islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,7875
EURO
55,5817
ALTIN
6.420,64
BIST
11.191,01
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Yağmurlu
14°C
İstanbul
14°C
Yağmurlu
Çarşamba Çok Bulutlu
17°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
17°C
Cuma Hafif Yağmurlu
17°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
15°C

TÜRKİY’DE KÜRSÜLER DOLUSU SOSYOLOG, SAYISIZ BÖLÜM: AMA “BİZE YABANCI OLMAYAN” BİR YABANCI SOSYOLOĞU BİLMEMEK

TÜRKİY’DE KÜRSÜLER DOLUSU SOSYOLOG, SAYISIZ BÖLÜM: AMA “BİZE YABANCI OLMAYAN” BİR YABANCI SOSYOLOĞU BİLMEMEK

TÜRKİY’DE KÜRSÜLER DOLUSU SOSYOLOG, SAYISIZ BÖLÜM: AMA “BİZE YABANCI OLMAYAN” BİR YABANCI SOSYOLOĞU BİLMEMEK

Türkiye’de üniversitelerin sosyoloji kürsüleri ve buralarda kürsü işgal eden yüzlerce hoca var. YÖK verileri ve güncel akademik istatistikler doğrultusunda Türkiye’deki üniversiteler, sosyoloji bölümleri ve sosyolog akademisyen sayısına ilişkin veriler şu şekildedir:

Türkiye’de toplam 208 üniversite bulunmaktadır (Devlet Üniversitesi: 129; Vakıf Üniversitesi: 75; Vakıf Meslek Yüksekokulu: 5) Türkiye genelinde (ve KKTC/yurtdışı ortak programlar dâhil) aktif lisans düzeyinde öğrenci kabul eden 140 üniversitede Sosyoloji Bölümü yer almaktadır. Bu bölümlerin 95’i devlet üniversitelerinde, 45’i ise vakıf üniversitelerinde faaliyet göstermektedir. Ayrıca örgün eğitim programlarının yanı sıra Anadolu Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi ve Atatürk Üniversitesi bünyesinde açık öğretim sosyoloji lisans programları da bulunmaktadır. YÖK’ün sosyal bilimler kadro dağılımlarına göre, Türkiye’deki üniversitelerin Sosyoloji bölümlerinde aktif olarak görev yapan kadrolu öğretim üyesi (Prof., Doç., Dr. Öğr. Üyesi) sayısı yaklaşık 1.200-1.500 aralığındadır. Araştırma görevlileri ve öğretim görevlileri de dâhil edildiğinde, Sosyoloji bölümleri çatısı altındaki toplam akademik personel sayısı 2.000 civarına ulaşmaktadır.

Sosyologlarımızın Genel Durumu

Sağcı, solcu, liberal, muhafazakâr veya Marksist… Hangi ekolden olursa olsun, bu ülkenin akademik zihniyeti, onlarca yıldır belli bir ezberin dışına çıkabilmiş değil. Kütüphaneler dolusu tez yazılır, Batı’nın merkezinde üretilmiş teoriler aynen tercüme edilir, Emile Durkheim’ın intihar oranlarından, Max Weber’ine ya da Karl Marx’ın sınıf çatışmalarına kutsal metin muamelesiyle yaklaşılır.

Fakat mesele “bize” yakın olan, bu toprakların genetiğini taşıyan, kökleri Osmanlı’ya ve İslâm medeniyetine uzanan küresel çaptaki isimlere gelince kalın bir sessizlik duvarı örülür. Türkiye’deki sosyoloji camiası, bırakın derinlemesine incelemeyi, adını bile duymadığı diasporadaki veya Batı akademisindeki Türk ve Müslüman kökenli devasa entelektüel figürlerden tamamen bihaberdir. Bu durum, sadece bir bilgi eksikliği değil, zihnî bir konfor alanının, derin düşünceye ve yeni araştırmaya karşı gösterilen kronik bir ihmalin tablosudur.

Fildişi Kulelerde Seküler Ezberler ve Kör Noktalar

Türkiye’de sosyoloji eğitimi, uzun yıllar boyunca Batı merkezli pozitivist veya ideolojik kampların sıkıştığı dar bir koridorda yürütüldü. Sol tandanslı akademisyenler, Batı’nın eleştirel teorilerini ve Frankfurt Okulu’nu ezberlerken; sağ veya muhafazakâr kesimdekiler ise yerli pazarın sınırlarını aşmayan, genelde Batı eleştirisinin ötesine geçemeyen sığ çevirilerle yetindi. Ancak her iki kesimin de ortak bir kör noktası vardı: Batı’nın içinden çıkıp hem o kültürü bizzat inşa eden hem de köklerindeki medeniyet mirasını unutmayan özgün diaspora figürlerini fark edememek.

