
Yemek yerken utandım. Başımı yastığa koyunca utandım. Masamda sessiz sakin okurken utandım. Yolda elimi kolumu sallayarak yürürken utandım. Utandım velhasıl hayatımın her aşamasında utandım. Nasıl utanmayayım ki, Gazze’deki her mazlum benim insan kardeşim, iman kardeşim ve kabul ederlerse Cennet yoldaşım. Gazze’de ve Filistin’de öldürülen çocuklardan, başı koparılan, beyni parçalanan o günahsızlardan utandım. Şehit evladının başında ağlayan, Allah’a teslimiyetini arz eden o mübarek annelerden utandım. Yıkılan evlerden, sönen ocaklardan ve evsiz barksız o insanlardan utandım. yıkılan mescitlerden, yakılan hastanelerden, yerle yeksan edilmiş okullardan ve sürekli bombalanan Gazze’den utandım. Ya o, aylardır süren ölüm tuzağı o, yaman açlıktan, ölüm nöbetindeki o aç-bîilaç masum insanlardan utandım.
Ve أين أنتم؟ أين أنتم /Siz neredesiniz? Sizler nerdesiniz? çığlıklardan utandım.
Nasıl utanmayayım? sözün bittiği, hayatın durduğu Gazze denince dilimin boğazıma gittiği, söyleyecek sözün bittiği, uydurulacak mazeretlerin tükendiği çaresizliğimizden, zavallılığımızdan utandım … Bizim bu suskunluğumuza, sorumsuzluğumuza, duyarsızlığımıza, zalim siyonistler bile şaştı.
Sormuşlar Nemrut’a, Firavuna, barbar Netenyahu‘ya; nasıl bu kadar zalim olabiliyorsun? Verdiği cevap hepimize tokat gibi: KİMSENİN SESİ ÇIKMADI DA ONDAN…
Evet Gazze ile derin bir vicdan sınavındayız. Ama ne var ki, TÜM VİCDANLAR SESSİZ ve HER AHLÂK SUSKUN… İNSANLIK BİTMİŞ, ümmet-i Muhammed çoktan havlu atmış diyeceğim ama havluyu atacak el-ayak, dil-dudak bile yok ortada, hepsi ölüm uykusunda.
Ara-sıra uyanıp da Gazze aklına gelenlerimiz de; “Allah zalimleri kahretsin!” bedduası, “Mazlumları kurtar Allah’ım!” duasıyla kendine teselli bulmaktadır. Allah ne mazlumları kurtaracak ne de zalimleri kahredecek… Dilimizle yağdırdığımız bu emr-i vâkî ısmarlama görevler için Allah (hâşâ) bizim emir erimiz mi? Hayır, hayır… Estağfirullah…
Yeryüzünün halifesi bizsek, yine Allah’ın kuluysak, dünyadaki kolu da biziz biz. Bu hayatta her bir şeyi emanet olarak Allah bizim emrimize verdiyse, bundan gayrisi bize aittir. İnsan yeryüzünün halifesi, kalfası, proje sorumlusudur. İnsan yaparsa istediği ve beklediği yaşam ortamını kendi kurar. Ama yapmazsa böyle bir güvenli ve sağlıklı bir ortamı bir başkası asla yapmayacak.
Böyle mutlu, huzurlu bir barış ortamını içeren dünyayı inşa etmesini Allah insandan bekler ve ister.
“Allah, [insanı] huzur ve güvenlik ortamına çağırmakta ve dileyeni dosdoğru bir yola yöneltmektedir.”(Yunus,10/25)
Dolayısı ile bizim Allah’tan beklediğimiz ve nice dua ile istediğimiz şeylerin Allah tarafından da bizden istendiğini ve beklendiğini lütfen unutmayalım.
“Şüphesiz bir kavim, kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.”(Ra’d,13/11)
Dolayısıyla Kudüs’ü, Filistin’i, Gazze’yi ve içindeki sakinlerini Allah bizlere emanet etmiştir. bizler sadece dil duası ile değil; el duası/fiilî dua ile zulmü durdurur, mazlumu kurtarırsak, kurtulur. Yoksa Rabbimiz biz varken, el uzatıp da kurtaracak değildir. Din kardaşları, insan kardeşleri varken Allah bizlerin iradesine müdahale etmez. Nerede nasıl müdahale eder? Er meydanına çıkar, düşmanla karşılaşır, elimizden gelenin tümünü seferber ettikten sonra Allah’a yalvarırsak Nusretini, yardımını, görünmez ordularını o zaman gönderir. Tıpkı hz. Resulullah’ın Bedir’de “Allah’ım İslam’ın şu bir avuç ordusunu bugün desteklemez, mahrum bırakırsan, bundan sonra yeryüzünde yüce Zatına kulluk yapacak kalmaz diye korkuyorum!”(Sîre,İ.Hişam, 1/626) yakarışı ardından Allah, o orduyu 1000 meleği ile destekledi.(Enfal,8/9)
Rabbimizden talep ettiğimiz kurtuluşun bütün sorumluluğu bizdedir. Tarihin faili, aktörü ve yazanı insandır. Yeni bir tarih yazmak üzere Gazze, Kudüs ve Filistin bizi bekliyor.
Hadi bismillah…
Niyet hayr, akibet de hayr olacak inşallah…
NURİ ÇALIŞKAN
İSLAMİ HABER “MİRAT” -YOUTUBE-