islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,7871
EURO
55,6143
ALTIN
6.403,95
BIST
11.151,96
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Yağmurlu
14°C
İstanbul
14°C
Yağmurlu
Çarşamba Çok Bulutlu
17°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
17°C
Cuma Hafif Yağmurlu
17°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
15°C

EGEMENLİĞİN SİYASİ OLARAK KUR ’ANİ ANATOMİSİ: VELİ VE VELAYET

EGEMENLİĞİN SİYASİ OLARAK KUR ’ANİ ANATOMİSİ: VELİ VE VELAYET

EGEMENLİĞİN SİYASİ OLARAK KUR ’ANİ ANATOMİSİ: VELİ VE VELAYET

Kur’an-ı Kerim ayetlerindeki velayet ve veli kavramları, genellikle bireysel ve tasavvufi bir dostluk ya da koruyuculuk çerçevesinde ele alınsa da; kökeni itibarıyla toplumsal düzeni, yetki paylaşımını ve siyasal meşruiyeti şekillendiren temel birer egemenlik parametresidir. Kur’an söyleminde velayet; salt irfani bir yakınlık değil, toplumsal itaatin kime yöneltileceğini, otoritenin sınırlarını ve iktidarın meşruiyet zeminini belirleyen stratejik bir hukuki ve siyasi kurgudur.

Mülkün Mutlak Sahibi ve Siyasi Meşruiyetin Kaynağı

Kur’an siyaset düşüncesinde ilk ilke, otorite ve hiyerarşinin kaynağının tek bir merkeze bağlanmasıdır. Bakara Suresi 107. ayette ifade edilen:

“Göklerin ve yerin mülkiyet ve hâkimiyeti yalnız Allah’ındır. Sizin için Allah’tan başka ne bir veli ne de bir yardımcı vardır“ hükmü, mutlak egemenliğin tekelde toplanmasını şart koşar. Siyasi açıdan değerlendirildiğinde bu ilke, yeryüzündeki hiçbir güç, zümre veya tiranın kısıtlanamaz bir otorite kuramayacağını ilan eder. Allah’ın iradesi dışındaki tüm iktidar iddiaları, laik seküler siyasi yapılanmalar meşruiyetini kaybeder. Sosyolojik boyutta ise bu anlayış, bireyin kul-köle ilişkileriyle kurulan hegemonik yapılarla bağını koparması ve toplumsal eşitliğe yönelmesini sağlar.

Şeytani İktidar Bloğuna Karşı Kurumsal Toplumsal İttifak

İktidarın tekelleşmesine tezat oluşturacak biçimde, toplumsal düzlemdeki velayet ise dayanışmacı ve yatay bir yapıda karşılık bulur. Bakara Suresi 257. ayet bu durumu açıkça kutuplaştırır:

“Allah, iman edenlerin velisidir; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin velileri ise Tağut’tur; onları aydınlıktan karanlığa sürüklerler…”

Bu ayet, toplumsal yapıları iki ana siyasal blok üzerinden okur. Bir tarafta hukukun, adaletin ve toplumsal aydınlanmanın temsili olan meşru ilahi velayet; diğer tarafta ise baskı, tiranlık ve sömürü mekanizmalarını temsil eden Tağut rejimi yer alır. Siyasi açıdan Tağut, kurumlaşmış zorbalık ve kontrolsüz güçtür. Günümüzdeki karşılığı ölümlü bir ilah olan modern devlettir. Dolayısıyla velayet seçimi, alelade bir inanç tercihi değil, toplumun hangi siyasal düzene ve hukuk sistemine entegre olacağını gösteren açık bir ideolojik tutumdur.

Hâkimiyet Sınırı: Kâfirlerin Müslümanlar Üzerindeki Velayet Yasağı

Velayet kavramının siyasi egemenlik boyutunu en somut biçimde ortaya koyan ayetlerden biri de hukuki ve siyasal üstünlük sınırının çizilmesidir. Nisa Suresi 141. ayette yer alan:

“Allah, kâfirlere müminlerin aleyhine asla bir yol (yetki, imkân ve üstünlük) vermeyecektir” hükmü, siyaset teorisi açısından tam bir hükümranlık ve bağımsızlık doktrini niteliğindedir. Bu ilke; inanç ve adalet ilkelerine aykırı olan veya İslam toplumunun özgürlüğünü tehdit eden odakların, Müslümanlar üzerinde sevk, idare, yargı veya vesayet hakkına sahip olamayacağını vurgular. Sosyolojik açıdan bu yasağın karşılığı; bir toplumun kendi kaderini tayin etme hakkını koruması, başka güçlerin idari hegemonyası altına girerek siyasal ve kültürel bağımlılık yaşamasının engellenmesidir.

Kolektif Sorumluluk: Toplumsal Mukavemet ve Dayanışma

Kur’an, inananlar topluluğunu edilgen tebaa olmaktan çıkarıp aktif birer siyasal aktör haline getirir. Tövbe Suresi 71. ayetteki yapı şu şekildedir:

“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar…”

Bu ifade, sivil toplumun ve kamu denetiminin en belirgin ilkelerinden biridir. Sosyolojik açıdan bakıldığında velayet; cinsiyet veya sınıf farkı gözetmeksizin bireylerin birbirine karşı kamusal sorumluluk taşımasıdır. “İyiliği emredip kötülükten alıkoymak” ilkesi, toplumda yozlaşmaya ve siyasi otoritenin sapmalarına karşı kurulmuş bir iç denetim ve toplumsal öz-savunma mekanizmasıdır. Yönetilenlere pasif boyun eğme değil, siyasal ve toplumsal gidişatı aktif olarak denetleme sorumluluğu yükler.

İttifak Sınırları ve Uluslararası Politika

Velayet kavramı toplumsal sınırları çizdiği kadar, dış politika ve stratejik müttefiklik ilkesini de belirler. Maide Suresi 51. ayette yer alan ideolojik çizgide, müminlerin kendi toplumsal değerlerine yabancılaşmış ve adalet ilkeleriyle çelişen güçlerle siyasi veya askeri bağımlılık ilişkisi kurması kısıtlanır. Bu durum, toplumsal kimliğin korunması, bağımsızlık anlayışı ve siyasal özerkliğin muhafazası adına stratejik bir gerekliliktir.

Kur’an-ı Kerim’deki velayet kavramı; kişisel bir takva ve dindarlık göstergesi olmanın ötesinde, adalet, siyasal meşruiyet ve kamusal denetim mekanizmalarının bütünüdür. Siyasi olarak otoritenin sınırlarını çizerek keyfiliği ve dış vesayeti engeller, sosyolojik olarak ise bireyleri pasif tebaa olmaktan çıkararak ortak sorumluluk taşıyan, adalet merkezli bir toplumun aktif kurucuları haline getirir.

Yakup Döğer

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.