Söz gelimi, babası Osmanlı askerî aristokrasisine mensup bir subay olan, Almanya’da doğup büyüyen ve Alman sosyoloji dünyasında kültür sosyolojisinin en önemli figürlerinden biri hâline gelen Prof. Dr. Muhammed Rassem (1922-2000), bu ihmal edilmişliğin en çarpıcı örneğidir. Münih’te doğan, Salzburg’da vefat eden, Alman Sosyoloji Derneği bünyesindeki Kültür Sosyolojisi Bölümünü yeniden kuran, din tarihçisi ve filozof Mircea Eliade (1907-1986) gibi devleri Almancaya kazandıran bir ismi Türkiye’de kaç sosyolog biliyor? Cevap acı ama net: Sosyolog kimliği taşıyan 2000 civarında yerli sosyal bilimcimiz dahî maalesef bilmiyor. Oysa Rassem, sadece biyografik bir ‘unutulmuş değer’ değil; Doğu’nun ontolojik kökleriyle Batı’nın metodolojik disiplinini harmanlayarak, diaspora sosyolojisi ve kültürlerarası sosyoloji açısından Batı akademisinin tam merkezinde özgün bir sentez ortaya koymuş teorik bir devdir. Ancak bu teorik yenilik, bizim akademinin kapsama alanına bile girememiştir

Koca Bir Boşluğu Doldurma Görevi Bize Düştü

İşin en trajikomik ve düşündürücü tarafı neresidir biliyor musunuz? Türkiye’de bu çapta bir ismi, onlarca kürsüye, araştırma görevlisine, doçente ve profesöre sahip koca koca sosyoloji bölümleri değil; asıl mesleği sosyoloji olmayan ama hakikat peşinde koşan, üniversite camiasından tecrit edilmiş bir iktisatçı/sosyal siyasetçi olan bize düştü. Bu topraklara ait ama Batı’nın tepelerinde iz bırakmış Mohammed Rassem’in izini sürüp onun kültür teorisinin arka plânını literatüre kazandırmak için, sosyolog arkadaşım Doç. Dr. Mehmet Aysoy ile çalışmaya başladık.

Almanya’dan Rassem’e ait kitapları temin ettik ve bunları tek tek inceledik. Gayemiz, sosyologlarımızın merkezdekinin dışındakini görememe körlüğünü ortadan kaldırmak ve Türk sosyal bilimlere yeni bir isim yeni bir kültür anlayışı kazandırmaktı. Ortak makalemiz, kör hakemlerin o kadar ilgisini çekti ki düzeltmeye ihtiyaç duyulmadan Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü tarafından yayına hazırlanan Sosyoloji Dergisinde yayımlandı.

Seyyar, A., & Aysoy, M. (2023). Mohammed Rassem’in Kültür Teorisinin Sosyolojik Unsurları. Sosyoloji Dergisi, 46, 169-189. https://doi.org/10.59572/sosder.1298500.

Bir Çalışmaya Bile Çok Görülen “Yerli” İlgisizlik

Makale, Türkiye’nin en eski ve köklü sosyoloji dergilerinden biri olan bir dergide yayımlanmasına yayımlandı. Ama hiçbir sosyologdan eleştiri babında bile olsa bir tepki alamadık. Bunun üzerine makalemizi daha da derinlemesine güncelledik ve editörlüğünü üstlendiğim Sosyoloji Risaleleri kitabımıza ekledik.

Resim: “Sosyoloji Risaleleri” İsimli Ortak Çalışmamız, Paradigma Akademi Yayınlarından 1924 yılında çıktı.

Resim: “Sosyoloji Risaleleri” İsimli Ortak Çalışmamız, Paradigma Akademi Yayınlarından 1924 yılında çıktı.

Muhammed Rassem üzerine yaptığımız bu yenilenmiş akademik çalışmalar, Sosyoloji Risaleleri kitabımıza eklendiği hâlde, Türkiye’deki ne sağdan ne soldan bir değerlendirme, bir eleştiri ya da bunun üzerine yapılan yeni bir çalışma geldi. Kendi sahasında ilk ve tek olan bu hamle, fildişi kulelerin dilsiz duvarlarına çarptı. Bizim sosyal bilimciler, kendi kapılarının önünde ne olup bittiğinden habersiz oldukları gibi, başkalarının açtığı çığırı da ya görmezden geliyor ya da konforları bozulmasın diye derin bir sukutla geçiştiriyor.

Sosyologlarımızın bu derin sükûtunu yine sosyolojik bir okumayla ifşa etmek gerekir: Fransız sosyolog ve felsefeci Pierre Bourdieu’nün (1930-2002) ifadesiyle yerleşmiş ‘akademik alan ve habitus (davranış kalıpları)’, kendi derme çatma iktidar alanını korumak adına dışarıdan gelen her yenilikçi hamleyi ya savuşturmakta ya da yok saymaktadır. Amerikalı bilim tarihçisi ve felsefecisi Thomas Kuhn‘un (1922-1996) paradigmal direnç dediği şey, bizde ne yazık ki entelektüel bir tembelliğe ve akademinin kendi konforlu surları arkasına saklanmasına dönüşmüştür.

Velhâsıl-ı Kelam: Ne Yapmalıyız?

Vakit, kürsüleri tutanların konfor alanından çıkma vakittir. Üniversitelerimizdeki başta sosyoloji bölümleri olmak üzere sosyal bilimler, tercüme faaliyetlerinin ve ezber metinlerin konforundan vazgeçip bu toprakların evrensel çapta ürettiği ama unuttuğu değerlerle yüzleşmek zorundadır. Aksi takdirde, bu topraklarda sosyal bilimlerle uğraşmak; fildişi kulelerde Batı şarkısını söyleyen ama kendi kapısının önündeki hazineden bihaber olanların trajikomik tiyatrosundan öteye geçemeyecektir.

Prof. Dr. Ali Seyyar

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.