
YA ADALET, YA UTANÇ!
EPSTEIN DOSYASI: BİR MEDENİYETİN! UTANÇ BELGESİ
Adaletsizlik sessizliğe, suç cezasızlığa teslim edilemez!
Epstein dosyası; birkaç sapkının karanlık hikâyesi değil; Siyonist küresel çıkar ağlarını koruyan derin ve organize kötülüğün somut, sistemleşmiş tezahürüdür.
Bu gün bütün bir insanlık, masumiyetin hedef alındığı, suçun para ve iktidar zırhıyla korunduğu küresel bir çöküşle karşı karşıyadır.
Bu, insanlığın kendi öz ruhuyla yüzleştiği hüküm, karar anıdır.
Ya adalet ayağa kalkacak,
ya da utanç tarihe kazınacaktır!
Milyonlarca belgenin her satırı, insanlığın yüzleşmekten kaçtığı gerçeği haykırmaktadır!
Epstein dosyası; sadece insanlık tarihinin değil, insanlığın vicdan defterinin en kara, en kirli ve en bilinçli suç kaydıdır.
Epstein dosyası; insanlığın aynaya baktığında yüzünü çevirdiği, kötülüğün örgütlenip iktidar kazandığı en karanlık ahlak çöküntüsünün adıdır.
Bu bir bireysel sapkınlık değil, bir medeniyet çöküşüdür!
Bu, insanlık onurunu reddeden, insanlığa karşı azılı bir suç ölçeğine ulaşmış, Siyonist güdümlü sözde batı medeniyetinin! medeniyet çöküşüdür.
Ve bu şenaat ve cinayetler; sözde batı medeniyetinin liderleri, elitleri, güç merkezleri ve ayrıcalıklı çevreleri tarafından işlenen; insanlığın masumiyetini hedef alan, gücü kalkan, parayı perde, iktidarı zırh edinen organize bir ahlaksızlık düzeninin kirli sicilidir.
Söz konusu bu azgınlık ve sapkınlık, perde arkasındaki küresel siyonist derin kötülüğün organize gücüyle beslenmiş, vicdanı örten karanlık bir ağın ürünü olarak dünyayı zehirlemiştir.
İşte tam da bu yüzden mesele, bireysel suçların çok ötesindedir.
Burada çöken, ‘‘ipliği pazara çıkan şey de, ‘‘tek dişi kalmış canavar!’’, batı medeniyetinin ta kendisidir!
Epstein dosyası bize şunu haykırmaktadır:
Cezasızlıkla beslenen her iktidar, suçu normalleştirir; normalleşen her suç ise daha örgütlü, daha pervasız ve daha yıkıcı biçimde geri döner.
Diğer taraftan altı kalın çizgilerle yazılması gereken tarihî hakikat şudur:
Müslümanlar; bir masuma uzanan eli, bütün insanlığa kalkmış bir hançer sayan bir inancın mensuplarıdır.
Bir çocuğun gözyaşını arşın titremesiyle eş tutan bir medeniyetin varisleridir.
Bu yüzden bu vahim olayda İslam’ın da, Müslümanların da zerre kadar kusuru, gölgesi, payı yoktur.
İslam’ın adalet terazisinde böylesi bir alçaklık tartılmaz bile.
Ne var ki; bu büyüklükte bir kötülük karşısında susmak, masumiyet iddiasını yitirmenin ilk adımıdır.
Çünkü zulüm karşısında susan, kelimelerini zalimin emrine vermiş demektir.
Tarafsızlık diye sığınılan konfor, hakikatte suçun gölgesidir.
Müslüman için mesele sadece suçun faili olmamak değildir;
Müslüman için mesele, zulmün karşısında dimdik durmaktır.
Bizim inancımızda masumun yanında saf tutmak imanla,
zalim karşısında susmamak ise insan kalmakla eş değerdir.
Zira sessizlik, suçun en sadık müttefikidir; sorumluluk ise insanlığın tek kurtuluşudur.
