islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,3673
EURO
55,2729
ALTIN
6.636,71
BIST
12.231,16
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Yağmurlu
19°C
İstanbul
19°C
Yağmurlu
Çarşamba Yağmurlu
20°C
Perşembe Çok Bulutlu
16°C
Cuma Yağmurlu
14°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
13°C

DOĞUMUNUN 1500. YILINDA RASÛLULLAH’I DOĞRU ANLAMAK

DOĞUMUNUN 1500. YILINDA RASÛLULLAH’I DOĞRU ANLAMAK
25/08/2026 10:07
A+
A-

DOĞUMUNUN 1500. YILINDA RASÛLULLAH’I DOĞRU ANLAMAK

Dün Peygamberimizim 1500’üncü doğum yılı idi. Onu her halükârda doğru anlamak zorundayız. Allah’ın Elçisi (sav), Ahzab suresi 21. ayeti gereği model insandır.

“Yüce bir ahlak üzere” (68/Kalem:4) gönderilmiştir. Kur’an’ın ete-kemiğe bürünmüş şeklidir. Yürüyen Kur’an’dır. Bir tevazu örneğidir. Yanında heyecanlanıp sesi titreyenlere “Ben, Mekke’de kuru ekmek yiyen bir kadının oğluyum” diyerek “Rahat olun, heyecanlanmayın, ben de sizin gibi bir insanım” mesajı veren hak ve halk adamıdır.

Peygamber Efendimizin 23 yıllık hayatını bir bütün olarak değerlendirmek zorundayız. Önünü, arkasını ve şartlarını görmezden gelerek, herhangi bir uygulamasını cımbızla çekip onun üzerine külli kaide inşa etme yanlışına düşmemeliyiz. Rasûlüllah’ın (sav) hayatı merhalelerle doludur. Her merhalenin kendine özgü şartları ve özellikleri vardır. Hareket hattını belirlerken bu şart ve özellikleri göz önünde bulundurmuştur. “Allah hiç kimseye gücünün üstünde yük teklif etmez.” (2/Bakara:286) ayetini hayatının merkezine koyarak ümmetine sorumluluklar yüklemiştir.

Bu konunun anlaşılması için hayatından bir-iki kesit sunmak istiyorum:

İslamî tebliğin ilk dönemlerinde Mekke müşrikleri, Rasûlüllah’ı ve bağlılarını işkence metodu ile susturmaya ve İslâm Davasını yok etmeye çalışmışlardı. Yasir ailesine işkence yapılırken hiçbir şey yapamamış ve “Ey Yasir ailesi! Sabredin Allah size cennet vaad ediyor” diyebilmişti. Çünkü bulunduğu merhale ve bu merhaledeki kuvvet ve şartlar bunu gerektiriyordu. Daha Müslümanlar yeni yapılanıyorlardı. İşin başında Mekke şirk devletinin terörü ile karşı karşıya idiler. Fide halindeki bu yeni Tevhidî hareketin devamı için ancak sabır tavsiye edilecekti. İslam davası ancak bedel ödenerek elde edilen bir davadır. Daha önceki ümmetlerin başına gelenlerin kendi ümmetinin de başına geleceği, bir takım sıkıntı, yokluk ve sarsıntı geçireceklerinin (Bak: Bakara:214) bilinci içindeydi. O anda Mekke’nin devlet terörüne karşı koyacak güçleri yoktu.

Ama aynı Rasûl’ün (sav), Medine’de Yahudi kabilelerinden Kaynuka oğullarına yaptığı uygulama daha farklı idi. Bir Müslüman kadını bazı şeyler satmak üzere, Kaynuka oğulları pazarına gidip satacağını sattıktan sonra bir kuyumcunun dükkânına oturmuştu. Orada bulunan Yahudiler, kadının yüzünü açmak istedilerse de, kadın buna diretti. Kuyumcu, Müslüman kadının elbisesinin arka eteğini sırtına iliştirdi. Kadın ayağa kalkınca edep yeri göründü. Yahudiler gülüşmeye başladılar. Kadın feryat etti. O sırada oralarda bulunan bir Müslüman, Yahudi kuyumcunun üzerine atılıp onu öldürdü. Yahudiler de toplanıp Müslümanı öldürdüler. Öldürülen Müslümanın ailesi de Yahudilere karşı Müslümanlardan yardım istedi. Bunun üzerine Rasûlüllah (sav), Kaynuka oğullarını bir müddet kuşatma altında tuttu. Sonunda Rasûlüllah’ın kararına boyun eğdiler ve Şam’a sürgün edildiler. Çoğu orada helak oldu. (Ramazan el-Bûtî, Fıkh’u Sire, s.227)

Bir birine benzer iki olay karşısında Rasûlüllah’ın farklı iki tutum sergilediğini görmekteyiz. Mekke’de gözlerinin önünde şehit edilen Yasir (r.a) ve eşi Sümeyye’ye; “Sabırlı olun, Allah size cennet vaad ediyor” diye teselli ederken, Medine’de Müslüman kadına edepsizlik yapan kuyumcuya haddini bildiren Müslümanın öldürülmesi karşısında, cezaî müeyyide uyguluyor ve toptan sürgün ediyor. Çünkü artık Müslümanlar bir güç dengesi olmuşlar, haksızlık yapanlara hadlerini bildirmeye muktedir hale gelmişlerdi.

