islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
48,9650
EURO
55,8478
ALTIN
6.779,88
BIST
12.913,69
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
23°C
İstanbul
23°C
Parçalı Bulutlu
Cumartesi Az Bulutlu
24°C
Pazar Hafif Yağmurlu
21°C
Pazartesi Hafif Yağmurlu
20°C
Salı Yağmurlu
18°C

31 MART OLAYI; İSYAN MI, DARBE Mİ?

31 MART OLAYI; İSYAN MI, DARBE Mİ?
A+
A-

31 MART OLAYI; İSYAN MI, DARBE Mİ?

Osmanlı tarihinin en tartışmalı otuz altı saati… Bir kışlada başlayan “isyan”, bir padişahı tahttan indirip bir imparatorluğun kaderini değiştiriyor. Prof. Dr. Yılmaz Karadeniz, “Tarihin Gerçek Yüzü” serisinin bu kitabında 31 Mart Vak’asını, yıllardır anlatılagelen “gerici isyan” tablosunun ötesine taşıyor ve olayı İngiliz emperyalizmiyle Siyonizmin ortak hedefinin, İttihat ve Terakki eliyle sahneye konduğu tertipli bir darbe olarak okuyucunun önüne seriyor. Kitap boyunca izlenen çizgi açık: 31 Mart, kendiliğinden patlayan bir öfke değil; adım adım kurulan, finanse edilen ve zamanı geldiğinde devreye sokulan bir tezgâhtır.

Bir Suikastten Miras Kalan Kuşku

Yazar, meseleyi 1876’da Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilip esrarengiz biçimde ölüme terk edilmesiyle başlatıyor. Midhat Paşa ve Jön Türk çevresinin öncülüğünde gerçekleşen bu ilk darbe, Karadeniz’e göre sonraki elli yılın provasıdır: Dışarıdan yönlendirilen bir muhalefet, içeride devşirilen devlet adamları ve “hürriyet” söylemiyle örtülen gerçek bir hesap… Kitap, aynı ekibin, isim ve kadro değiştirerek, otuz üç yıl sonra İkinci Abdülhamid’e karşı da aynı senaryoyu sahneye koyacağını göstermek için bu geçmişi ayrıntılarıyla anlatır.

Toprak Satmayan Padişah Bedelini Ödüyor

Kitabın omurgasını oluşturan iddia şudur: Theodor Herzl’in, Filistin’de bir Yahudi devleti kurmak için Abdülhamid’den para karşılığı toprak talebi reddedilince, hedef doğrudan padişahın kendisi olmuştur. Yazar, 1905’teki başarısız suikastten sonra İngiliz ve Siyonist çevrelerin İttihat ve Terakki ile mesailerini yoğunlaştırdığını; Selanik’teki mason localarının, özellikle Emanuel Karasu’nun başında bulunduğu Rizorta Locası’nın, bu ittifakın perde arkasındaki gerçek karargâh olduğunu belgelerle ortaya koyar. Meşrutiyet, hürriyet, kanun-ı esasi gibi kavramlar ise, kitaba göre, bu hedefe ulaşmanın süsü, gerekçesi ve maskesidir.

Meşrutiyetten Büyük Hayal Kırıklığına

1908’de ilan edilen II. Meşrutiyet, halka “her şeyin düzeleceği” vaadiyle sunulur; oysa kısa sürede Bulgaristan bağımsızlığını ilan eder, Bosna-Hersek ilhak edilir, Girit Yunanistan’a katılır. Karadeniz, bu hayal kırıklığının, ordu içindeki mektepli-alaylı gerginliğinin ve Hasan Fehmi Bey cinayetinin nasıl planlı biçimde bir araya getirilerek İstanbul’da “gerekli” gerginlik ortamının inşa edildiğini adım adım anlatır.

Taşkışla’da Kurulan Sahne

Kitabın can alıcı bölümlerinden biri, Taşkışla’ya yerleştirilen Avcı Taburları’nın nasıl “terfi vaadiyle” isyana ikna edildiği bölümdür. Yazara göre asıl amaç bir irtica hareketi değil, meclisi kuşatıp padişahı köşeye sıkıştırmaktır. Nitekim İstanbul’daki yaklaşık 2.300 asker karşısına 15.000 kişilik Hareket Ordusu’nun getirilmesi, isyanı bastırmaktan çok, önceden kararlaştırılmış bir sonucu gerçekleştirmeye yöneliktir. Hüseyin Cahit gibi isimlerin “şeriat isteriz” naralarını kullanarak olayı dinî bir isyan gibi göstermesi, kitapta gerçek amacı örten bir manevra olarak okunur.

Yağma, Fetva ve Padişahın Tahtan İndirilmesi

Hareket Ordusu İstanbul’a girdikten sonra Yıldız Sarayı’nın Bulgar çeteleriyle birlikte nasıl yağmalandığı, hazine ve mücevheratın nasıl paylaşıldığı; 27 Nisan 1909’da toplanan Meclis-i Umumî-i Millî’de, Elmalılı Hamdi Yazır’ın kaleme aldığı ve hasta Şeyhülislâm’a adeta zorla imzalatılan hal’ fetvasının nasıl alkışlarla kabul edildiği, kitapta belge ve tanık ifadeleriyle canlandırılır. Padişaha bu kararı bildirmek üzere seçilen heyette bir Yahudi, bir Ermeni ve bir Arnavut’un yer alması üzerine Abdülhamid’in söylediği söylenen o keskin cümle, kitabın en çok hatırlanan sahnelerinden biridir. Selanik’e sürgün, ardından yıllar süren unutulmuşluk ve 1918’deki vefat, bu büyük tezgâhın sessiz finalidir.

Bugüne Uzanan Bir Hesaplaşma

Karadeniz, kitabını sadece bir yüzyıl önceki olayları anlatmakla sınırlamaz; 31 Mart’ı, halifelik makamının fiilen etkisizleştirilmesinin ilk adımı ve Filistin’de bugün yaşanan trajedinin uzak kökeni olarak okur. Arşiv belgeleri, dönemin gazete haberleri, tanık hatıratları ve zengin bir kaynakçayla desteklenen “31 Mart Olayı; İsyan mı, Darbe mi?”, yakın tarihimizin en çok tartışılan hadiselerinden birine, alışılmış anlatının dışında, cesur ve iddialı bir bakış sunuyor. Yakın tarihi, perde arkasındaki güç dengelerini ve bir imparatorluğun nasıl çöktüğünü merak eden her okuyucu için sürükleyici bir okuma vaat ediyor.

“Kitabı satın almak ve ayrıntılı bilgi edinmek için aşağıdaki bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.”

https://www.beyanyayinlari.com/kitap/31-mart-olayi-isyan-mi-darbe-mi-9786255509857

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.