binlerce yaşanan trajediler, aslında tek bir fotoğrafın karelerine üç örnektir. İçinden geçtiğimiz toplumsal çöküşün, aile yapımızdaki derin yarılmanın ve eğitim sistemimizin iflasının acı birer belgesidir.
ÜÇ FATMA NUR
Birinci Fatma Nur: Şiddetin Kurbanı Öğretmen
2 Mart 2026’da İstanbul Çekmeköy’de, biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik, 17 yaşındaki öğrencisi tarafından kendi sınıfında katledildi. 44 yaşındaki bu anne, daha önce defalarca uyarıda bulunduğu, “Can güvenliğimiz yok.” dediği bir öğrencinin bıçağıyla can verdi. Saldırganın babasının, olaydan günler önce çocuğunu ruh hastalıkları hastanesinden taburcu ettirdiği ortaya çıktı.[2]
Bu tablo, eğitim sistemimizin geldiği noktayı özetliyor: Okullar artık yalnızca eğitim yuvaları değil, şiddetin kol gezdiği, öğretmenlerin can güvenliğinin bile olmadığı kurumlar hâline geldi. Disiplin mekanizmaları işlemiyor, riskli öğrencilerle ilgili uyarılar dikkate alınmıyor, aileler çocuklarının tedavisini yarım bırakıp topluma salıyor. Ve en trajik olanı, bir öğretmenin “endişelerini dile getirdiği” öğrenci tarafından öldürülmesi.
İkinci Fatma Nur: Sessiz Çığlık
1 Mart 2023’te Rize’de, 15 yaşındaki Fatma Nur Çevik, odasına ders çalışmak için çekildi, kapısını kilitledi ve bir daha açılmamak üzere sessizliğe gömüldü. Kalp krizi geçiren genç kız, kardeşlerinden rahatsız olmamak için kendini odasına hapsetmiş, ailesi onu yemek çağrılarına cevap vermeyince kapıyı kırarak bulduğunda iş işten geçmişti.[3]
Bu vaka, aile içi iletişimin nasıl çöktüğünün, evlerimizin nasıl birer “yalnızlık fabrikasına” dönüştüğünün göstergesidir. Bir çocuğun ders çalışmak için kendini odasına kilitlemesi, ailesinden fiziksel olarak ayrışması, aslında duygusal bir ayrışmanın da sembolüdür. O kapı, sadece kardeşlerin gürültüsüne değil, aile sıcaklığına, iletişime, paylaşıma da kapanmıştır.
Üçüncü Fatma Nur: Kaybolan Gençlik
9 Kasım 2020’de Eskişehir’de, 15 yaşındaki Fatmanur Yücel, arkadaşlarıyla otomobilde otururken geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Arkadaşının ifadesine göre, ölümünden önce elinde çakmak gazı vardı. Kronik astım hastası genç kız, belki de bir anlık özentinin, arkadaş baskısının veya içine düştüğü boşluğun kurbanı oldu.[4]
Bu vaka, gençlerimizi bekleyen görünmez tehlikeleri, bağımlılık tuzağını, anlamsızlık girdabını gözler önüne seriyor. Çakmak gazı gibi basit bir madde, bir gencin hayatını söndürebiliyor. Peki bu gençler neden bu tür maddelere yöneliyor? Aileler çocuklarının nerede, kiminle, ne yaptığını biliyor mu? Okullar bu konuda yeterli bilinçlendirmeyi yapıyor mu?
Üç Vaka, Tek Tablo
Bu üç Fatma Nur’un ölümleri, birbirinden bağımsız olaylar değil. Aynı zincirin halkaları:
Birinci halka (Fatmanur Yücel – 2020): Çocuklarımız sokakta, arkadaş ortamlarında, bağımlılık tehlikesiyle baş başa. Aile ve okul denetimi zayıf.
İkinci halka (Fatma Nur Çevik – 2023): Çocuklarımız evde, odalarında, ailelerinden kopuk. Sınav odalı bir yaşam; iletişim kanalları tıkanmış, duygusal bağlar zayıflamış.
Üçüncü halka (Fatma Nur Çelik – 2026): Bu kopukluk ve denetimsizlikle büyüyen çocuklar, şiddet eğilimli bireylere dönüşüyor. Ve hedef bu kez bir öğretmen, bir anne, bir eğitimci oluyor.
AİLE VE EĞİTİM SİSTEMİMİZ NEREYE GİDİYOR?