Bu nedenle başta Müslümanlar olmak üzere, vicdan sahibi herkes omuzlarında ağır bir sorumluluk taşımaktadır.
Bu dosyanın ifşa edilmesi, gündemde tutulması, unutturulmak istenmesine karşı direnilmesi bir tercih değil, bir borçtur, tarihi bir sorumluluktur.
Çok net ifade etmek gerekirse; ‘‘Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan…’’ olmamak için;
Kimin! neye, ne kadarına gücü yetiyorsa; sözüyle, eylemiyle, kalemiyle, hukuki ve kurumsal girişimleriyle, sivil ve siyasi imkânlarıyla, ulusal ve uluslararası tüm mecralarda bu suç düzeninin üzerine gitmek zorundadır.
Şimdi, insanlığın vicdanı önünde hesap verme zamanıdır.
Bu karanlıkla yüzleşmek ve adaleti tesis etmek tarihi bir zarurettir.
Bu karanlıkla yüzleşmeden, bu dosya yargı önüne taşınmadan, failler ucu kime dayanırsa dayansın hesap vermeden, asla dünyada adaletten, huzurdan söz edilemez.
Zira çocuklara karşı işlenen suçlarda asla dokunulmazlık, zamanaşımı olmaz, olamaz!
Bu noktada sorumluluk açık ve nettir:
Hiçbir onurlu devlet, millet de bu sorumluluktan kaçamaz.
Gazze konusunda Güney Afrika Cumhuriyetinin tarihe geçen onurlu duruşu, girişiminde olduğu gibi devletler uluslararası mahkemelerde, evrensel yargı yetkisi çerçevesinde resen harekete geçmek zorundadırlar.
Devletler ulusal çıkarlarını, güç ve prestijini koruma gibi… türlü bahanelerle, savcılıklar da yetki tartışmalarına sığınarak bu suçları görmezden gelemez, örtbas edemezler.
Uluslararası mekanizmalar geri duramaz:
Birleşmiş Milletler, özellikle BM İnsan Hakları Konseyi ve BM Çocuk Hakları Komitesi bu dosyayı gündemine almak zorundadır.
Uluslararası Ceza Mahkemesi, insanlığa karşı suçlar kapsamında yetki tartışmasına girmeksizin harekete geçmelidir.
Lahey’de bulunan uluslararası yargı organları, evrensel yargı yetkisi çerçevesinde faillerin yargılanmasının önünü açmalıdır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, devletlerin bu suçlar karşısındaki ihmal ve örtbas sorumluluklarını değerlendirmek zorundadır.
Sivil toplum kuruluşları, barolar, hukukçular, akademisyenler ve insan hakları örgütleri bu dosyayı sahiplenmekle mükelleftir.
Epstein dosyası kapatılamaz!
Bu suçlar zamanaşımına uğratılamaz.
İsim isim, ağ ağ, ilişki ilişki deşifre edilmek zorundadırlar.
Failler hukuk önünde, kamuoyu önünde ve tarih önünde hesap vermelidirler.
Bu konuda, tarafsızlık yoktur, orta yol yoktur.
Çocuklara karşı işlenen suçta tarafsızlık, suçun ta kendisi, “denge” arayan, suçun ortağıdır.
Bu dosya bir kişinin değil, bir çağın yargılanmasıdır aynı zamanda.
Ve insanlık bugün bu sınavdan asla kaçamaz.
Ya insan! insan kalmakta ısrar edecek, bu karanlığın karşısında ayağa kalkılacaktır,
ya da gelecek nesiller, bizim suskunluğumuzu tarihin en büyük utançlarından biri olarak kaydedecektir.
Son söz şudur; Ya adalet ayağa kalkacak ve insanlık onurunu kurtaracak; ya da suskunluk.., bütün br insanlığın alnına silinmez bir utanç mührü olarak kazınacaktır!
Erol KAVUNCU
YAZARIMIZ ”EROL KAVUNCU’NUN”, DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA ”TIKLAYINIZ”
İslami Haber ”MİRAT” – YouTube