
İslami davet ve araştırma yazılarıyla bilinen 70 yaşındaki Kul Sadi Yüksel’in, hakkında hiçbir somut yargı kararı bulunmamasına rağmen “DAEŞ” bahanesiyle düzenlenen şafak operasyonuyla gözaltına alınması ve emniyet birimlerince ters kelepçe takılarak kamuoyuna servis edilmesi yargı ve kolluk kuvvetlerinin adalet anlayışını bir kez daha tartışmaya açtı.

Kahramanmaraş merkezli yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan ve çıkarıldığı mahkemece ev hapsi kararıyla serbest bırakılan yazar Kul Sadi Yüksel Hocaya uygulanan muamele, kamuoyunda çifte standart ve hukuk ihlali olarak değerlendirildi.
Uzun yıllardır İslami yayınları ve sohbetleriyle tanınan, ilerlemiş yaşına ve sağlık sorunlarına rağmen adeta bir suç örgütü lideri gibi muamele gören Yüksel’in başı eğilerek ve ters kelepçe takılarak gözaltına alınması vicdanları yaraladı. Yargı sürecinin henüz başında, kesinleşmiş hiçbir hüküm yokken masumiyet karinesinin ayaklar altına alınması ve emniyet birimlerinin bu sahneleri teşhir edercesine basına servis etmesi hukukun temel ilkeleriyle bağdaşmıyor.
İslami Camianın Ortak Tepkisi:
“Devletin imkanlarını yolsuzluk, hırsızlık ve ahlaksızlıkla heba edenlere, terör odaklarına ya da toplumun sinir uçlarıyla oynayan seküler çetelere gösterilmeyen sertlik; ömrünü ilme ve İslami davete adamış 70 yaşındaki bir yazara reva görülüyor. Bu tablo adalet değil, açık bir çifte standarttır.”
Söz konusu uygulama, emniyet ve yargı içerisindeki birtakım vesayet kalıntısı zihniyetlerin halen iş başında olduğu sorularını beraberinde getirdi:
İslami camianın önde gelen isimleri, sivil toplum kuruluşları ve hukukçular, emniyet ve yargı makamlarını bu tür hukuki nezaketten ve orantılılıktan uzak uygulamalardan vazgeçmeye, adalet mekanizmasını çifte standarttan arındırmaya davet ediyor.
İslami Haber ”MİRAT” – YouTube
Haberde adı geçen araştırmacı-yazar Kul Sadi Yüksel’in maruz kaldığı gözaltı usulü ve kamuoyuna sunuluş biçimi, hukuk devleti ilkeleri ve toplumsal vicdan açısından ciddi soruları beraberinde getirmektedir. Yaşı, sabit ikametgâhı ve yıllardır kamuoyunun gözü önünde sürdürdüğü yayıncılık-yazarlık geçmişi bilinen bir fikir insanının; davet edilerek ifadesine başvurulması mümkünken, ölçülülük ilkesini zedeleyecek bir yöntemle gözaltına alınması kabul edilebilir bir uygulama değildir.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun temel felsefesi, koruma tedbirlerinin bir infaz veya cezalandırma aracına dönüştürülmemesini emreder. Bir insanın fikri çizgisi, metodolojisi veya geleneksel-muhafazakâr söylemleri ana akım kabullerin ötesinde değerlendirilebilir; ancak terör ve şiddeti net bir dille reddeden, ilmi ve fikri mesaisini kalemle sürdüren şahsiyetlerin illegal yapılarla aynı kefeye konulması hem adalet duygusunu aşındırmakta hem de araştıran, düşünen kesimler üzerinde ciddi bir tedirginlik yaratmaktadır.
Bugün akademide, basında ve fikir dünyasında ülkesinin ve toplumunun geleceğine dair sorumluluk hissederek akademik, ve ilmi eleştiriler getiren her Müslüman yazar; yarın benzer bir usulsüzlükle karşılaşabileceği kaygısını taşımaktadır. Oysa bir devletin gücü, yapıcı ve adil eleştirilere açık olmasında; adaletin gücü ise “masumiyet karinesi” ile “sevk usulündeki orantılılığa” hassasiyetle riayet edilmesinde yatar.
Terörle mücadele gibi hayati konularda yürütülen soruşturmalarda, sapla samanın birbirine karıştırılmaması, ilim ve fikir insanlarının hukuki güvenliklerinin korunması elzemdir. Yetkilileri, kamu vicdanını yaralayan bu tür uygulamalar karşısında usul hukukunun emrettiği ölçülülük ilkelerine tam uyum sağlamaya davet ediyoruz. (Prof. Dr. Ali Seyyar)