Ebu Davud’un Kitab’ül Cihad’da rivayet ettiği 2732 nolu hadiste Rasûlüllah: “Biz müşriklerden yardım almayız” buyurmaktadır. Ama aynı Rasûlüllah (sav) gençliğinde Hılful Fudul’da müşriklerle yardımlaştı ve Peygamberlik döneminde ise “Bu gün de yardımlaşırım” dedi. Hicrete giderken müşrik olan Abdullah b. Uraykıt’ın rehberliğinde Medine’ye gitti. Mekke’yi fethederken Huza oğullarına hem yardım etti, hem de onlarla Mekke müşriklerine ve Beni Bekr kabilesine karşı savaştı. Taif’ten Mekke’ye giderken Mut’im b. Adiy’in himayesini kabul etti. İlk bakışta bu hareketler birbirine zıt görülmekte, fakat bunlar birer konum ve merhaledir, farklı konjonktürlerdir.

Bütün bu olaylardan ehli ilim şu sonuca varmıştır: “Akidede küfre düşmeden zalimlere ve zulme karşı, gerekirse müşrikten bile yardım alınabilir. Çünkü temelde hayır ve takvada yardımlaşmış oluruz.”

Sünnetin daima iyi anlaşılması için tüm ilim ehlinin ittifak ettiği şu fıkhi ölçüleri de zikredelim:

1) Rasûlüllah bir şeyi hem yasakladı ve hem de yaptıysa orada nesih olayı vardır. İslam, meşakkati kaldırmayı amaçladığı için, daha önce yasak olan şey mubah olmuştur.

2) Herhangi bir şeyin haram olup olmadığı konusunda, “Rasûlüllah bunu yaptı mı? Yoksa yapmadı mı?” diye bakılmaz. Haram etti mi yoksa sustu mu? Ona bakılır. Bir şeyi kesin haram etmediyse onu kendisi yapsın veya yapmasın o mubah olur.

Demek ki üç ayrı özellikle karşı karşıyayız:

a) Zulmü ortadan kaldırmak için gerekirse müşriklerle yardımlaşırız. Hılful Fudul, Mekke’nin fethi ve diğerlerinde görüldüğü gibi.

b) İkrah/Zorlama altında ve mustaz’aflık/güçsüzlük konumlarında kâfirlerin içinde yaşayabiliriz. Küfre düşmemek kaydıyla onlardan görev alabiliriz.

c) İslami inançlardan taviz vererek müşriklerle hiçbir anlaşma caiz değildir. İsterse Ay ve Güneş’i Dünya ile birlikte bize verseler dahi… Bu, Rasûlüllah’ın Daru’n Nedve’yi reddetme merhalesiydi.

İşte Peygamber Efendimizi günümüze taşırken ve onun hayatından “hareket fıkhı” çıkarırken, Rasûlüllah’ın yaşadığı sosyal, siyasi ve ekonomik şartları göz önünde bulundurarak nasıl hareket ettiğinin iyi tespit edilmesi gerekir. Yoksa İslam’ı ideolojileştirmiş, Peygamberimizi de ideolojimize alet etmiş oluruz. Onu doğru okumazsak yanlış bir peygamber portresi ortaya koymuş oluruz. Onu doğru okuduğumuz zaman Rasûlüllah’ın şu gerçek profili ortaya çıkmaktadır:

O, gece âbid, gündüz mücahiddi. O, hem Allah’a karşı kulluk görevini hakkıyla yapan, hem de topluma karşı görevini yerine getiren bir peygamberdi. O, hem barış, hem rahmet, hem de kılıç/savaş peygamberiydi. Ama rahmeti kılıcına galipti. “Ey Müslümanlar! Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyiniz; Allah’tan afiyet dileyiniz. Fakat düşmanla karşılaşınca da sabrediniz. Biliniz ki cennet kılıçların gölgesi altındadır” (Buhârî, Cihâd 112; Müslim, Cihâd 20) buyurarak, savaşı bir gaye değil de, başka bir seçenek kalmadığında, başvurulan en son çare olarak gören bir Peygamberdi.

O, iyi bir aile reisi, iyi bir cemiyet adamı, camide imam, mahkemede kadı, Mekke’de cemaat lideri, Medine’de devlet başkanıydı. Büyükle büyük, çocukla çocuktu. “Himaye kanunu” gibi cahiliyenin yasalarını İslam lehine kullanmıştı. Fertten cemaate; cemaatten devlete giderken acele etmeden, sabırla ve emin adımlarla şartları ve konjonktürü iyi değerlendirerek tedrici bir usul takip etmişti. Hayatın her kesitinde O vardı. Muhammedî bir yaşam için, hayatımızın her diliminde O olmalıdır. O’nun verdiği hükmün geçerlilik kazanmadığı bir hayat hüsrandır.

Musab Seyithan

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.