islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,5248
EURO
54,7641
ALTIN
6.208,35
BIST
13.331,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
27°C
İstanbul
27°C
Parçalı Bulutlu
Cuma Parçalı Bulutlu
28°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
28°C
Pazar Parçalı Bulutlu
30°C
Pazartesi Az Bulutlu
31°C

Soframızdaki Sessiz Dönüşüm: Buğday ve Beyaz Ekmek

Soframızdaki Sessiz Dönüşüm: Buğday ve Beyaz Ekmek

Soframızdaki Sessiz Dönüşüm: Buğday ve Beyaz Ekmek

Toprağın Fıtratı, İnsanın Sıhhati Üzerine Bir Muhasebe

Giriş

İnsanlığın tarihi, aynı zamanda ekmeğin tarihidir. Çünkü ekmek yalnızca açlığı gideren bir gıda değil; toprağın, emeğin, bereketin ve medeniyetin müşterek hafızasıdır. Bir toplumun ne yetiştirdiği, nasıl öğüttüğü, hangi mayayla yoğurduğu ve nasıl tükettiği; sadece bedenini değil, düşünce yapısını, hayat ritmini ve insan fıtratını da şekillendirir.
Geçmişte ekmek, bölüşülen bir nimet ve hürmet edilen bir emanetti. Bugün ise çoğu zaman raf ömrü uzatılmış, katkı maddeleriyle işlenmiş ve yalnızca “karbonhidrat değeri” üzerinden değerlendirilen endüstriyel bir ürüne dönüşmüştür. Bu sebeple ekmek meselesi, yalnızca mutfak veya ziraat meselesi değil; aynı zamanda sağlık, ahlâk, tabiat ve medeniyet meselesidir.
Son yüzyılda buğdayın yapısından öğütme yöntemlerine, mayalama usullerinden tarım felsefesine kadar derin dönüşümler yaşandı. Bu değişimlerin bir kısmı insanlığı kıtlıktan kurtaran büyük imkânlar sunarken, diğer kısmı insan sağlığı, toprak verimi ve gıda kalitesi konusunda ciddi soruları beraberinde getirdi.

Anadolu’nun Kadim Sofrası

Yakın geçmişe kadar Anadolu insanı için ekmek, basit bir yiyecek değil; verimli toprağın bereketini taşıyan canlı bir nimetti. Taş değirmenin sabırlı dönüşünde buğdayın özünü incitmeden una dönüştüren o vakar, sofralara yalnızca ekmek değil, bir hayat terbiyesi de taşıyordu. Kepeği ayrılmamış, koyu renkli unlardan yapılan ekmekler genellikle evlerde hazırlanan ekşi maya ile yoğrulur, hem doyurur hem de uzun süre tok tutardı.(1)
Bu yalnızca bir beslenme tarzı değildi. Toprağa, emeğe ve nimete gösterilen hürmetin gündelik hayattaki tezahürüydü.
Anadolu’nun kadim buğdayları olan siyez, kavılca ve diğer ata tohumları, bugünkü modern hibrit çeşitlerden yapısal olarak farklıydı.(2) Daha dayanıklı, daha aromatik ve bazı araştırmalara göre mineral bakımından daha zengin bir muhtevaya sahiptiler.
Ancak 20. yüzyılın ortalarından itibaren dünya nüfusunun hızla artması ve üretim ihtiyacının yükselmesi, tarım tarihinde “Yeşil Devrim” olarak bilinen büyük dönüşümü başlattı. Kısa saplı, yüksek verimli yeni buğday türleri geliştirildi.(3)
Bu gelişmeler üretim miktarını önemli ölçüde artırdı ve milyonlarca insanı açlık tehdidinden korudu. Modern tarımın insanlığa bu yönde büyük katkı sunduğu inkâr edilemez.
Fakat burada dikkat çekici bir tezat ortaya çıktı: Miktar artarken, bazı araştırmacılara göre gıdanın besleyici değeri ve tabiî dengesinin bir kısmı azalmaya başladı.
Birçok beslenme uzmanı ve araştırmacı, verim artışının yanında besleyicilik, mineral yoğunluğu, sindirim kolaylığı ve uzun vadeli sağlık açısından belirli kayıplar yaşanmış olabileceğini belirtmektedir.(4)
Modern buğdayların tamamını “zararlı” veya “zehirli” ilan etmek bilimsel açıdan doğru değildir. Ancak eski ata tohumlarının bazı yönlerden daha dengeli ve tabiî özellikler taşıdığını söylemek de boş bir iddia değildir.