Aile yapımız, geleneksel bağlarını hızla kaybediyor. Modern hayatın dayattığı bireysellik, evlerimizi “yan yana yaşayan yalnızlar” yuvasına çevirdi. Sofralar küçüldü, sohbetler azaldı, dokunmalar unutuldu. Çocuklarımızı tanımıyoruz, onların iç dünyalarına giremiyoruz, sorunlarını fark edemiyoruz. Fatma Nur Çevik’in kilitli kapısı, aslında hepimizin evinde çocuklarımızla aramıza ördüğümüz duvarların sembolü.
Eğitim sistemimiz ise sadece akademik başarıya odaklanmış, ruh ve karakter inşasını ihmal etmiş durumda. Okullarımız, şiddetin normalleştiği, disiplinin işlemediği, öğretmenlerin yalnızlaştığı kurumlara dönüştü. Fatma Nur Çelik’in uyarılarının dikkate alınmaması, sistemin ne kadar kör ve sağır olduğunu gösteriyor. Ve Fatmanur Yücel’in çakmak gazıyla oynadığı o araba, okul sonrası denetimsiz saatlerde gençleri bekleyen tuzakların resmi.
ÇÖZÜM: YENİDEN İNŞA İÇİN SOMUT ADIMLAR
Üç Fatma Nur’un ölümleri, yalnızca ağıt yakmak için değil, köklü bir değişim için bize yol haritası sunuyor. Bu tablo karşısında susmak, alışmak, “kader” demek en büyük ihanettir. İşte aile, eğitim ve toplum olarak atmamız gereken somut adımlar:
1. AİLE OLMAYI YENİDEN ÖĞRENMEK: EVE DÖNÜŞ PROJESİ
Aile, sadece aynı çatı altında yaşamak değil, aynı kalbi paylaşmaktır. Bunun için:
a) Zaman Enflasyonuna Dur Demek:
Aile içi iletişim saatleri oluşturulmalı. Yemek sofraları, televizyon ve telefonların olmadığı, herkesin birbirini dinlediği “kutsal anlar” hâline getirilmeli.
Gerekirse şartlarımızı zorlayarak, sabah kahvaltı ve akşam yemeklerinde birlikte olunmalı. Bu olmuyorsa hafta sonunda birlikte sofraya oturmalı.
Haftada en az bir gün “aile günü” ilan edilmeli, birlikte kitap okuma, oyun oynama, doğa yürüyüşü gibi ortak etkinlikler zorunlu hâle getirilmeli.
b) Duygusal Okuryazarlık Eğitimi:
Anne babalara, çocuklarının duygusal ihtiyaçlarını anlama, empati kurma, etkili dinleme becerileri kazandıracak “Aile Okulları” yaygınlaştırılmalı.
Çocukların “kötü haber” vermekten korktuğu, sorunlarını paylaşamadığı aile ortamları, profesyonel destekle güvenli limanlara dönüştürülmeli.
c) Mahremiyet ve Denetim Dengesi:
Fatma Nur Çevik’in kilitli kapısı gibi trajediler yaşanmaması için, çocuğun odasına çekilmesi saygıyla karşılanırken, belirli aralıklarla “kapı aralama” alışkanlığı geliştirilmeli. Mahremiyet, ilgisizlikle karıştırılmamalı.
Dijital dünyada çocuğun yalnız bırakılmaması, sosyal medya hesaplarının takibi değil, bilinçli kullanım için rehberlik edilmesi esas olmalı.
2. EĞİTİM SİSTEMİNİ YENİDEN DÜŞÜNMEK: KARAKTER İNŞASI MERKEZLİ OKUL VE SINAV ODAKLI SİSTEMİN ELEŞTİRİSİ
Okullarımız sadece sınav başarısı değil, insan yetiştirme merkezleri olarak yeniden tasarlanmalı. Zira mevcut eğitim sistemimiz, maalesef bir “karakter inşası” değil, bir “sınav makinesi” mantığıyla işliyor. Bu makine, öğrencileri yalnızca akademik başarıya endeksliyor, onların ruh dünyalarını, duygusal ihtiyaçlarını, ahlaki gelişimlerini ise tamamen göz ardı ediyor.
a) Sınav Odaklı Sistemin Anatomisi: Başarı Putu ve Kaybolan Değerler
Türkiye’de eğitim, uzun yıllardır “sınav başarısı = insan başarısı” denklemine sıkışmış durumda. İlkokuldan itibaren çocuklarımız, LGS, YKS gibi sınavlara endeksli bir programla yetiştiriliyor. Bu sistemin yol açtığı tahribatlar:
Rekabetin vahşileşmesi: Öğrenciler arasında yardımlaşma değil, kıyasıya rekabet teşvik ediliyor. Arkadaşlık bağları zayıflıyor, “öteki” bir rakip olarak görülüyor. Oysa Fatmanur Yücel’in arkadaş ortamında bağımlılığa sürüklenmesi, aslında sağlıklı arkadaşlık bağlarının kurulamadığının da göstergesidir.
