islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
48,4949
EURO
56,5761
ALTIN
6.900,83
BIST
14.505,48
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
28°C
İstanbul
28°C
Açık
Cuma Parçalı Bulutlu
27°C
Cumartesi Açık
28°C
Pazar Az Bulutlu
26°C
Pazartesi Yağmurlu
23°C

​YENİ ORTA VADELİ PROGRAM: FAİZ SARMALINDA BİR YANILSAMA VE İKTİSADİ İSTİKBAL MÜCADELESİ

​YENİ ORTA VADELİ PROGRAM: FAİZ SARMALINDA BİR YANILSAMA VE İKTİSADİ İSTİKBAL MÜCADELESİ
10/09/2026 12:07
A+
A-

YENİ ORTA VADELİ PROGRAM: FAİZ SARMALINDA BİR YANILSAMA VE İKTİSADİ İSTİKBAL MÜCADELESİ

​Hükümet tarafından son açıklanan Orta Vadeli Program (OVP); büyüme, enflasyon ve cari açık hedefleri bakımından maalesef rasyonel bir vizyon sunmaktan uzak, tamamen matematiksel bir yenilemenin ötesine geçemeyen bir tablodur.

​İktisadi düzeneğin ve sistemin kendisi temelden sorunlu olduğu sürece, o sistemin üzerindeki parametreleri veya aktörleri değiştirmek olumsuz sonuçları ortadan kaldırmaz. Kurgusu ve işleyişi hatalı bir mekanizmadan olumlu ve kalıcı bir sonuç çıkması beklenemez. Bugün yürürlükte olan finansal para sistemi; faizli borçlandırma ve sarmal para yaratma modeline dayanan, üretimi, emeği ve alın terini adeta cezalandıran bir yapıya bürünmüştür.

Enflasyonun Temel Nedeni: Yapısal Faiz Sarmalı

​Piyasaya giren her parasal tanımlama, beraberinde kaçınılmaz bir faiz yükü getirmektedir. Bu yük; mal ve hizmet fiyatları üzerinden üreticinin, tüketicinin, çalışanın ve emeklinin sırtına vurulmaktadır. Faizin doğrudan bir maliyet unsuru olarak fiyatlara yansıması, enflasyonu yapısal bir sorun haline getirmektir.

​Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in uyguladığı faiz artırım politikaları, maliyet enflasyonunu körüklemiş; yüksek faiz ortamı üreticinin ve tüketicinin finansmana ulaşmasını engellemiştir. “Talebi kısarak enflasyonu düşüreceğiz” söylemi, parası olan kesimlerin faiz gelirleriyle daha da zenginleşmesine hizmet etmiş; elde edilen faiz gelirleri üretime değil, lüks tüketime yönelmiştir.

​Tasarruf tedbirleri adı altında dar gelirliyi ve emekliyi ezen bu anlayış, TÜİK’in gerçeklerden uzak rakamlarıyla giderleri kısarak enflasyonla mücadele ettiği illüzyonunu üretmektedir. Borç ekonomisini ayakta tutabilmek adına Finansçı yapıyı—yani para ticaretini—güçlendirme yoluna gidilmiş; içerideki borçlanma faizlerini ödeyebilmek için vergiler ve cezalar akıl almaz oranlarda artırılmıştır. Kısacası, sistemin faiz yükü doğrudan halkın omuzlarına yüklenmiştir.

Dış Borç Kısır Döngüsü ve Sıcak Para Bağımlılığı

​Uygulanan politikaların ana hedefi, Londra merkezli finans çevrelerine yüksek faiz ve kur garantisi sunarak sıcak para çekmek ve vadesi gelen kısa vadeli dış borçları sürdürülebilir kılmaktır. Türkiye’nin kısa vadeli dış borç stoku 239,5 milyar dolara ulaşmıştır. Dışarıdan gelen sıcak para; yüksek faiz ve kur garantisiyle TL’ye dönmekte, vadesi geldiğinde ise astronomik bir dolar faiziyle tekrar yurt dışına transfer edilmektedir.

​Sonuç olarak OVP, iç ve dış faiz ödemelerinin kesintisiz devamını sağlamaya dönük bir çerçeve çizmektedir. Bu durum; devletin, esnafın ve iş dünyasının sürekli faiz ödemesi, çalışanların ve emeklilerin ise alım gücünün günden güne erimesi anlamına gelmektedir.

Muhalefet ve Ortodoks Zihniyet İllüzyonu

​Bugün ekonomi sahnesinde büyük bir tiyatro oynanmaktadır. Ortodoks ekonomistler ve borç ekonomisini savunan çevreler; krizin nedenlerini yalnızca “kamu harcamalarına”, “yetersiz faiz artışına” ve “yanlış beklenti yönetimine” bağlamaktadır. Oysa mevcut tablo, tamamen Borca Dayalı Para Sistemi’nin (BDPS) kaçınılmaz bir sonucudur.

​Faizler yükseltilmiş, kamu harcamaları kısılmış, sıkı para politikası adı altında üretim daraltılmış ve talep baskılanmaya çalışılmıştır. Ancak gelinen noktada Türkiye, durgunluk içinde enflasyonun yaşandığı stagflasyon gerçekliğiyle karşı karşıya kalmıştır. Kredi maliyetleri katlanırken, sermaye sahipleri yüksek faiz ve Kur Korumalı Mevduat (KKM) mekanizmalarıyla servetlerini büyütmüş, bedel ise yine millete ödetilmiştir.

