
Batılı aydınların İslâm’a duydukları mesafeli, hatta kimi zaman önyargılı hayranlıkları bile eğip bükerek, birer “gizli ihtida” (din değiştirme) masalına dönüştürme hastalığı, maalesef zamanla akademik zeminlerden kopup sokağın ve magazinleşmiş popüler kültürün malı hâline gelmiştir. Bununla ilgili olarak 14.0.2026 tarihli yazımda örnek olsun diye Immanuel Kant ve Annemarie Schimmel gibi iki önemli Alman düşünürden bahsettim.
Bu aşağılık kompleksinin Türkiye’deki en trajikomik tezahürlerinden biri, 2016 yılında merhum Kadir Mısıroğlu tarafından bir TV programında ortaya atılan “William Shakespeare aslında gizli bir Müslümandır ve asıl adı ‘Şeyh Pir’dir” iddiasıdır. Buna binaen bu yazımızda yüzyıllardır İngiliz edebiyatının zirvesinde yer alan, kökleri tamamen Anglikan-Hristiyan Avrupa kültürel havzasına ve Stratford-upon-Avon’daki yerel Britanya geleneklerine dayanan William Shakespeare (1564-1616) gibi küresel bir figürü ele alıyorum. Mısıroğlu’nun kamuoyunda uzun süre konuşulan ve alay konusu olan bu iddia, aslında Shakespeare’inin 4 asır önce yazdığı eserlerinin bugün dahî İngiliz gençleri tarafından rahatlıkla okunabildiği ve anlaşılabildiği tespiti esnasında kısaca dile getirilmiştir.
İddiayı bir magazin malzemesi olmaktan çıkarıp derinlemesine incelediğimizde karşımıza çok daha katmanlı bir entelektüel tartışma çıkmaktadır. Aslına bakılırsa, Shakespeare’in eserlerindeki derin hikmetin, insan ruhuna dair tahlillerin ve tasavvufî esintilerin kaynağı üzerine Batı dünyasında da uzun süredir fikir yürütülmüştür.
Nitekim İslâm araştırmalarıyla tanınan ve gerçekten Müslüman olan Martin Lings (Ebubekir Siraceddin: 1909-2005), “Shakespeare’s Window into the Soul” (Shakespeare’in Ruha Açılan Penceresi) veya “The Secret of Shakespeare” (Shakespeare’in Sırrı) gibi eserlerinde büyük oyun yazarının eserlerindeki manevî ve mistik derinliğe dikkat çekmiştir. Lings, 1939 yılında Mısır’a gittiğinde Kahire Üniversitesi’nde, özellikle Shakespeare üzerine 12 yıl ders vermiştir.

Resim: İlim dünyasında 20. yüzyıla damga vurmuş ve İslâm’da hidayet bulmuş bir âlim: Martin Lings.
Benzer şekilde, The Guardian gazetesinde Vanessa Thorpe’un 24 Ekim 2004’te kaleme aldığı “Sufi or not Sufi? That is the question” başlıklı makale ya da Ali Jaafar’ın The Daily Star’daki incelemeleri, İngiltere’de bile bu konunun tartışma konusu olduğunu göstermektedir. Hatta Idries Shah’ın 1964 tarihli klâsik eseri The Sufis’te ve Genel Sanat ve Beşerî Bilimler alanında profesör olan Semih Çelenk’in 24.04.2004 tarihli Radikal gazetesindeki yazısında (“Shakespeare olmak ya da olmamak…”) aktardığı üzere; Rusya’daki bazı tiyatro çevrelerinde bile Shakespeare’in isminin “Şeyh” ve “Pir” kelimelerinden türeyen bir kod adı olduğu yönünde efsaneler dolaşmıştır.