Değerler eğitiminin ihmali: Fatma Nur Çelik öğretmenimizi katleden öğrencinin empati yoksunluğu, değerler eğitimindeki bu boşluğun bir sonucudur. Müfredat, neredeyse tamamen test çözme teknikleri, konu anlatımı, soru tipleriyle dolu. Değerler eğitimi, karakter gelişimi, ahlaki sorgulama gibi konular ya hiç yer almıyordu ya da teorik ve geçiştirilen konular hâlinde sunuluyordu. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından 2024-2025 eğitim öğretim yılından itibaren kademeli olarak uygulamaya konulan, bütüncül bir eğitim modeli olarak sunuldu. Ancak bu modelde değerler eğitimi göze batacak şekilde yer alsa da derslerde veya okul etkinliklerinde nasıl uygulanacağına dair somut etkinlikler ve pratik yöntemler bulunmuyor. Öğretmenler ne yapacağını bilmiyor; müfredata değerler eğitimi yazıldı ama bunun pratikte karşılığı yok. Yine sınavlar ağırlıklı konu ve akademik bilgi ağırlıklı dersler ön planda kalmaya devam ediyor.
Psikolojik baskı ve yalnızlaşma: Sınav kaygısı, gençlerin ruh sağlığını tehdit eder boyuta ulaştı. Fatma Nur Çevik’in ders çalışmak için kendini odasına kilitlemesi, bu baskının somut bir yansımasıdır. Çocuklarımız, “başarılı olma” baskısı altında ezilirken, duygusal ihtiyaçları, korkuları, kaygıları görünmez oluyor.
Öğretmenin rolünün daralması: Öğretmenler, birer “eğitim koçu”na, “test çözdürücü”ye dönüştü. Asıl görevleri olan rehberlik, rol modellik, değer aktarımı ikinci plana atıldı. Fatma Nur Çelik’in uyarılarının dikkate alınmaması, öğretmenin sadece “ders anlatan” olarak görülmesinin bir sonucudur.
b) Sınav Odaklı Sistemin Faturası: Üç Fatma Nur’un Ölümünde Ortak Payda
Bu üç vaka, sınav odaklı sistemin faturasını açıkça gösteriyor:
Fatmanur Yücel (2020): Okulda anlam bulamayan, aidiyet duygusu geliştiremeyen gençler, arkadaş ortamlarında, bağımlılık gibi tehlikelerle karşılaşıyor. Sınav başarısına odaklanan okul, onun bu boşluğunu fark edemedi, rehberlik edemedi.
Fatma Nur Çevik (2023): Sınav başarısı uğruna kendini odasına kapatan, ailesiyle iletişimi koparan bir genç. Sistem, onun yalnızlaşmasını, içine kapanmasını görmedi; sadece ders çalışmasını takdir etti belki de. Ama o kapı, aslında bir çığlıktı.
Fatma Nur Çelik (2026): Sistemin göz ardı ettiği, değerlerden yoksun, empati kuramayan, şiddete meyilli bir öğrenci. Okul, onun ruhsal sorunlarıyla ilgilenmedi, disiplin mekanizmaları işlemedi, öğretmenin uyarıları dikkate alınmadı. Çünkü herkes sınav başarısına odaklanmıştı, “riskli öğrenciler” ise görmezden geliniyordu.
c) Çözüm: Sınav Odaklı Sistemden Bütüncül Eğitime Geçiş
Eğitim sistemimizi kökten dönüştürmek zorundayız. Sınavlar tamamen kalkmalı mı? Hayır. Ama sınavlar, eğitimin tek amacı olmaktan çıkarılmalı, sadece bir değerlendirme aracına dönüştürülmeli. İşte somut öneriler:
Müfredatta Köklü Değişim:
Akademik başarı kadar, empati, sorumluluk, öfke kontrolü, stres yönetimi, iletişim becerileri gibi yaşam becerileri somut etkinlikler olarak derslerde yer almalı. Bu beceriler, ayrı dersler olarak değil, tüm derslerin içine entegre edilmeli; notla değerlendirilmesi de tartışılmalı.