​Burada asıl acı olan husus, muhalefet dâhil mevcut siyasi aktörlerin büyük kısmının sistemsel bir değişim ve dönüşüm talebinin bulunmamasıdır. İktidarın ekonomi politikalarını eleştiren muhalefet, zihniyet olarak iktidarla aynı Ortodoks paradigmaya dayanmaktadır. Sistem değişimi onların da gündeminde yoktur. Aydınlarımızın, sivil toplum kuruluşlarımızın ve halkımızın bu gerçeği görmesi şarttır: Finansal sistem ve para-kredi mekanizması kökten yeniden yapılanmadığı sürece, toplanan vergiler ve bütçe kaynakları faiz ödemelerine akmaya devam edecek; sosyal ve ekonomik huzursuzluklar tırmanacaktır.

​Sayın Cumhurbaşkanımızın geçmişte ifade ettiği “Faizin olduğu yerde bereket olmaz” ve “Sistemin bizatihi kendisinden kaynaklanan bu sıkıntılar çözülmedikçe aynı problemleri yaşamaktan kurtulamayız” tespiti, meselenin özünü ortaya koymaktadır. Ancak bugün uygulanan OVP, bu vizyonun aksine faizi ve bereketsizliği besleyen bir doğrultuda ilerlemektedir. Sayın Cumhurbaşkanının faiz sistemine karşı net duruşuna rağmen, ekonomi yönetiminin yürüdüğü yol ne yazık ki Londra merkezli finans mantığının yoludur.

Rakamlarla OVP ve Faiz Tablosu

​Açıklanan veriler ve bütçe projeksiyonları incelendiğinde durumun vahameti açıkça görülmektedir:

  • Enflasyon Tahminlerindeki Sapma: Bir önceki OVP’de 2026 yılı enflasyon hedefi %16 olarak açıklanmışken, son programda bu rakam %28,4’e revize edilmiştir. Buradaki sapma 12,4 puan, yani %77,5 oranında bir yanılma payıdır. 2027 yılı için daha önce %9 (tek hane) olarak ilan edilen hedef ise %21’e çıkarılmıştır. Buradaki sapma oranı ise %133’tür. %100’ü aşan bu sapma oranlarıyla “fiyat istikrarı” sağlamaktan bahsetmek mümkün değildir.
  • Atıl İşgücü ve İstihdam: 2014 yılında %14 seviyesinde olan atıl işgücü oranı; Sayın Şimşek’in göreve geldiği 2023 yılında %22,9 iken, TÜİK verilerine göre 2026 projeksiyonunda %30,6’ya yükselmiştir. Mehmet Şimşek döneminde atıl işgücü 7,7 puan (%33,6) artış göstermiştir. Bu tablo, uygulanan politikaların istihdama değil, işsizliğin artışına hizmet ettiğini göstermektedir.
  • Faiz Ödemelerinin Bütçedeki Yükü:
    • 2024-2026 OVP Dönemi: Toplam faiz ödemesi 5 trilyon 364 milyar TL‘dir. 2026 yılı genel bütçesi (18 trilyon 978 milyar 815 milyon TL) dikkate alındığında, toplanan her 100 TL’lik bütçe kaynağının yaklaşık 28,26 TL’si faize gitmektedir.
    • 2027-2029 OVP Dönemi: Öngörülen toplam faiz ödemesi 9 trilyon 749 milyar 400 milyon TL‘dir. Bu miktar, 2026 genel bütçesinin %51,37’sine denk gelmektedir.
    • İki OVP Arasındaki Kümülatif Faiz: 2024-2029 yıllarını kapsayan iki OVP döneminde ödenecek toplam faiz 15 trilyon 113 milyar 400 milyon TL’ye ulaşmaktadır. İki program arasındaki faiz ödemesi artış oranı %81,76‘dır. İki OVP’nin toplam faiz ödemesi, 2026 yılı tek bir yıllık bütçesinin %79,63’ünü yutmaktadır.

​Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan toplam özelleştirme tutarı 71,3 milyar dolar iken, yalnızca bu yıl bütçeden faize ayrılan kaynağın 60 milyar doların üzerinde olması, karşı karşıya olduğumuz tablonun boyutunu gözler önüne sermektedir.

Çözüm: Bağımsız ve Milli İktisadi Mimari

​Enflasyonla mücadele kılıfı altında sunulan “faiz artırma ve iç talebi kısma” reçeteleri, millete baldıran zehiri içirmekten farksızdır. Hastayı beslemeyerek ateşini düşürmeye çalışmak hastayı öldürür; bugün halkımızın ve reel sektörümüzün maruz kaldığı durum tam olarak budur.

​Çözüm; dışarıdan yüksek faizle borç aramak, sıcak paraya kur garantisi vermek veya azınlık bir sermaye grubuna servet transferi yapmak değildir. Çözüm:

  1. ​Parayı bir borç ve meta olmaktan çıkarıp, doğrudan yerli üretime, istihdama ve alın terine endeksleyen yeni bir Para-Kredi Sistemi kurmaktır.
  2. ​Öz kaynaklarımıza dayalı, bağımsız ve milli bir iktisadi mimariyi hayata geçirmektir.
  3. ​Kamu kaynaklarının ve toplanan vergilerin faiz lobilerine değil, ülkenin yatırımlarına ve halkın refahına aktarılmasını sağlamaktır.

​Mesele kişilerden bağımsız bir sistem meselesidir. Mehmet Şimşek gidip bir başkasının gelmesi, mekanizma değişmediği sürece sonucu değiştirmeyecektir. Türkiye’nin ihtiyacı; borçlandırma üzerine kurulu bu finansal tahakkümden kurtulup, iktisadi istiklalini tesis edecek radikal ve milli bir sistem dönüşümünü gerçekleştirmektir.

Yunus Ekşi

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.