
Ortadoğu bir kez daha diken üstünde… ABD ile İran arasında son haftalarda yeniden tırmanan askeri gerilim, sadece bölgeyi değil küresel ekonomiyi ve uluslararası güvenliği de doğrudan etkiliyor. Karşılıklı saldırılar, bozulan ateşkes, Hürmüz Boğazı üzerinden verilen mesajlar ve sert açıklamalar, yeni bir bölgesel savaş ihtimalini gündemde tutuyor.
ABD Başkanı Donald Trump, İran‘la varılan ateşkesin sona erdiğini açıklarken, Washington yönetimi İran üzerindeki askeri ve diplomatik baskıyı artırmaya devam ediyor. İran ise geri adım atmayacağını belirterek hem askeri hem de siyasi söylemini sertleştiriyor. Taraflar arasında diplomasi tamamen kopmuş değil; ancak sahadaki gelişmeler, masadaki ihtimali her geçen gün zayıflatıyor.
İran ile ABD arasındaki her kriz yalnızca iki ülkeyi ilgilendirmiyor.
İsrail, Körfez ülkeleri, Lübnan, Irak, Suriye ve Yemen gibi birçok aktör bu gerilimin doğrudan veya dolaylı parçası hâline geliyor. Bunun doğal sonucu olarak enerji fiyatları yükseliyor, küresel piyasalarda belirsizlik artıyor ve uluslararası ticaret ciddi risklerle karşı karşıya kalıyor. Özellikle Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan açıklamalar dünya petrol piyasalarını yakından etkiliyor.
Gazze‘de aylardır devam eden ağır insani kriz…
Rusya-Ukrayna savaşının milyonlarca insan üzerinde bıraktığı yıkım…
Afrika‘nın farklı bölgelerinde süren çatışmalar…
Şimdi bunlara yeni bir ABD-İran cephesinin eklenmesi ihtimali…
Dünya, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından “bir daha asla” diyerek inşa etmeye çalıştığı uluslararası düzeni korumakta zorlanıyor.
Bugün milyonlarca insanın en temel beklentisi yeni cepheler açılması değil; güvenlik, ekmek, adalet ve huzurdur.

Uluslararası ilişkiler tarihine bakıldığında büyük güçlerin rekabeti çoğu zaman idealler üzerinden değil; güvenlik, enerji, ticaret yolları ve jeopolitik nüfuz alanları üzerinden yürütülmüştür.
Petrol, doğal gaz, stratejik boğazlar ve askeri üsler uğruna verilen mücadelelerin bedelini ise çoğu zaman karar vericiler değil, siviller ödemektedir.
Gazze’de hayatını kaybeden çocukların, Ukrayna’da evlerini terk etmek zorunda kalan milyonların veya Ortadoğu’da savaş korkusuyla yaşayan insanların ortak bir talebi var:
Savaş değil, barış.
Yirmi birinci yüzyıl; yapay zekânın, uzay teknolojilerinin ve tıbbın konuşulması gereken bir çağ olmalıydı.
Ancak dünya hâlâ bombaların gölgesinde yaşamaya çalışıyor.
Silah sanayisi büyürken açlık da büyüyor.
Askeri harcamalar artarken eğitim ve sağlık yatırımları birçok ülkede geri plana itiliyor.
Barış konferanslarının yerini füze menzilleri, diplomatik çözüm arayışlarının yerini savaş senaryoları almaya başlıyor.
Bu tablo, sadece Ortadoğu’nun değil bütün insanlığın kaybıdır.
ABD ile İran arasındaki gerilimin nasıl sonuçlanacağını zaman gösterecek.
Ancak bugün herkesin üzerinde uzlaşabileceği temel gerçek şudur:
Yeni bir savaşın kazananı olmayacaktır.
Kazanan silah üreticileri olabilir.
Kazanan küresel çıkar hesapları yapan çevreler olabilir.
Fakat kaybeden yine çocuklar, anneler, yaşlılar ve savaşın ortasında yaşam mücadelesi veren milyonlar olacaktır.
İnsanlık artık yeni savaş hikâyeleri değil, yeni barış hikâyeleri yazmayı hak ediyor.
Barışın dili, silahların sesinden daha güçlü hâle gelmedikçe dünyanın gözyaşı dinmeyecek gibi görünüyor.
İSLAMİ HABER “MİRAT”