“Değerler ve Yaşam” gibi bir ders zorunlu dersler arasında yer almalı; bu derste ahlaki ikilemler, toplumsal sorumluluk, aile içi iletişim, bağımlılıkla mücadele gibi konular işlenmeli.
Sanat, spor, müzik gibi dersler, “boş ders” olarak görülmekten çıkarılmalı, bu alanlardaki başarı da üniversiteye geçişte ciddi şekilde değerlendirilmeli.
Ölçme ve Değerlendirme Sisteminin Dönüşümü:
Tek bir sınavın belirleyici olduğu sistemden vazgeçilmeli. Öğrencinin gelişimi; projeler, portfolyolar, sosyal sorumluluk projeleri, ders içi performans gibi çoklu değerlendirme yöntemleriyle izlenmeli.
Üniversiteye girişte, sınav puanının yanı sıra öğrencinin sosyal faaliyetleri, gönüllülük çalışmaları, kişisel gelişimi de dikkate alan bir sistem kurulması hususu tartışılmalı.
Rehberlik Servislerinin Güçlendirilmesi:
Her okulda, sadece akademik değil, psikolojik danışmanlık da yapacak güçlü rehberlik servisleri oluşturulmalı. Öğrenci başına düşen rehber öğretmen sayısı Avrupa standartlarına çıkarılmalı.
Rehberlik servisleri, sadece sorun çıktığında değil, düzenli aralıklarla tüm öğrencilerle birebir görüşmeler yapmalı. Fatmanur Yücel gibi risk altındaki gençler, erken fark edilip yönlendirilmeli.
Öğretmenin Rolünün Yeniden Tanımlanması:
Öğretmen yetiştirme programları, pedagojik formasyonun yanı sıra rehberlik, iletişim, psikolojik danışmanlık, kriz yönetimi gibi becerilerle donatılmalı.
Öğretmenler, sadece ders anlatan değil, aynı zamanda birer “yaşam koçu” olarak yetiştirilmeli. Maaş ve statü iyileştirmeleriyle bu rol güçlendirilmeli.
Okul-Aile İşbirliğinin Yeniden Yapılandırılması:
Veliler, sadece karnelerdeki notları sorgulayan değil, çocuklarının duygusal durumu, arkadaş ilişkileri, ilgi alanları hakkında da bilgilendirilen taraf olmalı.
Düzenli “aile-okul buluşmaları” ile öğretmen-veli işbirliği güçlendirilmeli, sadece sorun anında değil, sürekli iletişim hâlinde olunmalı.
[1] www.mehmetzekiaydin.com mehmetzekiaydin@gmail.com
[2] https://www.haber7.com/biyografi/haber/3608760-fatma-nur-celik-kimdir-neden-oldu-bicaklanarak-hayatini-kaybeden-ogretmenin-katili-kim
[3] https://www.takagazete.com.tr/fatma-nurun-sok-olumu
[4] https://www.sabah.com.tr/yasam/15-yasindaki-fatmanin-olumunde-korkunc-suphe-5235438?paging=8
∗ Bu makale, 2 Mart 2026’da İstanbul Çekmeköy’de öğrencisi tarafından katledilen Biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik ile 2023’te Rize’de ve 2020’de Eskişehir’de hayatını kaybeden iki Fatma Nur’un aziz hatıralarına ithaf edilmiştir.
İSLAMİ SOHBET "Kurban Kesmenin Amacı Nedir?" İSLAMİ SOHBET "MİRAT" YOUTUBE
Mehmet Uçum: “FETÖ, Casusluk Hareketi Olarak Varlığını Sürdürmeye Çalışıyor” Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, FETÖ’ye ilişkin…
DEMOKRASİ ALDATMACASI Bu da benim acizane bir, bütün tecrübemle ortaya koyduğum Kur'an perspektifinde bir söz.…
“Hegemonya çağımızın sonuna geldik”: ABD’li düşünce kuruluşundan İran savaşı değerlendirmesi ABD merkezli düşünce kuruluşu Quincy…
Le Figaro Yazarı Girard’dan İsrail’e Türkiye Uyarısı: "Bunun Sonucu Çok Kötü Olur" Fransız medyasının etkili…
KURBAN, İBADETTİR, CENNET YOLUDUR! Vacip, Adak, Akika, Şükür, kurban bağışlarınızı ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyoruz. Siz de…