
Yaşadığımız bu hayata, insan ve varlık kardeşlerimize bir değil, bin değil, belki milyarlarca nefes borcumuz var. Bir nefes katma, bir dokunuş ve bir iyilik, doğruluk ve güzellik borcumuz ve sorumluluğumuz var.
Ya Yaratana? Sınırsız, limitsiz borcumuz var. Peki nasıl ve ne ile ödeyeceğiz? Hiç şüphesiz O’nun lutfedeceği krediyle. Zira zaman O’nun, mekan O’nun, dünya ve evren O’nun. Biz dahi O’nun emanetiyiz. Allah, Allah! üst üste biriken bunca borç, yeni borçlarla nasıl ödenecek? Hayır, hayır! borç, borçla ödenmez! Kaldı ki O, “ne borç verdim!” diyor, ne de “hadi öde artık borcunu!” diyor. O yüce Yaratıcı, sadece BEN eksenli değil; BİZ eksenli yaşa! ve bir cana dokun! Sorumluluğunu bil! hesabını verebileceğin bir hayat yaşa! Hem de ömrünün sonuna kadar diyor.
“Elim eline değsin, ısıtayım üşüdüyse; BOŞA GİTMESİN SON SICAKLIĞIM!” bilinciyle haykıran Rıfat Ilgaz gibi.
Veya “Kıyametin kopuşunu yaşadığınız anda bile, elinizdeki fidanı dikin hemen!” hassasiyetiyle sorumluluk ve duyarlılık vurgusu yapan sevgili rasûlullahımız gibi. (Müsned, Ahm. bin Hanb.3/183, hn.12925)
“Ve onlar, Rablerinin teveccühünü/rızasını umarak güçlüklere göğüs gerip, namazda kararlılık gösterirler; kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli veya açık başkaları için harcarlar, kötülüğü iyilikle savarlar. İşte, ahirette erişilecek olan nihaî huzur böylelerine özgüdür.”(Ra’d,13/22) buyurarak manevî bağışıklık sistemimizi güçlendirmemizi ve ilâhî rızasının, insan ve varlık kardeşlerimizin rızasında saklı olduğunu öğreten Rabbimiz gibi.
Evet insan, insanla yaşar, insan varlık kardeşleriyle yaşar. Ya vererek, ya alarak. Alanın sevinci, verenin de alanın da serotonin/mutluluk hormonunu coşturur, telomerleri harekete geçirir ve verenin de alanın da mutluluktan ömrü uzar. Bugün bilimsel bir veri olarak öğrendiğimiz bu gerçeği, 1450 sene önce; “Sadaka ömrü uzatır!” buyurarak bu bu ilâhî yasayı/sünnetullahı nasıl ve nereden bildin yâ rasûlallah?
İşte TAKVA, bütünüyle sorumluluk bilincidir. Bu bilinçle yük alan, sorumluluk taşıyan kendini, çevresini ve dokunduğu herkesi korur. Çünkü takva korumaktır, koruyucu mekanizmadır. Yaşamında “insanlığa benim de bir iyilik, bir nefes borcum var.” diyebilen insan, yüksek seviyede sorumluluk ve duyarlılık sahibidir. Bu insanî hassasiyeti, hesap verebilirlik şuurunun bir eseridir. Gerek bu hayatında, gerekse öbür hayatında yüce yaratana hesap vereceği bilinciyle yaşayan bir insanın bundan gayri kötü olması, kötülük yapması hiç mümkün mü? Asla… çünkü o, müttakîdir, takvalıdır, manen bağışıklık sistemi aktif ve faal insandır. Eli kötülük yapacak olsa ayağı gitmez, dili söylese dudakları sus! dur! der.
İyi, doğru, güzel insanlara, sorumlu, duyarlı ve Rabbi huzurunda hesap vereceği bilinciyle kılı kırk yaran ahlâklı, dürüst müslümanlara, takva ile manevî bağışıklık sistemini inşa eden ve fıtratını tertemiz koruyan mü’minlere/emin ve güvenilir dostlara selam olsun inşallah.
NURİ ÇALIŞKAN
İSLAMİ HABER “MİRAT” -YOUTUBE-