
Önce Ahmet Hakan’ın 29 Ağustos 2026 tarihli haberini verelim. Yazısı şöyle:
İLETİŞİM Başkanlığı, “Türkiye Markasının Küresel Anlatısı: Türk Dizileri” başlıklı çok önemli bir toplantı düzenledi.
*
İletişim Başkanı Burhanettin Duran’ın konuşmasından bazı cümleler:
*
– Türk dizileri 170 ülkede 1 milyarı aşkın küresel izleyiciye ulaşıyor.
– Dizi ihracatı 1 milyar doları aştı.
– Türkiye, haritadan görülen uzak bir ülke olmaktan çıktı.
– Anlatılan hikâyeler, dünyanın dört bir yanında karşılık buluyor.
– Dizilerimizin yükselişi, tek merkezli anlatı düzeninden çok merkezli dünyaya geçişin hikâyesidir.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy’un konuşmasından bazı sözler:
– Ekranda oluşan ilgiyi seyahat talebine, seyahat talebini de Türkiye için yüksek turizm değerine dönüştürmek istiyoruz.
– Artık mesele Türk dizilerinin kaç ülkede izlendiği değildir.
– Artık mesele bu olağanüstü küresel erişimi Türkiye’nin marka değerine nasıl dönüştüreceğimiz meselesidir.
Haberi önemseyerek okudum, ama sevinemedim.
“Türk dizileri 170 ülkede 1 milyarı aşkın küresel izleyiciye ulaşıyor.”
“Dizi ihracatı 1 milyar doları aştı.”
Bunlar güzel şeyler. Türkiye savunma sanayiinde de gelişiyor. Ama bu alan başka. Türkiye kendi insanımızın eliyle çökertilmiş olsa da İslam medeniyetinin varisi olacak bir ülke. Önce insanımıza, sonra da insanlığa vermemiz gereken mesajlar var.
Adaleti ve merhameti unuttuk. İslâm’ın yücelttiği insana saygı, ana babaya ve akrabaya saygı ve yardım, düşkünleri/yaşlıları koruma, güvenilir olma, doğru sözlülük, sözleşmelere bağlılık, tevazu, kibirden ve bencillikten korunma, zulme ve zalime karşı direniş, sevgi ve dostluk, fedakârlık, hukukî ve sosyal adalet, aile hayatının kutsallığı, helâl kıskançlık, tüm canlı ve cansız varlıkların insan için yaratıldığı ve korunmaları gereken emanet oluşu, iffet ölçüleri korunarak yaşanan aşk gibi, İslâm medeniyetinin onayladığı ve insan doğasının da onayladığı evrensel ahlâkî mesajların verilmesi gerekir.
Bunun için de bazı önemli adımların atılması gerekir. Biz sinema ve televizyon dünyasıyla ilgili kişilerle de görüşerek yapılması gerekenlere ilişkin teklifler sunmuştuk. Daha önce yayımladığımız bu görüşlerimizi yineleyip pekiştirelim:
Sinema filmleri ve televizyon dizilerinin milyonlarca insanımız tarafından izlendiği bir dönem yaşıyoruz.
170 ülkede 1 milyarı aşkın küresel izleyiciye ulaşmışız.
Özellikle televizyon dizileri daha bir yoğunlukla izlenmektedir. Bu dizilerin büyük çoğunluğunda İslâmî ve millî değerlerimiz çiğnenmekte, hiçbir ahlâkî kaygıya da yer verilmemektedir.
Altı yedi kadar büyük televizyon kanalının her gece dizilerle milyonlarca insanımız üzerinde yaptığı tahribat kelimelerle ifade edilemeyecek boyuttadır.
Tahribat İslâmî değerlere bağlı aileleri ve İmam-Hatip gençliğimizi bile etkilemektedir.
Çok çok önemli olmakla birlikte iktidarımızın görevi yalnızca ekonomi ve tarihî eserlerin fiziksel imarı olamaz. Mutlaka ve mutlaka bu ana konuya el atılması gerekmektedir.
TRT’nin bazı atılımları ve Diriliş, Abdülhamid, Yunus Emre benzeri örnekler önemli bir başlangıç olmakla birlikte kılıç ve hurafe ağırlıklı olup yaşadığımız hayattan büyük ölçüde kopuktur. Üstelik sayısal olarak da yeterli değildir.
1. Sinema ve televizyon merkezimiz olan İstanbul’da her tür sinema filmi ve dizi yapılmasına imkân sağlayacak dev platolar kurulmalıdır. Yapımına başlananlar tamamlanmalıdır.
2. Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde bağımsız bir Senaryo Yüksek Kurulu oluşturulmalıdır. İslâmî ve ahlâkî değerlerimiz konusunda bilgili ve bilinçli üyelerden oluşturulacak bu Kurul, büyük ödüller koyarak ülkemizin ilahiyatçıları, edebiyatçıları ve tarihçileri gibi kültürel güçlerini harekete getirmeli, böylece zengin bir senaryo arşivi oluşturulmalıdır. Millî Eğitim Bakanlığı ve YÖK aracılığıyla devreye sokulacak ortaöğretim kurumlarımızın ve üniversitelerimizin katkılarıyla bu amaç gerçekleştirilebilir.
3. Bu yolla oluşturulup onaylanacak senaryoların çekimini üstlenecek yapımcılar, kurulan platolardan ücretsiz veya sembolik bir ücretle yararlandırılmalıdır. Ödül alacak yapımlara ayrıca teşvik ödülleri de verilmelidir. Özel kişi ve kurumlar tarafından sunulacak ve kabul edilecek senaryoların yapımcılarına da aynı imkânlar sunulmalı ve ödüller verilmelidir.