islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,2705
EURO
55,2972
ALTIN
6.644,78
BIST
12.265,98
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
25°C
İstanbul
25°C
Parçalı Bulutlu
Pazartesi Az Bulutlu
24°C
Salı Hafif Yağmurlu
19°C
Çarşamba Yağmurlu
18°C
Perşembe Yağmurlu
16°C

İNSAN HÜR DOĞAR, ÖZGÜR ÖLÜRSE HÜSRANA UĞRAR

İNSAN HÜR DOĞAR, ÖZGÜR ÖLÜRSE HÜSRANA UĞRAR
11/10/2026 12:57
A+
A-

İNSAN HÜR DOĞAR, ÖZGÜR ÖLÜRSE HÜSRANA UĞRAR

İnsan dünyaya geldiğinde herhangi bir siyasi düşüncenin, ideolojinin, ekonomik düzenin veya toplumsal anlayışın mensubu değildir. Henüz kendisine öğretilmiş doğruları, benimsetilmiş yanlışları ve sorgulanamaz kabul edilen düşünceleri tanımaz. İçine doğduğu toplumun kurallarını kendisi belirlememiştir. Fakat insan, akletme, düşünme, sorgulama ve tercih yapabilme kabiliyetiyle yaratılmıştır. İslam’ın fıtrat anlayışı da insanın bu yaratılışına dikkat çeker. İnsan, başka insanların mutlak hâkimiyetine teslim olmak veya kendi arzularının esiri hâline gelmek için yaratılmamıştır. Onun hürriyeti, yaratılışını anlaması, hakikati araması ve Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde yaşamasıyla anlam kazanır. İnsan hür doğar; ancak hür doğmuş olması, hayatı boyunca hür kalacağı anlamına gelmez.

Bugün hürriyet ile özgürlük çoğunlukla aynı anlamda kullanılmaktadır. Oysa bu iki kavram üzerinden farklı hayat anlayışlarını tartışmak mümkündür. Burada hürriyet, insanın hakikat karşısındaki sorumluluğunu ve iradesini korumasını; özgürlük ise eleştirdiğimiz biçimiyle insanın kendisini hiçbir ahlaki ölçüyle bağlı görmemesini ifade etmektedir. Elbette düşünce, inanç ve ifade özgürlüğü insanın temel haklarıdır. Sorun bunlar değildir. Sorun, özgürlüğün insanın istediği her şeyi yapabilmesi, kendi arzusunu doğru ve yanlışın ölçüsü kabul etmesi şeklinde anlaşılmasıdır. Çünkü insanın her istediğini yapabilmesi, doğru yaşadığını göstermez. İnsan bazen özgür olduğunu düşünürken kendi nefsinin, çıkarlarının, korkularının ve alışkanlıklarının esiri hâline gelebilir. İnsanın hürriyeti, yalnızca başkalarının kendisine hükmetmemesi değil, kendi arzularının da kendisine hükmedememesidir.

İnsanın hürriyetini kaybetmesi çoğu zaman fark edilmeden gerçekleşir. Çocukluk yıllarında aileden, eğitim hayatında okuldan, yetişkinlik döneminde toplumdan, siyasetten ve ekonomik düzenden etkilenir. Bu etkilenme hayatın doğal bir parçasıdır. Ancak insan kendisine öğretilen her düşünceyi sorgulanamaz kabul etmeye başladığında, kendi aklını kullanma sorumluluğunu başkalarına bırakmış olur. Bir toplumda herkesin doğru kabul ettiği düşünce gerçekten doğru olmayabilir. Çoğunluğun benimsediği bir hayat anlayışı hakikatin ölçüsü değildir. Bir düşüncenin devlet tarafından savunulması, siyasi iktidar tarafından desteklenmesi veya toplum tarafından benimsenmesi de onu kendiliğinden haklı kılmaz. İnsan kendisine sunulan her düşünceyi akıl, bilgi, vicdan ve inandığı değerler çerçevesinde değerlendirebilmelidir. Aksi hâlde kendi kararlarını verdiğini düşünürken başkalarının belirlediği düşünce sınırları içerisinde yaşamaya başlayabilir.

Bu meselenin siyasi yönü özellikle önemlidir. Çünkü siyaset yalnızca devletin nasıl yönetileceğiyle ilgili değildir; insanın nasıl bir toplumda yaşayacağını, hangi yetişeceğini ve hangi davranışların teşvik edileceğini de etkiler. Devletler eğitim politikaları, hukuk düzenleri, ekonomik uygulamalar ve kamu kurumları aracılığıyla toplumsal hayatın şekillenmesinde önemli rol oynar. Her siyasi düzen kendi devamlılığını sağlayacak bir toplumsal istikrar arar. Ancak burada önemli bir sınır vardır: Devletin görevi, insanı sorgulamayan bir itaat varlığına dönüştürmek değil; adaleti, temel hakları ve toplumun huzurunu korumaktır. Devletin varlığını koruması ile insanın düşünme ve sorgulama hakkını koruması birbirinin karşıtı olmak zorunda değildir. Fakat siyasi otorite kendisini eleştirilemez kabul ettiğinde, devlet ile insan arasındaki ilişki ciddi bir sorun hâline gelir.

