islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,7871
EURO
55,6143
ALTIN
6.403,95
BIST
11.151,96
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Yağmurlu
14°C
İstanbul
14°C
Yağmurlu
Çarşamba Çok Bulutlu
17°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
17°C
Cuma Hafif Yağmurlu
17°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
15°C

İLAHLAŞAN DEVLETLERİN KURGUSAL CENNETİ: KAOSTAN DOĞAN DÜZEN

İLAHLAŞAN DEVLETLERİN KURGUSAL CENNETİ: KAOSTAN DOĞAN DÜZEN

İLAHLAŞAN DEVLETLERİN KURGUSAL CENNETİ: KAOSTAN DOĞAN DÜZEN

Modern tasavvur, insanlığa bugüne kadar anlatılmış en parlak masallardan birini pazarlıyor: “İnsan Hakları ve Özgürlük.” Ancak bu söylemin cilası biraz kazındığında, altından devasa bir şiddet aygıtı, köksüzleşmiş kitleler ve egemenlerin bekası için bilinçli olarak üretilen sistematik bir kaos çıkıyor. İşte bu felsefi ve sosyolojik zemin, modern seküler düzenin ikiyüzlülüğünü en çıplak haliyle deşifre ederken, insanlığın kurtuluş reçetesi olarak bin küsur yıl önce sınırları vahiy tarafından çizilmiş fıtri hakları entelektüel bir terazide yeniden tartmayı zorunlu kılıyor.

Göklerden Yere İndirilen İlahlar: Machiavelli’nin Mirası

Modern devlet felsefesinin temelleri atılırken ilk feda edilen şey, insanın yaratıcısına karşı olan sorumluluğu oldu. Machiavelli ile başlayan ve kiliseden bağlarını koparma iddiasıyla yola çıkan sekülerleşme süreci, devleti yöneten erki ilahi denetimden muaf kıldı. “Kimseye hesap vermeyeceğiz” diyen bu yeni anlayış, aşkın olanı (kutsalı) hayatın dışına iterek merhametten yoksun, ölümlü yeni ilahlar türetti.

İlahi olandan soyutlanan akıl, insan onurunu korumak bir yana, onu egemen sınıfın dünyevi kazanç hesapları için şekillendirilebilen biyolojik bir “nesneye” dönüştürdü. Artık devletin zor kullanma gücü, ahlaki bir temele değil, Thomas Hobbes’un ifadesiyle “insanın insanın kurdu olduğu” vahşi bir savaş meydanının meşruiyetine dayandırılıyordu. Michel Foucault’nun da dikkat çektiği gibi, modern iktidar artık uyruğundakilerin zamanına, bedenine, emeğine ve nihayetinde yaşamına el koyan merhametsiz bir zor aygıtı haline geldi.

Düzen Yaratmak İçin Kaos Üretmek: Bauman’ın Keşfi

Modern ulus devletler, huzur ve güven vaadiyle inşa edilmiş olsalar da varlıklarını sürdürebilmek için tam zıddına, yani kaosa ihtiyaç duyarlar. Zygmunt Bauman’ın deşifre ettiği bu ilişki, modern düzenin en büyük paradoksudur. Sağlıklı bir akıl kaosu sadece bir olumsuzluk olarak görürken, modern iktidarlar için kaos, yönetilebilir bir dünya kurmanın yegane yakıtıdır.

Modern akıl, dünyayı ve insanı geleneklerinden kopararak atomize eder. Köksüzleştirilen, yalnızlaştırılan ve sürekli krizlerle limelere bölünen kalabalıklar, aşırılıklara tepki veremez hale gelir. Sistemin sorun çözme çabaları da tam bu yüzden sahtedir; üretilen her yasal düzenleme veya çözüm önerisi, aslında bir sonraki kaosun altyapısını hazırlar. Sürekli “ötekiler” üreterek tekçilik vurgusu yapan modern zihin, çözümsüzlüğü bilinçli bir metot olarak kullanır.

Parlak Söylemlerin Arkasındaki Vahşet

20. yüzyıl, modern devletlerin organize orduları, mekanik güçleri ve bürokratik soğukkanlılıklarıyla yeryüzüne eşi benzeri görülmemiş bir vahşet yaşattığı “şiddet kasırgası” dönemi oldu. Bombalanan kentler, toplama kampları, nükleer felaketler ve soykırımlar bu çağın alametifarikası haline geldi.

En trajik olanı ise, “İnsan Hakları” söyleminin bizzat bu şiddeti meşrulaştırmanın maskesi olarak kullanılmasıdır. Küresel müstekbirler, ulusal güvenlik veya egemenlik bahanesiyle dünyayı nükleer bir kâbusa mahkûm ederken, kendi ellerindeki orantısız şiddet araçlarını gizlemek için mazlum halkların fıtri haklarını kâğıt üzerinde bırakmışlardır. Batı’nın iki yüz yıldır pazarladığı hümanist ideoloji, insanı ilahi bağlarından koparıp sadece kendi aklıyla baş başa bırakarak onu modern barbarlığın pençesinde çaresizce yalnızlaştırmıştır.

Bin Yıllık Hakikat: İslam Hukuku ve Eşref-i Mahlûkat

Batı merkezli seküler insan hakları tanımlamaları benmerkezcidir, bireyi toplumun karşısına dikerek onu kimliksizleştirir ve sistemin içinde eritir. Oysa İslam’ın insana tanıdığı haklar, Aydınlanma felsefesinden bin yıl önce, doğrudan yaratıcı tarafından tanımlanmış fıtri ve dokunulmaz haklardır. İslam, insanı “Eşref-i Mahlûkat” (yaratılmışların en şereflisi) olarak görür ve haklarını ırk, dil, coğrafya ayrımı gözetmeksizin evrensel bir güvenceye bağlar.

İslam Hukuku’nun özünü oluşturan beş temel emniyet; can, mal, akıl, nesil ve din emniyetidir. Bu haklar bireysel birer bencillik alanı değil, toplumsal esenliğin, huzurun ve karşılıklı güvenin (kul hakkı sorumluluğunun) mihenk taşıdır. Müslümanlar daha ilk yıllardan itibaren savaşın bile ahlakını çizerek bir “Savaş Hukuku” geliştirmiş, modern devletlerin aksine şiddeti hiçbir zaman meşru bir yönetim taktiği olarak görmemişlerdir.

İslam Adaletinin bünyesinde düzeni, modern seküler aklın ise özünde zulüm ve kaosu barındırdığı açık bir gerçektir. İnsanlık, modern iktidarların kurgusal kaos alanlarında tüketilmekten ancak ve ancak vahyin kuşatıcı ölçülerine dönerek, fıtratına iade edilen hakiki esenlik yurdunu inşa ederek kurtulabilir. Kullara kulluktan kurtulmak, ancak sadece Allah’a kul olmakla mümkün olacaktır.

Yakup Döğer

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.