
İzmir Ödemiş’te geçen çarşamba çıkan ve ağır tahribata neden olan yangında, çiftçi Ahmet Türk’e ait zeytin ağaçlarının bulunduğu 5 dönümlük alan alevlerden etkilenmedi. Dağlık alanın ortasında kalan bahçe, toprağın sürülmesinin ve otlarının temizlenmesinin yangına karşı ne kadar etkili olduğunu gözler önüne serdi.
Ödemiş‘te geçen çarşamba günü çıkan orman yangını bölgede birçok eve ve ağaca zarar verdi. Geniş bir coğrafyada, araziler küle döndü. Köseler Mahallesi’nde bulunan bir bahçe ise zarar görmeden kurtuldu.
Hektarlarca dönüm ağacın yandığı alanda çiftçi Ahmet Türk’e ait zeytin ve incir ağaçlarının bulunduğu 5 dönümün alevlerden etkilenmediği görüldü.
Çevresi tamamen siyaha bürünen dağlık alanın ortasında kalan bahçe, toprağın sürülmesinin ve otlarının temizlenmesinin yangına karşı ne kadar etkili olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Yanmamanın gerçek sebebi toprağın sürülmesi ve otlarının temizlenmesi midir? Olabilir ama tek sebep bu olmasa gerek. Haberi okuduğumuzda çağrıştırdığımız Kur’ân ayetlerini sunalım ve kararı okuyucumuza bırakalım:
Kur’ân-ı Kerim’in Kalem Suresinin 17-33. ayetleri bize ce şöylece ışık tutuyor:
[İçinde her türlü meyveler bulunan bahçe sahiplerini bela vererek imtihan ettiğimiz gibi Allah’ı, malların yaratıcısı ve vericisi olarak kabul etmeyenleri de kıtlıkla bela verip imtihan ettik.
Hani o bahçe sahipleri sabah olunca erkenden kimse görmeden mahsulleri toplamaya yemin etmişlerdi. İnşaallah/Allah dilerse şeklinde Allah’ın iradesi ile ilgili hiçbir istisnai kayıt da koymamışlardı.
Onlar daha uykuda iken Rabbinden gelen bir Taif (muhtemelen zirai don veya yangın felaketi) bahçeyi kapladı. Derken bahçe kapkara kesilip çorak bir yere dönüvermişti.
Bahçe sahipleri sabahleyin birbirlerine sesleniyorlardı. Mahsullerinizi toplayacaksanız erkence koşup gidin. Derken yola düştüler, birbirlerine gizlice şöyle diyorlardı:
“Bugün hiçbir yoksula yol vermeyin, yanınıza sokulmasın sakın.”
Ve kendilerini yoksullara bir şey vermemeye güçleri yeter zannederek erkenden bahçelerine gittiler. Ama bahçeyi o perişan haliyle görünce: “Herhalde biz yanlış yere gelmişiz, bizim bahçe burası değildir” dediler. Sonra yanlış yere gelmediklerini ve yaşadıkları halin Allah’ın bir cezası ve imtihanı olduğunu anladıklarında: “Biz fakirleri mahrum bırakırken mahrum bırakılmışız” dediler.
Aralarında en akıllı ve bilinçli olanı: “Ben size Allah’ın sınırsız şanını (verme emirlerine uyarak) yüceltmelisiniz dememiş miydim?” deyince, Onlar da: “Rabbimizin şanı yücedir, doğrusu biz yaratılış gayemize aykırı hareket ediyormuşuz” dediler. Sonra dönüp birbirlerini kınamaya başladılar. “Yazıklar olsun bize, gerçekten de azmış kimselermişiz” şeklinde itirafta bulunarak beklentilerini şöylece dile getirdiler:
“Belki Rabbimiz bize harap olan bahçemizin yerine ondan daha iyisini verir, biz Rabbimize dönüyor ve her arzumuzu O’ndan istiyoruz.”
İşte bazı insanları bu dünyada denemek için gönderdiğimiz azap böyledir ama âhiret hayatında günahkarların uğrayacağı azap daha da şiddetli olacak. Keşke bunu bilselerdi/keşke verici kullar için Nimetlerle dolu cennetlerin olduğunu da öğrenebilselerdi.] (Kalem 17-33)
Allah’ın verdiği nimetlerden ihtiyaç sahiplerine vermemek malı telef edebileceği gibi cömertlik de malı korur. Etraf yanıp kül olurken zekatı verilen mallar da korunur.
Yukarıdaki olayımıza bir de böylece Kur’ân gözlüğüyle bakalım.
ARD
İSLAMİ HABER “MİRAT” -YOUTUBE-