
Ramazan ayı yalnızca ibadet ayı değildir; aynı zamanda İslâm toplumunun ekonomik vicdanının harekete geçtiği bir aydır. Fitre, fidye, zekât ve sadaka gibi ibadetler sadece bireysel hayır faaliyetleri değil; aynı zamanda toplum içinde servetin dolaşımını sağlayan güçlü bir ekonomik mekanizmadır.
Bugün modern ekonomi büyük ölçüde faiz temelli bir finans düzeni üzerine kuruludur. Bu sistemde para, üretimden koparılır ve çoğu zaman “paradan para kazanma” mantığıyla dolaşır. Sonuç ise açıktır: servet dar bir kesimin elinde birikir, toplumun geniş kesimleri ise borç ve yoksulluk sarmalına mahkûm edilir.
İslâm ise bu soruna çok daha köklü ve insani bir çözüm getirmiştir. Bu çözümün adı: zekât ve sadaka ekonomisidir.
Ramazan ayı geldiğinde Müslüman toplumlarda çok büyük bir ekonomik hareketlilik oluşur. Bu hareketlilik çoğu zaman fark edilmese de aslında devasa bir servet transferidir.
Bu transfer üç temel kurum üzerinden gerçekleşir:
1. Zekât
Servetin belirli bir kısmının her yıl fakirlere verilmesini zorunlu kılar. Böylece servetin belirli ellerde donması engellenir.
2. Fitre (Fıtır Sadakası)
Toplumun en zayıf kesimlerinin bayrama onurlu şekilde ulaşmasını sağlar..
3. Fidye ve Sadaka
İhtiyaç sahiplerinin günlük hayatına doğrudan destek sunar.
Bu mekanizmalar sayesinde Ramazan ayında zenginden fakire doğru güçlü bir ekonomik akış oluşur.
İslâm’ın ekonomik anlayışı birkaç temel prensip üzerine kuruludur:
Servetin toplum içinde dolaşması
Emeksiz kazancın sınırlandırılması
Sosyal adaletin korunması
Fakirin hakkının gözetilmesi
Kur’an-ı Kerim bu gerçeği şu ilkeyle ortaya koyar:
“Servet, yalnız zenginler arasında dolaşan bir devlet olmasın.”
(Haşr Suresi, 7)
Bu ayet aslında İslâm’ın servet yoğunlaşmasına karşı olduğunu açıkça göstermektedir.
Faiz sistemi modern ekonominin merkezinde yer almaktadır. Ancak faiz, üretimden bağımsız kazanç sağladığı için zamanla şu sonuçları doğurur:
borç ekonomisi büyür
gelir dağılımı bozulur
servet dar bir kesimde toplanır
gerçek üretim ikinci plana düşer
Bu nedenle İslâm, faizi kesin şekilde yasaklamıştır.
Faizin yasaklanması yalnızca ahlâkî bir hüküm değildir; aynı zamanda toplumsal adaletin korunması için konmuş ekonomik bir tedbirdir.
İslâm toplumlarında zekât kurumu tam anlamıyla işletildiğinde ortaya son derece güçlü bir ekonomik model çıkar.
Bu modelin temel özellikleri şunlardır:
1. Servetin dolaşımı sağlanır
Zekât, sermayenin toplum içinde hareket etmesini sağlar.
2. Fakirlik azaltılır
Sürekli bir sosyal güvenlik mekanizması oluşur.
3. Üretim teşvik edilir
Para faiz yerine ticarete ve yatırıma yönelir.
4. Toplumsal huzur güçlenir
Zengin ile fakir arasındaki uçurum daralır.
Bugün birçok ekonomistin “servet vergisi”, “temel gelir” veya “sosyal transfer” gibi kavramlarla tartıştığı meseleler, aslında İslâm’da asırlardır zekât sistemi içinde bulunmaktadır.
Ancak günümüzde zekât ve sadaka çoğu zaman bireysel yardım faaliyetleri olarak kalmaktadır.
Oysa İslâm tarihine bakıldığında zekât:
devlet tarafından organize edilmiş
kayıt altına alınmış
sistemli şekilde dağıtılmıştır.
Bugün İslâm dünyasının önünde duran en önemli görevlerden biri şudur:
Zekât ve sadaka kurumunu modern ve şeffaf bir ekonomik yapı haline getirmek.
Böyle bir sistem:
sosyal yardımları güçlendirir
ekonomik dayanışmayı artırır
faiz bağımlılığını azaltır.
Ramazan ayı bize her yıl şu gerçeği hatırlatır:
Müslüman toplumlar yalnızca ibadetle değil, adaletle de ayakta kalır.
Fitre, fidye, zekât ve sadaka gibi ibadetler sadece bireysel sevap kapısı değildir. Bunlar aynı zamanda İslâm toplumunun ekonomik adalet mekanizmalarıdır.
Eğer bu mekanizmalar doğru şekilde kurumsallaştırılırsa:
servet toplum içinde dolaşır
fakirlik azalır
üretim artar
faiz merkezli ekonomi zayıflar.
İslâm ümmeti için bugün belki de en büyük ihtiyaçlardan biri şudur:
Kur’an ve sünnetin ilkeleri doğrultusunda kendi ekonomik sistemini yeniden inşa etmek.
Ve bu sistemin kalbinde zekât ve sadaka ekonomisi yer almalıdır.
İSLAMİ HABER “MİRAT”
YOUTUBE