
Saatte 320 kilometreye ulaşabilen bir dalış… Keskin görüş, güçlü pençeler ve kusursuz bir avlanma tekniği. Gökdoğan, gökyüzünün en etkileyici avcılarından biri. Peki bu olağanüstü kabiliyetlerin arkasında nasıl bir yaratılış hikmeti var?
Gökyüzünde süzülen bir kuşun, bir anda hızla aşağıya yönelerek avına doğru bir ok gibi ilerlediğini düşünün. Bu, sıradan bir uçuş değil; doğanın en çarpıcı avlanma gösterilerinden biridir. Bu gösterinin başrolünde ise gökdoğan (Falco peregrinus) bulunur.
Gökdoğan, dalış sırasında saatte yaklaşık 320 kilometreye ulaşabilmesiyle dünyanın en hızlı hayvanı olarak anılır. Ancak bu hız, normal uçuş hızı değil, yüksekten avına doğru gerçekleştirdiği özel dalış sırasında ortaya çıkar. Cornell Üniversitesi Ornitoloji Laboratuvarı’nın verileri de gökdoğanın bu olağanüstü özelliğini doğruluyor.
Gökdoğanın vücudu, hızlı uçuş ve avlanma için son derece elverişlidir. Uzun, sivri kanatları, güçlü kasları ve aerodinamik vücut yapısı, havada hız kazanmasına yardımcı olur. Dalış sırasında kanatlarını vücuduna yaklaştırarak hava direncini azaltır ve yer çekiminin de etkisiyle hızını artırır.
Fakat gökdoğanı başarılı bir avcı yapan yalnızca hızı değildir. Yüksek bir noktadan çevresini gözlemler, avını belirler ve uygun anı bekler. Ardından ani bir dalışla hedefe yönelir. Başlıca besinini diğer kuşlar oluşturur. Şehirlerde güvercinleri avlayabilir; kıyılarda ve açık arazilerde ise farklı kuş türlerinin peşine düşebilir.
Gökdoğanın bu yetenekleri, hız ile görüşün, kas yapısı ile uçuş tekniğinin bir araya geldiği etkileyici bir biyolojik düzeni gözler önüne serer.
Kur’an-ı Kerim, insanı yalnızca yeryüzüne değil, gökyüzüne de ibret nazarıyla bakmaya çağırır. Tâhâ suresinin 50. ayetinde Hz. Musa’nın şu cevabı aktarılır:
“Rabbimiz, her şeye yaratılışını veren, sonra da ona yol gösterendir.” (Tâhâ, 20/50)
Gökdoğanın uçuş kabiliyeti, avlanma içgüdüsü ve kendine özgü vücut yapısı üzerinde düşündüğümüzde bu ayetin işaret ettiği yaratılış ve yönlendirme gerçeğini hatırlayabiliriz. Burada mesele, bilimsel bir bulguyu tek başına dinî bir delil olarak sunmak değil; bilimsel bilgiyi, yaratılış üzerine tefekkür için bir vesile kabul etmektir.
Nûr suresinin 41. ayeti de kuşları doğrudan gündeme getirir: Göklerde ve yerde bulunanların, kanatlarını açarak uçan kuşların Allah’ı tesbih ettiğini bildirir. Böylece gökyüzü, yalnızca hızın ve mücadelenin sahnesi değil, aynı zamanda insanı düşünmeye çağıran bir yaratılış alanı hâline gelir.
Gökdoğan, ekosistemde avcı ve av arasındaki doğal dengenin bir parçasıdır. Ancak insan faaliyetleri, çevre kirliliği, yuvalama alanlarının bozulması ve binalarla çarpışma gibi tehlikeler yaban hayatını etkileyebilir. Geçmişte bazı tarım ilaçlarının gökdoğan nüfuslarında ciddi düşüşlere yol açması, insanın tabiat üzerindeki etkisini açıkça göstermiştir.
İslam’ın tabiat anlayışı, insanı sınırsız tüketimin değil, sorumluluğun merkezine yerleştirir. Yeryüzü ve gökyüzü, yalnızca insanın yararlanacağı alanlar değildir; farklı canlıların da yaşam alanıdır.
Gökdoğanın gökyüzündeki hızlı dalışı bize yalnızca doğanın gücünü değil, yaratılışın çeşitliliğini ve bu çeşitliliği koruma sorumluluğumuzu da hatırlatıyor.
Asıl soru şu: Gökyüzünün bu usta avcısına hayranlıkla bakarken, onun yaşam alanlarını korumak için üzerimize düşeni yapıyor muyuz?
İSLAMİ HABER “MİRAT”