

Gazze‘ye dönmek isteyen binlerce Filistinli, Mısır tarafındaki Refah Sınır Kapısı‘nda belirsizlik içinde beklemeye devam ediyor. Bekleyenler arasında Mısır‘da veya başka ülkelerde tedavilerini tamamlayan hastalar, eğitimlerini bitiren öğrenciler, aile ziyaretinden dönen siviller ve farklı nedenlerle Gazze dışına çıkmış Filistinliler bulunuyor.
Ancak hepsinin ortak kaderi, Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafında işgal güçlerinin kontrol ettiği bölgeye geçebilmek için izin beklemek.
Paylaşılan verilere göre işgal makamları, son derece ağır ve katı şartlar altında Gazze’ye günde yalnızca yaklaşık 100 kişinin girişine izin veriyor.
Bu durum, binlerce Filistinlinin haftalarca hatta aylarca sınırda beklemesine neden olurken, Gazze’ye dönüş süreci adeta bir hapishaneye giriş prosedürünü andırıyor.
Sınır geçişine izin verilen kişiler de ağır uygulamalarla karşı karşıya kalıyor.
Geçiş sırasında tüm valizler açılıyor, eşyalar yere dökülerek güneş altında tek tek aranıyor. İşgal güçlerinin uygulamalarında hasta ile sağlıklı, kadın ile erkek, yaşlı ile çocuk arasında herhangi bir ayrım yapılmadığı belirtiliyor.
Aramalar sırasında cep telefonlarına, nakit paralara ve kadınların altınlarına el konulduğu ifade edilirken, bazı kişilerin gözaltına alındığı ve zorla kaybedildiğine ilişkin iddialar da dile getiriliyor.
Edinilen bilgilere göre yaklaşık 150 bin Gazzeli halen Mısır’da bulunuyor.
Bu kişilerin bir bölümü savaş sırasında tedavi amacıyla, bir kısmı eğitim için, bazıları ise aile ziyareti veya farklı özel nedenlerle Gazze’den ayrıldı. Ancak bugün büyük çoğunluğu evlerine geri dönememenin çıkmazını yaşıyor.
Ne güvenli bir dönüş yolu bulunuyor ne de gurbet hayatının ağır yükünü hafifletecek sosyal ve ekonomik şartlar sağlanabiliyor.
Gazze dışında mahsur kalan Filistinlilerin yaşadığı belirsizlik her geçen gün daha da derinleşiyor.
İddialara göre birçok Arap ülkesi Filistinlileri kabul etmiyor, uzun süreli oturma izni vermiyor veya giriş vizesi dahi düzenlemiyor. Mısır’da kalanların önemli bir bölümü ise çalışma ve geçimlerini sağlama imkânından mahrum durumda.
Bu nedenle sınırda bekleyen Filistinliler ne yerleşik kabul ediliyor ne mülteci ne turist ne de öğrenci statüsünde değerlendiriliyor. Onlar bugün yalnızca “sınırda mahsur kalan insanlar” olarak yaşam mücadelesi veriyor.
Yanlarında bir miktar maddi imkân bulunanlar temel ihtiyaçlarını karşılayarak hayatta kalmaya çalışırken, maddi imkânı bulunmayanlar ise büyük zorluklarla yaşamlarını sürdürüyor.
Buna rağmen pek çok Filistinli, Gazze’de devam eden saldırılar, açlık, çadırlarda yaşam, kışın yağmur ve yazın kavurucu sıcaklar altında verilen hayatta kalma mücadelesine rağmen evlerine dönmeyi tercih ediyor.
Çünkü onlar için vatanlarından uzakta belirsizlik içinde yaşamak, savaşın ortasındaki Gazze’de yaşamaktan daha ağır bir yük haline gelmiş durumda.
Yaşanan insanlık dramı sürerken, kamuoyunda önemli bir soru da giderek daha yüksek sesle dile getiriliyor:
Gazze’nin devasa bir açık hava hapishanesine dönüştüğü yönündeki uyarılar neden artık uluslararası gündemde yeterince yer bulmuyor?
Uluslararası kuruluşların, insan hakları örgütlerinin ve küresel medyanın bu tablo karşısındaki sessizliği ise vicdanları rahatsız etmeye devam ediyor.

Gazze…
Bugün sadece bombaların hedefi olan bir şehir değil.
Bugün aynı zamanda insanlığın vicdanının da sınandığı bir coğrafya.
**
Bir insan düşünün…
Kendi evine dönebilmek için izin bekliyor.
Kendi toprağına ayak basabilmek için günlerce, haftalarca sınır kapısında bekletiliyor.
Vatanına girmek için sorgulanıyor.
Valizi didik didik aranıyor.
Onuru incitiliyor.
Ve bütün bunlar, dünyanın gözleri önünde yaşanıyor.
**
İnsan, kendi ülkesine dönebilmek için izin ister mi?
Bir anne, çocuğuyla birlikte memleketine kavuşmayı beklerken suçlu muamelesi görür mü?
Bir hasta, tedavisini tamamladıktan sonra evine dönebilmek için aylarca sınırda bekletilir mi?
Gazze söz konusu olunca bütün bunlar “normal” kabul ediliyor.
Asıl korkutucu olan da budur.
**
Yaklaşık yüz elli bin insan…
Ne tam anlamıyla yolcu…
Ne mülteci…
Ne yerleşik…
Ne de özgür…
Sadece bekliyorlar.
Beklemek bazen ölümden daha ağırdır.
***
Dünyanın gündemi her gün değişiyor.
Yeni savaşlar…
Yeni krizler…
Yeni manşetler…
Ama Gazze’deki acı değişmiyor.
Sadece ona bakan gözler azalıyor.
**
İnsanlık bazen bir bombayla değil…
Sessizlikle kaybeder.
Vicdanlar bazen silahla değil…
Alışmakla ölür.
Bugün Gazze’de en tehlikeli şey bombalar kadar, zulmün sıradanlaşmasıdır.
Ve zulmün sıradanlaştığı yerde, insanlık da yavaş yavaş anlamını kaybeder.
İSLAMİ HABER “MİRAT”