
15 Temmuz 2016’daki hain darbe girişiminin ardından FETÖ‘nün devlet içerisindeki örgütlenmesi yeniden tartışılmaya başlandı. Ancak tartışmaların önemli bir kısmı tarihî zeminden uzak yürütülüyor. Özellikle bazı çevrelerde dile getirilen “FETÖ‘yü AK Parti büyüttü” veya “Fethullah Gülen AK Parti döneminde ortaya çıktı” söylemi, tarihî kronolojiyle tam olarak örtüşmüyor.
Gerçek şu ki Fethullah Gülen’in faaliyetleri AK Parti’den yaklaşık kırk yıl önce başlamıştı.

Fethullah Gülen, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde imam ve vaiz olarak görev yaptığı 1960’lı yıllardan itibaren özellikle İzmir çevresinde vaazlarıyla tanınmaya başladı.
1970’li yıllarda öğrenci evleri, dershaneler ve çeşitli eğitim faaliyetleri etrafında bir cemaat yapılanması oluşmaya başladı.
Yani ortada henüz AK Parti yoktu.
Henüz Recep Tayyip Erdoğan siyasetin merkezinde değildi.
Türkiye ise sürekli koalisyon hükümetleriyle yönetiliyordu.
12 Eylül sonrasında cemaat faaliyetleri daha görünür hale geldi.
1980’li yıllarda Turgut Özal döneminde özel teşebbüslerin önünün açılmasıyla birlikte dershaneler, yurtlar, şirketler ve eğitim kurumları hızla yaygınlaştı.
1990’lı yıllara gelindiğinde ise artık yalnızca Türkiye’de değil, Orta Asya’dan Balkanlara kadar uzanan geniş bir okul ağı kurulmuştu.
Devletin birçok kurumu bu okulları “Türkiye’nin yurt dışındaki yumuşak gücü” olarak değerlendiriyordu.
Bugünden geriye bakıldığında dikkat çeken gerçeklerden biri de şudur:
Fethullah Gülen yalnızca bir siyasi hareketle temas kurmamıştı.
Farklı dönemlerde çok farklı siyasi liderlerle yakın ilişkiler geliştirdi.
Cumhurbaşkanları…
Başbakanlar…
Muhalefet liderleri…
Bürokratlar…
İş dünyası…
Medya…
Hemen her kesim bu yapıya farklı dönemlerde olumlu yaklaşmıştı.
Bu nedenle yalnızca tek bir dönemi sorumlu ilan etmek tarihî tabloyu eksik okumaktır.
Bülent Ecevit’in özellikle Orta Asya’daki Fethullah Gülen okulları hakkında yaptığı olumlu değerlendirmeler bugün de arşivlerde bulunmaktadır.
Ecevit, bu okulların Türkiye’nin tanıtımına katkı sağladığını ifade etmiş, elindeki bilgiler doğrultusunda laiklik karşıtı faaliyet görmediğini söylemiştir.
1990’lı yıllarda Fethullah Gülen devlet protokolünde de kabul gören bir din adamı görünümündeydi.
Süleyman Demirel başta olmak üzere birçok siyasetçiyle aynı karelerde yer aldı.
Bugün sıkça kullanılan fotoğrafların önemli bölümü de bu döneme aittir.
Burada dikkat çekici tarihî ayrıntılardan biri de Kasım Gülek’tir.
CHP’nin uzun yıllar Genel Sekreterliğini yapan Kasım Gülek, Türk siyasetinin önemli isimlerinden biri olarak kabul edilir.
1996 yılında vefat ettiğinde cenaze namazını Ankara Kocatepe Camii’nde Fethullah Gülen kıldırdı.
Törene Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’den Bülent Ecevit’e, Deniz Baykal’dan Alparslan Türkeş’e kadar çok farklı siyasi isimler katıldı.
Bu tablo, Gülen’in yalnızca belli bir siyasi çevrenin değil, uzun yıllar boyunca devlet ve siyaset çevrelerinin önemli bir kısmı tarafından meşru bir din adamı olarak görüldüğünü göstermektedir.
15 Temmuz sonrasında yayımlanan mahkeme kararları ve resmî raporlar, örgütün özellikle emniyet, yargı, askerî okullar, MİT, bürokrasi ve eğitim sistemi içerisinde uzun yıllara yayılan gizli bir kadrolaşma yürüttüğünü ortaya koymuştur.
Bu süreç tek bir hükümet döneminde gerçekleşmedi.
Yaklaşık kırk yılı bulan sistematik bir örgütlenmeden söz edilmektedir.
Fethullah Gülen’in 1999 yılında ABD’ye gitmesi ve Pensilvanya’da yaşamaya başlaması yeni tartışmaları beraberinde getirdi.
Eski CIA yöneticilerinden Graham Fuller ve Morton Abramowitz’in Gülen’in ABD’de oturma izni sürecinde destek mektupları vermesi uzun yıllardır kamuoyunda tartışılmaktadır.
Bu durum bazı çevreler tarafından örgütün ABD istihbaratıyla ilişkili olduğu yönünde yorumlanırken, bu ilişkinin niteliği konusunda farklı değerlendirmeler bulunmaktadır. Kamuoyunda CIA veya başka yabancı istihbarat servislerinin örgütü yönlendirdiği yönünde iddialar bulunsa da, bunlar konusunda üzerinde uzlaşılan kesin tarihî bir hüküm bulunmamaktadır.
15 Temmuz’u doğru anlayabilmek için tarihi de doğru okumak gerekir.
FETÖ, bir gecede ortaya çıkmış bir yapı değildir.
Ne sadece bir hükümetin ürünüdür…
Ne de yalnızca bir siyasi partinin desteğiyle büyümüştür.
Yaklaşık yarım asırlık süreçte farklı hükümetlerin, farklı bürokratik kadroların ve toplumun çeşitli kesimlerinin farklı nedenlerle meşru gördüğü; bu güven ortamını kullanarak devletin kritik kurumlarına sızan bir yapılanmadan söz edilmektedir.
İSLAMİ HABER “MİRAT”
Analizlerimizi lütfen sağlıklı yapalım ve özellikel de msülümanları yanlış bilgilendirmeyelim diyorum. Yoksa, bu vebalin altından asla kalkamazsınzı ! Biline !..
SORU ŞU: 15 TEMMUZA KADAR DEVLET NEDEN UYANAMADI???
O zamana kadar hemen her şeyi beraber yapıyorlarfı !