
İran İsrail–ABD gerilimi büyürken dikkat çeken en önemli gerçeklerden biri şudur: İslam dünyası ortak bir tavır ortaya koyamamaktadır. Filistin meselesi Müslümanların ortak meselesi olmasına rağmen, İslam ülkeleri siyasi, mezhepsel ve stratejik olarak parçalanmış durumdadır. Bu parçalanmışlık yalnızca günümüzün bir problemi değil; tarihsel, siyasi ve ideolojik süreçlerin sonucudur.
Bu durumu anlamak için birkaç temel sebebi analiz etmek gerekir.
20. yüzyılda İslam dünyası büyük ölçüde ulus devletlere bölündü.
Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra ortaya çıkan yeni siyasi düzen, Müslüman toplumları ortak bir siyasi yapıdan uzaklaştırdı.
Bugün Müslüman dünya yaklaşık 50’den fazla devlete bölünmüş durumdadır.
Bu devletler:
kendi ulusal çıkarlarını,
rejim güvenliğini,
ekonomik ilişkilerini
ümmet perspektifinin önünde tutmaktadır.
Dolayısıyla Filistin meselesi birçok devlet için ahlaki bir mesele değil, diplomatik bir mesele haline gelmiştir.
İslam dünyasının parçalanmasında önemli faktörlerden biri mezhepsel jeopolitiktir.
Bugün Orta Doğu‘da iki ana güç merkezi vardır: Suudi Arabistan (Sünni blok) ve İran (Şii blok).
Bu rekabet şu bölgelerde açıkça görülmektedir: Yemen, Suriye ,Irak, Lübnan.
Bu nedenle Filistin meselesi bile çoğu zaman mezhepsel rekabetin gölgesinde kalmaktadır.
Örneğin bazı ülkeler İran’ın Filistin söylemini jeopolitik genişleme aracı olarak görmektedir.
Birçok İslam ülkesi güvenlik açısından Batı’ya bağımlıdır. Örneğin, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Ürdün…
Bu ülkeler ABD ile askeri ve ekonomik anlaşmalar yapmıştır.
Bu ülkelerin çoğu güvenliklerini büyük ölçüde Amerika Birleşik Devletleri ile olan askeri ittifaklara dayandırmaktadır.
Dolayısıyla İsrail ile doğrudan çatışmaya girmek bu ülkeler için rejim güvenliği riski anlamına gelmektedir.
Son yıllarda bazı Arap ülkeleri İsrail ile ilişkileri normalleştirdi.
Bu sürecin en önemli örneği Abraham Anlaşmalarıdır.
Bu anlaşmalar kapsamında Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Fas, İsrail ile diplomatik ilişkiler kurdu.
Bu durum Filistin meselesini İslam dünyasında daha da ikincil hale getirdi.
Birçok İslam ülkesinde halkın Filistin konusunda güçlü bir hassasiyeti vardır.
Ancak devlet politikaları çoğu zaman farklıdır.
Bu nedenle ortaya bir halk–devlet ayrımı çıkar.
Örneğin, sokakta Filistin desteklenir, fakat devletler pragmatik politika izler.
Bu durum İslam dünyasının ortak bir siyasi irade ortaya koymasını zorlaştırmaktadır.
İslam dünyasında yalnızca siyasi değil, ideolojik parçalanma da vardır.
Bugün Müslüman toplumlar arasında farklı anlayışlar bulunmaktadır:
milliyetçi İslam anlayışı,
devlet merkezli İslam yorumları,
seküler yönetimler,
devrimci hareketler.
Bu ideolojik ayrışma ortak bir siyasi vizyon oluşmasını engellemektedir.
Birçok siyaset bilimciye göre Orta Doğu’nun parçalanmışlığı büyük ölçüde dış müdahalelerle derinleşmiştir.
Bölgede tarih boyunca etkili olan güçler:
Birleşik Krallık,
Fransa,
Amerika Birleşik Devletleri.
Bu güçler Orta Doğu’da denge politikası uygulamıştır.
Amaç çoğu zaman şudur: Bölgenin tek bir güçlü siyasi blok haline gelmesini engellemek.
Bugün İslam dünyasının ortak bir siyasi güç haline gelememesinin temel sebepleri şunlardır:
ulus devlet yapısı,
mezhepsel rekabet,
Batı ile güvenlik ilişkileri,
İsrail ile normalleşme,
otoriter rejimler,
ideolojik parçalanma,
dış müdahaleler.
Bu nedenle Filistin meselesi tüm Müslümanların ortak vicdani meselesi olsa da siyasi düzlemde ortak bir stratejiye dönüşememektedir.