Endüstriyel Tarımın Gölgesi

Mesele yalnızca buğdayın kendisiyle sınırlı kalmadı. Modern tarımla birlikte kimyevî gübreler, sentetik ilaçlar ve yoğun endüstriyel üretim yöntemleri yaygınlaştı. Bu süreç üretimi artırırken, toprağın tabiî yapısı, biyolojik çeşitlilik ve gıda kalitesi konusunda geniş tartışmaları da beraberinde getirdi.(5)
Bugün birçok uzman artık sadece “Ne kadar üretiyoruz?” sorusunu değil; “Nasıl üretiyoruz?”, “Toprağı ne kadar koruyoruz?” ve “Ürettiğimiz gıdanın hakiki mahiyeti nedir?” sorularını da sormaktadır.
Türkiye’de beyaz ekmek tüketiminin yaygınlaşması ise ayrı bir kırılma noktasıdır. Beyaz ekmek uzun yıllar refahın, şehirleşmenin ve modern hayatın sembolü olarak sunuldu.(6) Oysa bu süreçte buğdayın lif, vitamin, mineral ve tabiî öz bakımından zengin kısımları ayrıştırılıyordu.
Ortaya çıkan, bir bakıma şekil olarak zengin ama muhteva olarak fakir bir üründü.
Daha beyaz, daha yumuşak ve daha cazip görünen; fakat doyuruculuğu ve besleyici değeri azalmış bir ekmek, sofraların merkezine yerleşti.(7)
Günümüzde birçok insanın “Ekmeksiz doymuyorum” demesi, basit bir alışkanlıktan ibaret değildir. Aşırı rafine unların ve yüksek glisemik yüklü beslenmenin obezite, insülin direnci, tip 2 diyabet ve metabolik rahatsızlıklarla güçlü ilişkisi olduğuna dair ciddi ilmi çalışmalar vardır.(8)
Bununla birlikte çölyak, otoimmün hastalıklar, dikkat eksikliği veya nörolojik rahatsızlıkların tamamını doğrudan modern buğdaya bağlamak da büyük bir basitleştirmedir. Bu hastalıklar çok faktörlüdür; genetik yatkınlık, hareketsizlik, stres, çevre kirliliği ve genel beslenme tarzı gibi birçok unsur rol oynamaktadır.(9)

Yeniden Denge Arayışı

Son yıllarda hem Türkiye’de hem dünyada tam tahıllı ekmeklere, ekşi mayaya, taş değirmen unlarına ve ata tohumlarına yöneliş artmıştır.(10)
Bu yalnızca geçmişe duyulan bir özlem değil; daha tabiî, daha sade ve daha güvenilir gıda arayışının somut bir işaretidir. İnsanlık, uzun bir aradan sonra yeniden sofrasının vicdanını yoklamaya başlamıştır.
Toprağın fıtratı ile oynamak, insanın kaderiyle oynamaktır.
Bu ifade abartılı görülebilir; ancak bugün toprağın, suyun ve gıdanın sadece ekonomik meta değil, insan neslinin geleceğiyle doğrudan ilgili bir emanet olduğu daha iyi anlaşılmaktadır.
Yapılması gereken ne korku ve komplo diliyle hareket etmek, ne de endüstriyel üretimi sorgusuzca kutsamaktır. İhtiyaç duyduğumuz şey; insan sağlığını merkeze alan, toprağı koruyan, yerli tohumu yaşatan, katkısız üretimi teşvik eden ve bilim ile fıtrat arasındaki dengeyi muhafaza eden hikmetli bir yaklaşımdır.
Çünkü gıda yalnızca karın doyurmaz; nesilleri de inşa eder.

Sofra Adabı ve Mesuliyet

Bu sebeple sorumlu bir tüketici:

  • Ne yediğini ve ürünün muhtevasını bilmeli,
  • Muhtevası belirsiz ve aşırı işlenmiş ürünlere karşı dikkatli olmalı,
  • Mümkün olduğunca tabiî ve yerel üretimi tercih etmeli,
  • Yerli ata tohumlarını ve geleneksel yöntemleri desteklemeli,
  • Şeker ve katkı maddesi yüklü endüstriyel ürünleri ölçülü tüketmelidir.

Sonuç

Sağlıklı bir hayatın yolu yalnızca ilaçlardan geçmez. Temiz suya, sahih gıdaya, dengeli beslenmeye, korunmuş toprağa ve bozulmamış tabiata sahip çıkmak da en az tedavi kadar önemlidir.
İnsan yalnızca kalorilerle yaşamaz; fıtratına uygun beslenmeyle de ayakta durur.
Belki de bugün yeniden sormamız gereken soru şudur:
Daha çok üreten bir dünya mı kurduk, yoksa daha doğru beslenen bir dünya mı?

Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu

Dipnotlar
(1) Geleneksel Anadolu ekmek kültürü ve ekşi maya kullanımı hakkında bkz. T.C. Kültür Portalı.
(2) Anadolu’nun kadim buğdayları (siyez, kavılca vb.) hakkında bkz. T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı.
(3) Yeşil Devrim ve Norman Borlaug hakkında bkz. Nobel Prize.
(4) Modern buğdayın besin değeri tartışmaları hakkında bkz. Frontiers in Nutrition.
(5) Endüstriyel tarımın etkileri hakkında bkz. FAO.
(6) Türkiye’de beyaz ekmek tüketimi hakkında bkz. TMO.
(7) Tam tahıl ile rafine un arasındaki farklar hakkında bkz. Harvard T.H. Chan School of Public Health.
(8) Rafine karbonhidratlar ve metabolik rahatsızlıklar hakkında bkz. WHO.
(9) Çok faktörlü hastalıklar hakkında bkz. NIH.
(10) Geleneksel gıdaya ve ata tohumlarına dönüş hakkında bkz. Slow Food International.

İSLAMİ HABER “MİRAT”

YOUTUBE

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.