
Taif’in serin rüzgârları, tarihin ağır yükünü fısıldarken, bir mescid sessizce bekler. Ne bir ezan sesi duyar ne de kalabalık cemaatler. Ama duvarlarında, yeryüzüne en büyük rahmeti taşıyan davetin izleri vardır. İşte o mescid, Abdullah İbni Abbas’ın adını taşır. İslam’ın ilim yıldızı, Hz. Peygamber’in duasına mazhar olmuş bu genç sahabi, Taif’teki bu mütevazı mescidle hatırlanır.
Abdullah İbni Abbas, hicretten üç yıl önce, Mekke’de dünyaya geldi. O, Abbas bin Abdülmuttalib’in oğlu; Peygamberimizin amcasının evladıdır. Daha doğmadan önce, İslam’ın nuru Mekke sokaklarında yankılanmaya başlamıştı. Henüz çocukken Resûlullah’ı görmüş, onun gölgesinde büyümüş, daha küçük yaşta kalbine iman tohumu düşmüştü.
İslam’ı küçük yaşta kabul etti. Resûlullah ona sarıldığında, gözlerinden akan sevgiyle birlikte dua etti:
“Allah’ım! Onu dinde derin anlayış sahibi kıl ve ona Kitab’ı öğret!”
İşte o dua, Abdullah’ın hayatını baştan sona değiştirdi. O artık sıradan bir çocuk değil, ümmetin ‘Hibrü’l-Ümme’si, yani en büyük âlimi olmaya adaydı.
Hz. Peygamber’in vefat ettiğinde henüz 13 yaşındaydı. Ama o yaştaki bir çocuğun taşıdığı ilim, nice yaşlıya nasip olmadı. Hadisleri ezberledi, ayetleri tefsir etti, kıraatleri öğrendi. Dört halife döneminde, özellikle Hz. Ömer ve Hz. Ali zamanında, devlet meselelerine dair görüşleriyle ön plana çıktı. Birçok sahabi onun ilmine başvurdu, onun anlattığıyla amel etti.
Kimi zaman sabahlara kadar kitaplarıyla meşgul oldu, kimi zaman sabah ezanından önce mescitte halkalar kurarak ayetleri yorumladı. Her soruya bir cevabı, her derde bir şifası vardı. Onun evinde sadece ilim değil; ahlak, merhamet, vakar ve hikmet yaşardı.
İşte onun ismiyle anılan Taif’teki o mütevazı mescid, aslında bir hatıradır. Belki orada bir hutbe verdi, belki bir çocuğun elinden tuttu, belki de sabahın seherinde dua etti. Taif halkına ilimle yaklaştı, onların gönüllerine yumuşaklıkla dokundu.
Bugün Taif’e giden bir mü’min, bu mescidi gördüğünde sadece bir yapı görmez. O duvarlarda, Abdullah İbni Abbas’ın duasını, gayretini ve ümmet için gözyaşı döken bir gönlün izlerini hisseder. Mescid sessizdir, ama manen haykırır:
“İlim için yaşa, hakkı anlat, sabırla hizmet et ve Allah’a kul ol.”
Abdullah İbni Abbas, 687 yılında Taif’te vefat etti. Ölümünden sonra bile ümmete ışık olmaya devam etti. Bugün yüz binlerce tefsir, hadis ve fıkıh âlimi onun izinden gider. O, geriye bir servet bırakmadı; ama en büyük mirası bıraktı: Allah’a adanmış bir ömür ve sönmeyen bir ilim ışığı…