
Koronavirüs salgınının en şiddetli günlerinde, Harem-i Şerif tavaf edenlerden tamamen mahrum kaldığı bir sırada, daha önce Zülfî vilayetindeki Kız Öğretmenler Eğitim Fakültesi Dekanlığı görevini yürütmüş olan Dr. Azîze Abdullah el-Battî, eşini kaybetmişti.
İddetini tamamladıktan sonra gönlünde kalan tek arzu, eşinin adına umre yapmak ve Beytullah’ı tavaf etmekti.
Arzusunun gerçekleşmesi için ısrarını sürdürdü, nihayet talebi ilgili makamlara kadar ulaştı.
Kendisine, belki bir daha eşi benzeri görülmeyecek müstesna bir manzaraya şahit olmasını sağlayan özel bir izin verildi: Kendisi tek başına Kâbe’nin etrafında tavaf ediyordu.
Mescid-i Harâm, ne umrecilerin ne de namaz kılanların bulunduğu, sükûta bürünmüş bir hâlde idi. O ise kalbinde, dünyadan göçüp gitmiş eşinin hâtırasını taşıyordu…
Nâdir rastlanır bir insanlık manzarasıydı bu. Bütün mânâsını tek bir kelime özetliyordu: Vefâ…
Vefâ, sevilen göçüp gittikten sonra dahi sürüp gidiyorsa, işte buna gerçek vefâ denir.