Bir insanın siyasi tercih yapabilmesi onun hür olduğunu tek başına göstermez. Kişi desteklediği siyasi düşüncenin yanlışlarını göremiyor, kendi tarafının haksızlıklarını savunuyor, liderinin her kararını doğru kabul ediyor ve farklı düşünen herkesi düşman sayıyorsa burada düşünsel bir bağımlılık oluşmuş demektir. Aynı durum yalnızca iktidarı destekleyenler için değil, muhalefeti destekleyenler için de geçerlidir. Bir siyasi hareketin taraftarı olmak başka, o hareketi hakikatin ölçüsü hâline getirmek başkadır. İnsan, savunduğu düşüncenin yanlışını da söyleyebilmelidir. Çünkü siyasi aidiyet insanın vicdanının, aklının ve ahlaki sorumluluğunun önüne geçtiğinde siyaset bir hizmet alanı olmaktan çıkar, insanın düşüncelerini yöneten bir otoriteye dönüşür.

İslam açısından mesele daha da açıktır. Hiçbir insan, lider, devlet, parti veya ideoloji mutlak doğruluğun sahibi değildir. Allah’a ait olan mutlak otorite, insanların ve kurumların üzerine taşınamaz. İnsanın bir yöneticiyi desteklemesi, onun her kararını dinî bakımdan meşru kabul etmesini gerektirmez. Aynı şekilde bir siyasi düşünceye karşı çıkmak da o düşüncenin mensuplarına adaletsizlik yapma hakkı vermez. İslam’ın adalet anlayışı, insanın kendi çıkarına, ailesine, çevresine ve siyasi yakınlıklarına rağmen doğru olanı savunabilmesini gerektirir. Bu nedenle Müslüman için siyasi hürriyet, yalnızca tercih ettiği yönetimin iktidarda bulunması değildir. Asıl mesele, hangi yönetim iş başında olursa olsun hakikati söyleyebilmesi, haksızlığa karşı durabilmesi ve inandığı ilkeleri siyasi çıkarların üzerinde tutabilmesidir.

Bugün karşı karşıya olduğumuz önemli sorunlardan biri, dinî değerlerin de siyasi çıkarların bir parçası hâline getirilebilmesidir. İnsanlar zaman zaman bir siyasi hareketi desteklemeyi dinî sadakatin göstergesi, ona karşı çıkmayı ise dine karşı çıkmak olarak değerlendirebilmektedir. Oysa din ile siyasi yorum aynı şey değildir. Dinî ilkeler üzerinden siyaset yapılabilir, ancak hiçbir siyasi hareket kendisini dinin tek ve tartışılmaz temsilcisi olarak göremez. Bir yönetimin başarılı olması dinin başarısı, yanlış yapması da dinin yanlışlığı anlamına gelmez. Siyasi kararlar insanlara aittir ve bu nedenle eleştirilebilir. İslam’ın ilkeleri siyasi iktidarların çıkarlarına göre değiştirilmemeli; siyasi uygulamalar adalet, emanet, ehliyet ve ahlak ölçüleriyle değerlendirilmelidir. Aksi hâlde insan, Allah’a bağlılık ile siyasi otoriteye bağlılığı birbirine karıştırabilir. Böyle bir karışıklık, dinî bilinci zayıflatırken insanın hür düşünme kabiliyetini de sınırlandırır.

Hürriyet meselesinin ekonomik ve toplumsal boyutu da vardır. Günümüz insanı daha fazla kazanmayı, daha fazla tüketmeyi ve istediği hayatı yaşamayı özgürlük olarak görebilmektedir. Oysa bir insanın istediği her şeyi satın alabilmesi, kendi hayatının gerçek sahibi olduğunu göstermez. Daha fazla kazanmak için ailesini ihmal eden, toplumda kabul görmek için düşüncelerinden vazgeçen, makamını kaybetmemek için haksızlığa sessiz kalan veya çıkarları uğruna doğruları gizleyen insan, dışarıdan güçlü görünse de iç dünyasında ciddi bir bağımlılık yaşayabilir. Burada sorun para kazanmak, makam sahibi olmak veya iyi şartlarda yaşamak değildir. Sorun, bütün bunların insanın ahlakından ve inandığı hakikatten daha değerli hâle gelmesidir. İnsan malın sahibi olabilir; fakat mal insanın sahibi olmamalıdır. İnsan makam sahibi olabilir; fakat makamını korumak uğruna vicdanını kaybetmemelidir.

Kur’an’ın insanı uyarmasının önemli sebeplerinden biri de budur. Furkân suresinin 43. ayetinde kendi arzusunu ilah edinme tehlikesine dikkat çekilir. Bu uyarı, insanın kendi isteklerini mutlak ölçü hâline getirmesinin ne kadar ciddi bir mesele olduğunu gösterir. İnsan kendi düşüncesini yanılmaz, kendi çıkarını vazgeçilmez ve kendi iradesini sınırsız kabul etmeye başladığında yaratılışının gayesinden uzaklaşabilir. Çünkü İslam’a göre insanın hayatı yalnızca kendisine ait, hiçbir hesabı bulunmayan bir varoluş değildir. İnsan kendisine verilen akıldan, iradeden, imkânlardan ve yaptığı tercihlerden sorumludur. Bu sorumluluk insanın değerini azaltmaz; aksine onun ahlaki şahsiyetini oluşturur.

