islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,8573
EURO
52,8184
ALTIN
6.966,26
BIST
14.587,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
15°C
İstanbul
15°C
Çok Bulutlu
Pazar Parçalı Bulutlu
16°C
Pazartesi Az Bulutlu
18°C
Salı Çok Bulutlu
19°C
Çarşamba Yağmurlu
13°C

Esirleri Bırakmak Gazze’yi Kurtarır mı?

Esirleri Bırakmak Gazze’yi Kurtarır mı?
A+
A-

Bazıları, düşmanın vahşi davranışlarını ve ateşkes anlaşmasını bozmasını esirlerin geri alınması meselesine bağlamakta ısrar ediyor. Onlara göre, iki kötülükten daha hafif olanı, düşmanın esirlerini teslim etmek ve böylece Trump ile Netanyahu’nun bizi tehdit ettiği cehennemden kaçınarak, Gazze’nin geriye kalan kısmını yok olmaktan kurtarmaktır. Zira eğer bunu yapmazsak, pişmanlığın fayda etmeyeceği bir noktaya geleceğiz.

Bu yaklaşım zaman zaman teslimiyet projelerini meşrulaştırmak için kullanılsa da bazen de saldırganlığın yol açtığı büyük fedakârlıklar karşısında bir şaşkınlık ve acıyı yansıtmaktadır. Ancak, bu düşünceye kapılmak, düşmanı değil direnişi suçlamak, mağduru değil celladı sorgulamak anlamına gelir. Dahası, şu temel soruyu gündeme getirir: Acaba bizim düşmanla olan meselemiz yalnızca esirler dosyasıyla mı sınırlıdır?

Bu bağlamda, Amerikan ve İsrail söylemi, askerî operasyonların Hamas’a baskı yaparak esirleri serbest bırakmaya zorlamak amacı taşıdığı iddiasını öne sürmektedir. Ancak gerçekte işgalcinin her zaman savaşı tercih ettiği açıktır. Nitekim, İsrail’in ateşkesi kalıcı hâle getirecek olan anlaşmanın ikinci aşamasına girmeyi reddetmesi, genişleme hedefleriyle çeliştiği içindir.

Eğer durum böyleyse, o hâlde düşmanın diğer bölgelerdeki saldırılarının sebebi ne olabilir? Misal olarak, işgalcinin Batı Şeria’nın kuzeyindeki mülteci kamplarına yönelik devam eden saldırıları, halkı zorla göç ettirmesi ve toplu yıkımları sürdürmesi… İsrail gazetesi Haaretz’e göre, işgal ordusu Cenin Mülteci Kampı’nda 95 evi, Nablus yakınındaki Ayn Kampı’nda ise 85 evi yıkmayı planlamaktadır. Oysa bu bölgelerde İsrail’in serbest bırakmak istediği esirler bile yoktur!

Bazıları şöyle diyebilir: “Eğer direnişin silahı (ki zaten mütevazı bir silahtır) ve Batı Şeria’nın kuzeyindeki eylemleri olmasaydı, işgalcinin tepkisi de böyle olmazdı.” Peki, o zaman Yediot Aharonot’un aktardığı şu bilgiyi nasıl açıklarız: İsrail’in güvenlik ve siyaset çevrelerinde, Filistin Yönetimi’ni tamamen dağıtıp yerine doğrudan İsrail ordusuna bağlı “idari bölgeler” kurma planları tartışılmaktadır. Bu planın ilk uygulama alanı olarak El-Halil seçilmiştir; burada Filistin Yönetimi’nin yerine yerel bir liderlik oluşturulacaktır. Oysa Filistin Yönetimi direnişi benimsemeyen bir yapıdır ve El-Halil de şu an direnişin merkezi konumunda değildir.

Diyelim ki direniş, düşmanın tehdit ettiği cehennemden kaçınmak için esirleri teslim etti. Peki, işgalcinin soykırımını sürdürmeyeceğini kim garanti edebilir? Hiç kimse.

Bizim düşmanla olan meselemiz, esirler dosyasıyla sınırlı değildir. Ne direnişin silahı ne de Gazze’nin direnişi benimsemesi asıl mesele değildir. Çünkü işgalcinin vahşi tutumu, yalnızca Batı Şeria’da değil, bugün Lübnan ve Suriye’de de devam etmektedir. Gelecekte ise “Yeni Ortadoğu” projesi kapsamında diğer ülkelere de yönelmesi muhtemeldir.

Şu gerçeğin altını sürekli çizmek gerekir: İsrail, sömürgeci yerleşimci bir projedir ve bu niteliği gereği varoluşu bir çatışmayı dayatmaktadır. Bu çatışmanın sonucu ise “ya ben ya sen” denklemidir. İsrail, tarih sahnesine girebilmek için bir halkı sahneden çıkarmayı hedeflemektedir. Bu yüzden, onunla herhangi bir uzlaşma mümkün değildir; ne “tek devletli çözüm” ne “iki devletli çözüm” ne de “birlikte yaşama” ihtimali… (1948’de İsrail vatandaşı olan Filistinlilerin durumu ortadadır.)

Meselenin özü şudur: Bu düşmanın problemi, Filistin halkının varlığıyla ilgilidir. Peki, biz varlığımızdan vazgeçmeye hazır mıyız?!

Yazan: Dr. Bilal Cemil

Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu

MİRATHABER.COM  -YOUTUBE- 

ETİKETLER: Manşet
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.