
HAK, insana, varlığa veya millete mutlaka verilmesi, ödenmesi hatta iade edilmesi gereken bir emanettir. Onun olup da ona ait iken ondan yoksun ve mahrum bırakılan, o alacağın, emanetin adıdır hak. İster maddi, manevi olsun, ister havada, karada, denizde, isterse yedi kat yerin dibinde, her ne hak olursa olsun. Orada yaşayan, çalışıp kazananın hakkıdır, hukukudur o topraklarda var olan tüm değerler.
ÇIKAR ise başka bir kişinin, toplumun veya devletin hakkı olmayanı, ya da hak ettiğinden fazlasını almasının adıdır. Ve bu çıkar veya fazla, hiç şüphesiz başka birinden, hak sahibi olandan eksiltmedir. Bu şahıs olabilir, toplum olabilir, devlet olabilir.
İşte hak ile çıkar hep birbirine karıştırılıyor ve gözden kaçırılıyor. Çıkar, hak etmeden, hakkı olmayanı almaktır. Evet en önemlisi de bu aldığı, bir başkasından mutlak gasptır, çapuldur, vurgundur, eksiltmedir, modern hırsızlıktır. Bir şey hak ise çıkar olamaz. Çıkar da hiçbir zaman hak sayılamaz. Çıkar, kimin çıkarı ise hak ettiğinden fazlasını alıyor veya talep ediyor demektir. Bu ise bir başkasının hakkından kesinti yapılarak, gaspedilen haksız kazançtır, zehir-zıkkımdır. Venezüella’ya yapılan ve İran’a uygulanan saldırının temelinde yatan hep bu çıkar endeksli güç göstergesi vardır.
Hak yemek, çıkar sağlamak, sadece bir haksızlık, hırsızlık değil; aynı zamanda ağır bir insanlık ayıbı, izzet ve haysiyet cellatlığıdır, tüyü bitmedik yetimlerin yaşam hakkını gasptır. Filistinde/Gazze’de ve Batı Şeria’da yapılan ve halen devam eden zulüm ve soykırım, bu sınırsız, doyumsuz çıkar barbarlığının halen sürmekte olan canlı örneğidir. Zalimler kendini dünyada güçlü olduğunu zanneder. Yaptıklarının saklı-gizli kalacağını sanırlar; oysa gün gelecek gizlenen her çıkar hırsızlığı, bir bir ortaya çıkacak ve herkes yaptığının hesabını mutlaka verecek.
Haksızlık/hırsızlık karşısında zorbanın önünde asla eğilmeyin, asla eğilmeyeceğiz; zira hakkımızla beraber şerefimizi, özgürlüğümüzü, bağımsızlığımızı, sahip olduğumuz maddi-manevi tüm değerlerimizi de yitireceğimizi unutmayalım.
“Ulusal bağımsızlık” hakkının, “haydut ülkeler” dışında hiçbir birey ve millete reva görülmediğini defalarca gördük. Afganistan ve Irak işgalleri, Venezüella petrollerine çökme, İran’a saldırma, Gazze’yi ilhak etme, Batı Şeria’yı NAKBA/silip süpürüp sahiplenme müdahaleleri karşısında kimin gıkı çıktı? Birleşmiş Milletler ve Güvenlik Konseyi niye var? NATO’ya akan bunca para ve silahın anlam ve amacı ne? Ne olacak; kopan kıyametlerden ne yaptıkları, daha da yapacakları belli değil mi? BU DÜNYANIN DELİ DUMRULU, HAYDUT DEVLETLERİN ÇIKARI İÇİN CAN TAŞIYAN TÜM VARLIKLAR KAHROLACAK….
Yok, yok böylesi bir zulüm yenir-yutulur gibi değil; insanın varlığı, insanı ve insanlığı yaşatmak ve dünyamızı Cennete dönüştürmek içindir. Dünyaya parmak sallayan bu çakma devlerin ve haydut devletlerin gücü, iğne ucunun değmesiyle paramparça olan o dev balonlar kadardır; buna inanın.
Ey insanlık! iğne ucu kadar direncin ve gücün yok mu? Var… var… nice kâğıttan kaplanları yakacak, yok edecek çok büyük gücün, kuvvetin fazlasıyla var; yeter ki, kendine güven ve hadi ayağa kalk…