Peki insan neden hüsrana uğrar? Çünkü insan bazen kazandıklarını başarı, kaybettiklerini başarısızlık zannederken asıl kaybının farkına varmaz. Servet biriktirebilir, makam sahibi olabilir, toplum tarafından saygı görebilir, siyasi güç elde edebilir ve birçok arzusuna ulaşabilir. Fakat bütün bunları elde ederken adaletini, merhametini, dürüstlüğünü ve Allah’a karşı sorumluluğunu kaybetmişse gerçekte ne kazanmıştır? Kur’an’ın Asr suresinde dikkat çektiği hüsran, insanın hayatını asıl gayesinden uzak biçimde tüketmesiyle ilgilidir. İman, salih amel, hakkı ve sabrı tavsiye etmek bu kayıptan kurtuluşun temel ölçüleri olarak bildirilir. Demek ki insanın kurtuluşu yalnızca bir inanca sahip olduğunu söylemesiyle değil, o inancın hayatında ahlaka, adalete ve doğru davranışa dönüşmesiyle anlam kazanır.

Bu nedenle insanın hür yaşaması, hiçbir kurala bağlı olmaması demek değildir. Hür insan düşünür, araştırır, sorgular ve tercih yapar. Ancak tercihlerinin sonuçlarını da üstlenir. Haksız kazancı reddeder, güçlü karşısında adaleti savunur, kendi tarafının yanlışını söylemekten çekinmez. İnsanların düşünce ve inanç hürriyetine saygı gösterir. Din adına konuşanların da siyaset adına karar verenlerin de insan olduğunu ve hata yapabileceklerini bilir. Hiçbir kişiyi sorgulanamaz hâle getirmez. Kendisine sunulan bilgiyi araştırır, doğruyu kişilere göre değil, kişilerin davranışlarını doğruya göre değerlendirir. Böyle bir hürriyet anlayışı insanı başıboşluğa değil, bilinçli bir sorumluluğa ulaştırır.

Bugün yeniden düşünmemiz gereken mesele budur: Biz gerçekten hür insanlar mı yetiştiriyoruz, yoksa kendisini özgür zanneden fakat düşüncelerini, tercihlerini ve hayatının yönünü başkalarına teslim etmiş insanlar mı? Eğitimimiz insana düşünmeyi mi öğretiyor, yalnızca öğretileni tekrar etmeyi mi? Siyasetimiz insanın ahlaki şahsiyetini mi güçlendiriyor, yoksa siyasi aidiyetleri hakikatin önüne mi geçiriyor? Ekonomik düzenimiz insanın ihtiyaçlarını mı karşılıyor, yoksa ihtiyaçlarını sürekli artırarak onu tüketimin bağımlısı mı yapıyor? Din anlayışımız insanı Allah’a karşı sorumlu bir şahsiyet olarak mı yetiştiriyor, yoksa insanların yorumlarını sorgulanamaz kabullere mi dönüştürüyor? Bu sorulara dürüst cevaplar vermeden hürriyetin gerçek anlamına ulaşamayız.

İnsan hür doğar; fakat hür kalabilmek bilinç, irade ve ahlaki sorumluluk gerektirir. İnsan doğuştan sahip olduğu düşünme ve tercih kabiliyetini hayatı boyunca korumalıdır. Kendi nefsini, siyasi aidiyetini, ekonomik çıkarını veya herhangi bir insanın iradesini mutlak ölçü hâline getirmemelidir. Allah’a karşı sorumluluğunu unutmadan yaşamalı, hakikati araştırmalı ve adaleti hayatının merkezinde tutmalıdır.

İnsanın ölüm karşısında ne makamı ne serveti ne de siyasi gücü kendisine mutlak bir güvence sağlayabilir. Geriye nasıl yaşadığı, hangi hakları koruduğu, hangi yanlışlara karşı durduğu ve kendisine verilen ömrü ne uğruna tükettiği kalır. Nihai hüküm Allah’a aittir; fakat insanı hüsrana götürebilecek yol açıktır: Yaratılışının gayesini unutmak, arzularını hakikatin yerine koymak ve sorumluluklarından uzaklaşmak.

İnsan hür doğar. Ancak kendi nefsinin, çıkarlarının, ideolojilerin ve siyasi otoritelerin esiri olarak yaşayıp bunu özgürlük zannederse hayatının asıl anlamını kaybedebilir. Gerçek hürriyet, insanın istediği her şeyi yapabilmesi değil, doğru olanı tercih edebilmesi ve yanlış karşısında iradesini koruyabilmesidir.

Çünkü insanın en büyük hüsranı, dünyada her istediğini elde ettiği hâlde Allah’a karşı sorumluluğunu ve yaratılış gayesini kaybetmesidir.

İslam Başaran

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.