
İnsanlık, ismini “modernizm” koyduğu yapay ve ayartıcı ışıltıların altında derin bir manevi bunalım yaşıyor. Peki, asırlar önce Arap cahiliyesinin dip çukurundan tarihin en izzetli neslini çıkaran vahiy, bugün bizi bu modern dehlizlerden nasıl kurtaracak? İşte çağın prangalarını kıracak öncü neslin yol haritası…
Yüzyıllar evvel, çölün acımasız bağrında, cehaletin ve vahşetin dip çukurunda can çekişen bir insanlık vardı. Güçlünün zayıfı ezdiği, adaletin sahte putların gölgesinde can verdiği o zifiri karanlığa, alemlere rahmet olarak gönderilen Kutlu Resul’ün muştuladığı vahiyle bir şafak doğdu. O vahiy, kupkuru sinelerden tarihin en izzetli, en muhteşem ve en adil neslini inşa etti. Arap cahiliyesinin küllerinden doğan o ilk Kur’an nesli, yeryüzünün yürüyen adalet meşaleleri oldu.
Bugün, asırlar sonra insanlık, aynı hüsranı, aynı zilleti ve aynı manevi bunalımı modern maskeler altında yeniden yaşıyor. Modern cahiliyenin bu göz boyayan dehlizlerinden kurtulup yeniden izzet, şeref ve ebedi felaha uyanmanın yolu, dün olduğu gibi bugün de hayat bahşeden vahyi gerçeklikle buluşmaktan geçiyor. Haritasını vahyin çizdiği bir diriliş, çağın prangalarını kıracak yeni bir öncü nesli elbet ayağa kaldıracaktır.
Bu soylu yürüyüşün ilk adımı, Allah tasavvurumuzu beşeri felsefelerin, ideolojilerin ve kültürel tortuların kirinden arındırarak, yalnızca O’nun kelamıyla inşa etmektir. Bizleri yoktan var eden, sonsuz rahmetiyle lütfeden, aklın, kalbin ve iradenin yegane sahibi olan Alemlerin Rabbine kayıtsız şartsız teslim olmaktır.
Kul, hayatın her anında sınandığının bilinciyle; dirilten ve öldüren, din gününün mutlak ve adil hakimi olan Allah’ı tekbir ve tesbih ederek kulluğunu kuşanmalıdır. Bu bilinç kuşanıldığında, vahyin kılavuzluğu tüm okumalarımızın başı, düşünce dünyamızın mihenk taşı haline gelir. Mümin; hayatı, eşyayı, zamanı ve dünyayı artık bu ilahi pencereden okumaya başlar ve zihnini seküler dünyanın işgallerinden temizler.
İman, ruhun en derinliklerinde yankılanan ve asla pazarlık kabul etmeyen mutlak bir teslimiyettir. Pazarlığın başladığı yerde imanın izzetinden ve asaletinden söz edilemez. Gerçek mümin, hücrelerine kadar bu sadakati hisseden, çağdaş tağutların sahte uzlaşı umutlarını boşa çıkaran adanmış bir yürektir. Onun davası, konforunu bozmayan bir dindarlık değil, tüm sahte ölümlü ilahların topuna birden “LA” diyebilme cesaretidir.
Çağın putlarına karşı çekilen bu set, Müslüman kimliğinin omurgasıdır. Çünkü iyi bilir ki;
Kâfirûn Suresi: Şirkin ve uzlaşmacı zihniyetin suratına çarpılan bir reddiye olarak “Lâ ilâhe”ye,
İhlas Suresi: Kalbin sarayına kurulan ve mülkü yalnızca O’na ait kılan tevhid tacı olarak “İllallah”a tekabül eder.
Bu kutlu yolda yürürken, nebiler ile münkirlerin mücadelesini peygamber kıssaları üzerinden okumak, sıradan bir tarih okuması değil, bugünün toplumsal haritasını çizmek demektir. İnsan doğası ve hakkın karşısına dikilen batılın karakteri değişmemiştir. Dünün Ebu Cehil’leri ve Firavun’ları, bugün modern maskelerle, teknolojik imkânlarla ve ekonomik sömürülerle sahnededir.
Müminler, yeryüzünde köksüz, dünü olmayan, türedi bir topluluk değildir. Hz. Adem’den son Resul’e uzanan asil, soylu ve sahih bir geleneğin yegane varisleridir. Bu köklü aidiyet bilinciyle, Allah rızasını celbedecek her soylu amel, hayatın merkezinde bir ibadete dönüşür.
İslami davetin ve Müslümanca duruşun en büyük ahlaki sermayesi ihlastır. Davetçi kimliğimiz, “Ecir beklenen işten ücret alınmaz ve ücret alınan şeyin de ecri olmaz” altın düsturuyla yoğrulmalıdır. Hakikati insanlara taşırken kalbimiz dünyevi hiçbir menfaate, makama, şöhrete veya maddi çıkara kurban edilmemelidir.
İnsanlarla kurduğumuz iletişimde ticari bir kaygı ya da alkış beklentisi değil, sadece ve sadece Allah’ın rızasını kazanma sevdası hakim olmalıdır. Muhataplarımızın kalbine dokunacak olan şey, kelimelerimizin süsü değil, bu hesapsız ve çıkarsız adanmışlığın ta kendisidir.
Nihayetinde varılacak hedef, teorik felsefe yapmak değil, “Muhammedü’l-Emîn” olan o Kutlu Önder gibi emin bir kimliğe bürünmektir. İlahi öğretiyle örtüşen, sözünü yaşantısıyla mühürleyen, düşmanının bile adaletinden şüphe etmediği bir örneklik, en büyük tebliğdir. Davet, dilden dökülen lafızlardan ziyade, hayatta et ve kemiğe bürünerek yansımalıdır.
Soframızdaki Yedi Büyük Hata Sağlık Köşesi | Mirat Haber Soframızda ekmeğimiz, çorbamız, sebzemiz, meyvemiz… Her…
Kediler Bizi Gerçekten Anlıyor mu? Sessiz Dostlarımızın Bilinmeyen Dünyası Bir kediye seslendiğinizde bazen kulaklarını size…
Kemalist Kafa Nasıl İşler? Arapları Suçlayanlar İngiliz Emperyalizmini Ne Kadar Sorguluyor? Bir tarafta Arapları toptan…
KAÇ ZAMAN OLDU KELEBEK GÖRMEDİNİZ! Sadece insanları değil, hayvanları da öldürüyorlar. Şeytan ve onun dostları,…
Korzyści i zagrożenia wynikające z integracji kasyn z platformami streamingowymi W ostatnich latach obserwujemy dynamiczny…
El Halil’de 2 İsrail Askeri Öldürüldü: Filistinliler İşgal Baskısı Altında İsrail ordusu, işgal altındaki El…