Dolayısıyla ta Almanya’dan beri tanıdığım ve genelde belgesiz konuşmayan merhum Kadir Mısıroğlu’nun bu mezkûr kaynaklara dayanan iddiası, tamamen sıfırdan uydurduğu yerli bir safsatadan ibaret olmayıp, Batı’da ve Doğu’da zaman zaman dile getirilen bazı ezoterik yakıştırmaların Türkiye’ye taşınmış bir versiyonudur. El Hak, Shakespeare’in Müslüman olmadığına dair tespitlerim doğru olsa da bu yöndeki farklı görüşlere de her zaman insaflı olmalıyız. Burada beni rahatsız eden asıl mesele, bu iddiayı sırf “Kadir Mısıroğlu söyledi“ diye peşinen ona “Fesli Deli” gibi yakışıksız benzetmelerle hakaret edilmesidir. Görüldüğü gibi ondan evvel de birçok yazar ve düşünür, Shakespeare’in Müslümanlığı hakkında hüsnü zan besleyerek, pek isabetli olmasa da bazı enteresan fikirler yürütmüştür.
Dilbilim ve onomastik (isim bilimi) açısından Shakespeare, Orta İngilizce dönemine ait son derece kökeni belli, yerli bir İngiliz soyadıdır. İsim, Eski İngilizce kökenli iki kelimenin birleşmesinden oluşur:
Kelime anlamı itibarıyla “Mızrak sallayan” demektir. Ad, aile kökeni olarak Warwickshire bölgesine dayanmakta ve tamamen Germenik/Anglo-Sakson dil havzasının bir ürünüdür. İsmin Arapçadaki “Şeyh” (yaşlı, bilgin) ve Farsça/Türkçe ortak kullanımı olan “Pir” (yaşlı, mürşit, derviş) kelimeleriyle ses benzerliğinden hareketle bağdaştırılması, akademik ve epistemolojik olarak doğru değildir. Kısacası “Shakespeare” ile “Şeyh Pir” arasında hiçbir tarihî, coğrafi veya etimolojik bir bağ yoktur.
Epistemoloji (bilgi felsefesi), bilginin kaynağını, doğasını ve doğrulanma ölçütlerini inceler. “Şeyh Pir” gibi iddiaların epistemolojik temelsizliği şu noktada düğümlenir: Bilimsel bilginin temel şartı veriye, belgeye ve tutarlı bir yönteme dayanmasıdır. Bu iddiada ise hiçbir arşiv belgesi, kilise kaydı veya metin delili yoktur; tamamen “öyle olabileceğine dair” öznel bir arzu vardır. Özetle; Shakespeare isminin “Şeyh Pir” olarak okunması, dilbilim kurallarının hiçe sayıldığı, epistemolojik temellerden mahrum, tamamen popüler birer kelime oyunu ve efsane üretiminden ibarettir.
Shakespeare’in hayatı boyunca edindiği büyük şöhret, onun ölümünden sonraki defin sürecinde de belirleyici olmuştur. Ünlü yazar, doğduğu ve hayatının son dönemini geçirdiği İngiltere’nin Stratford-upon-Avon kasabasındaki Holy Trinity Kilisesi’nde (Kutsal Üçlü Kilisesi) toprağa verilmiştir. Bunun arkasındaki temel sebepler ve izin mekanizmaları dönemin şartlarıyla doğrudan ilişkilidir:

Resim: Shakespeare’in Holy Trinity Kilisesi’nde bulunan mezar taşındaki yazılı uyarının Türkçe çevirisi şu şekildedir: “İyi dost, İsa aşkına sakın kazma / Buraya gömülü olan toprağı / Bu taşları bağışlayana ne mutlu / Ve kemiklerimi oynatana lanet olsun.”
Görüldüğü üzere Shakespeare, hayatının son anına kadar resmî kilise düzeniyle uyumlu, Hristiyan inançlarına bağlı bir hayat sürmüş ve isteği üzerine bu geleneklerle de imtiyazlı olarak Protestan (Anglikan) Kilisesinde defnedilmiştir. Kısacası Müslüman olarak yaşamadığı gibi Müslüman olarak da ölmemiştir. Bize düşen görev şudur: İslâm’ın hakikatini ve kendi medeniyet ihtişamımızı ispatlamak için, Batı’nın edebî devlerine tebdil-i kıyafet giydirmeye muhtaç olmadığımızı idrak etmek mecburiyetindeyiz. Aşağılık kompleksinden arınmış sağlıklı bir tarih ve medeniyet okuması, başkalarının ikonlarını “Müslümanlaştırmakla” değil, kendi köklerimizden evrensel bir estetik ve düşünce inşa edebilmekle mümkündür.