
Türkiye’de hemen her bütçe döneminde aynı tartışma yeniden gündeme geliyor: “Diyanet İşleri Başkanlığı‘nın bütçesi çok yüksek”, “Benim vergimle maaş alıyorlar”, “Diyanet birçok bakanlığı geride bıraktı” gibi söylemler kamuoyunda sıkça dolaşıma sokuluyor. Peki bu tartışmalar gerçekten mali verilere mi dayanıyor, yoksa Diyanet üzerinden yürütülen ideolojik bir mücadelenin parçası mı?
Diyanet İşleri Başkanlığı, kuruluşundan bu yana Türkiye’de en fazla tartışılan kamu kurumlarından biri oldu. Özellikle laiklik anlayışını dinin kamusal alandan tamamen çekilmesi şeklinde yorumlayan çevreler, Diyanet’in varlığını dahi sorguluyor.
Her bütçe görüşmesinde kurumun ödeneği üzerinden yeni bir tartışma başlatılıyor. Oysa kamu bütçesi incelendiğinde, zaman zaman sosyal medyada dile getirildiği gibi “bütün bakanlıkları geride bırakan” bir tablo her zaman söz konusu değildir. Çoğu zaman rakamlar bağlamından koparılarak veya farklı bütçe kalemleri karşılaştırılarak kamuoyunda yanlış algılar oluşturulmaktadır.
Dolayısıyla mesele yalnızca bütçe büyüklüğü değildir. Tartışmanın önemli bir kısmı, Diyanet’in toplumdaki yerine ilişkin ideolojik yaklaşımlardan beslenmektedir.
Diyanet’e yönelik eleştirilerde en sık kullanılan ifadelerden biri de “Benim vergimle maaş alıyorlar.” söylemidir.
Ancak aynı mantık, devletin bütün kurumları için de geçerlidir. Bir vatandaş eğitim hizmetinden daha fazla yararlanırken bir başkası sağlık hizmetinden daha fazla yararlanabilir. Kimisi kültür yatırımlarını destekler, kimisi desteklemez. Devlet ise bütün vatandaşlardan topladığı vergilerle kamu hizmetlerini yürütür.
Bu nedenle sadece Diyanet söz konusu olduğunda “Benim vergim” söylemini öne çıkarmak, meseleyi mali olmaktan çok ideolojik bir zemine taşımaktadır.
Nitekim milyonlarca vatandaş cami hizmetlerinden, din görevlilerinden, hac ve umre organizasyonlarından, Kur’an kurslarından ve dini rehberlik hizmetlerinden faydalanmaktadır. Bu vatandaşlar da aynı şekilde vergi ödeyen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıdır.
Elbette hayır.
Hiçbir kamu kurumu eleştiriden muaf değildir. Diyanet İşleri Başkanlığı da yaptığı uygulamalar bakımından eleştirilebilir.
Ancak eleştirinin amacı kurumun tamamen ortadan kaldırılması değil, görevini daha etkin yerine getirmesini sağlamak olmalıdır.
Diyanet’e yöneltilebilecek en önemli eleştirilerden biri, toplumun temel ahlaki meselelerine yeterince güçlü şekilde temas edememesidir.
Bugün Türkiye’nin en büyük sosyal sorunları arasında;
gibi başlıklar yer alıyor.
Toplum, cuma hutbelerinde bu konuların Kur’an ve sünnet ekseninde daha açık, daha cesur ve daha derinlikli şekilde ele alınmasını bekliyor.
Hutbelerin çoğu zaman genel ahlaki tavsiyeler düzeyinde kalması, güncel problemlere doğrudan temas etmemesi çeşitli kesimler tarafından da dile getiriliyor.
Eğer Diyanet İşleri Başkanlığı eleştirilecekse, bütçesi üzerinden değil yapmadıkları ya da yapamadıkları üzerinden eleştirilmelidir…
Camiler tarih boyunca yalnızca ibadet edilen yerler olmadı.
İslam tarihinde camiler aynı zamanda eğitim, tebliğ, istişare ve toplumsal rehberlik merkezleri olarak işlev gördü.
Bugün de vatandaşların beklentisi, imamların cemaatle daha fazla iletişim kurması, Kur’an’ın anlamını ve güncel hayata bakan yönünü daha fazla anlatması ve toplumun ahlaki sorunlarına daha etkin şekilde rehberlik etmesidir.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesi üzerinden yürütülen tartışmalar, çoğu zaman mali verilerden ziyade ideolojik tartışmaların gölgesinde şekillenmektedir.
Bununla birlikte Diyanet’in eleştirilemeyeceğini söylemek de doğru değildir. Asıl ihtiyaç duyulan şey, kurumun toplumun manevi ve ahlaki sorunlarına daha güçlü şekilde eğilmesi, hutbelerin daha doyurucu içeriklerle hazırlanması ve dini rehberlik hizmetlerinin daha etkili hâle getirilmesidir.
Bir kamu kurumunun varlığını hedef alan ideolojik tartışmalar ile hizmet kalitesini artırmayı amaçlayan yapıcı eleştirileri birbirinden ayırabilmek, sağlıklı bir kamuoyu değerlendirmesi açısından önem taşımaktadır.
İSLAMİ HABER “MİRAT”
E siz bir resmi kurumu iktidara arka bahçe yaparsanzı artık ona ayrılan bütçe, ona yapılan her türlü ayrımcılık ve gösterilen hassasiyet milletin gözünde büyür ve hedef tahtası olur diyorum. Bugün bir cami müezzinisrümsürüm açlık sınrının altında süründürülen en düşük emekli maaşının 3- 3,5 katı maaş alıyro beyler ! Kendinmze gelin ! Böyle bir gelir dengesizliğini kurtlar yapmaz kuzulara şah olsalar ! Yani, kimi eleştirip öveceksenixz çok ama çok iyi araştırıpdüşünecek ve madalyonı her tarafı ile incelyeceksiniz diyorum! Öyel at gözlüğü ile gördükelrinzle övme ve eleştirme yapılamz ! Vebal almış olursunuz venal !