
Günümüz uluslararası siyasal sistemi her ne kadar bir kriz halinde olsa da, Amerika Birleşik Devletleri egemenliğini sürdürmektedir. Bu sebeple, ABD’nin herhangi bir konuda izlediği politika neredeyse tüm dünyayı ilgilendirir niteliktedir. Biz bu yazımızda, özellikle ABD’nin Ortadoğu politikalarında İsrail lobilerinin nasıl faaliyet gösterdiklerini ve ne derece etkili olduklarını ele alacağız.
KONUNUN ANLAŞILMASINDA: UFUK AÇICI OLDUĞUNA İNANDIĞIMIZ, İKİ VIDEOYU İZLEYEBİLİRSİNİZ
BU VİDEODA: ABD’NİN, İSRAİL TARAFINDAN NASIL YÖNETİLDİĞİNE ŞAHİT OLACAKSINIZ
ABD ASKERLERİ, İSRAİL TARAFINDAN ÖLDÜRÜLDÜ! YAŞANAN BU TRAJEDİNİN ÜSTÜ NASIL KAPATILDI?
AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİNDE: İSRAİL LOBİSİ NASIL OLUŞTU
Yahudilerin Amerika topraklarında varlık göstermeleri, 17. yüzyıla kadar dayanmaktadır. 1492’de İspanya’dan sürülen Seferad Yahudileri, 17. yüzyılda Yeni Dünya’ya geçmişlerdir. Bu topraklarda bulundukları ilk zamanlardan itibaren Yahudiler, finans ve ticaret gibi alanlarda faaliyetler yürüterek güç kazanmışlar ve New York gibi liman kentlerinde yoğunluk göstermeye başlamışlardır. Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nda ise azınlık olmalarına rağmen sağladıkları maddi destek ile yeni kurulan Birleşik Devletler’de daha iyi bir konum elde etmişler ve başka topluluklarla da ilişkiler geliştirmişlerdir.
Amerikan topraklarında nüfusları hızla artan Yahudiler, siyasi ve ekonomik nüfuzlarını arttırmak amacıyla çok sayıda sivil toplum örgütü kurmuşlardır. Bunların en önemlileri arasında Council of Jewish Federations (CJF), B’nai B’rith, Hadasa ve American Jewish Congress yer almaktadır. Özellikle B’nai B’rith, 1843’te kurularak Amerikan Yahudileri arasında dayanışmayı artırmayı amaçlamış ve bugün 500 bini aşkın üyeye ulaşmıştır. Örgütün temel çalışma alanları arasında İsrail’in meşruiyetini savunmak, İran’a karşı diplomatik baskılar kurmak ve Kudüs’ün Yahudi kimliğiyle bütünlüğünü korumak yer alır.
Bu tür kurumlar, yalnızca ABD iç siyasetinde değil, uluslararası arenada da İsrail lehine faaliyetler yürütmektedir. Amerikan medyasına, üniversitelere ve düşünce kuruluşlarına sağladıkları finansal destekle kamuoyunu yönlendirmektedirler.
ABD’deki Evanjelik Hristiyanlar, kutsal kitap yorumları doğrultusunda İsrail’in varlığını Tanrı’nın bir emri olarak görür. Bu inanca göre, Yahudiler kutsal topraklarda toplandığında İsa Mesih tekrar yeryüzüne inecektir. Dolayısıyla, İsrail’in varlığı dini bir misyon olarak kabul edilmekte ve Evanjelik çevreler tarafından aktif şekilde desteklenmektedir. Özellikle Cumhuriyetçi Parti içinde bu kesimlerin etkisi belirleyicidir.
Donald Trump döneminde alınan “Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma” kararı, Evanjelik tabana verilen bir taviz olarak okunmuştur. ABD büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması bu kesim tarafından dini bir zafer olarak değerlendirilmiştir. Böylece, Siyonist-Yahudi lobi ile Evanjelik-Hristiyan taban arasında hem siyasi hem dini bir ittifak kurulmuştur.
2000’li yılların başında ABD dış politikasında etkin olan Neoconservative (Yeni Muhafazakâr) akım, İsrail’in güvenliğini Amerikan çıkarlarının bir parçası olarak görmüştür. Bu akımın öncülerinden Paul Wolfowitz, Richard Perle, Douglas Feith gibi isimler İsrail yanlısı çizgileriyle bilinirler. Bu ideolojik çerçeveye göre, İsrail’in bölgesel düşmanlarının zayıflatılması ABD’nin hem güvenlik hem ekonomik çıkarlarıyla örtüşmektedir.
2003 yılında Irak’a düzenlenen askeri müdahale, bu stratejinin somut bir örneğidir. İsrail’in düşmanı olan Saddam Hüseyin rejimi ortadan kaldırılmış, İran kuşatılmaya çalışılmıştır. Neoconlar bu tür hamleleri Ortadoğu’da “İsrail merkezli denge” kurmak adına savunmuşlardır.
American Israel Public Affairs Committee (AIPAC), ABD’de İsrail lehine faaliyet gösteren en güçlü siyasi lobidir. Resmi bir devlet kurumu olmamasına rağmen, seçim kampanyalarına yaptığı bağışlar ve medya desteğiyle birçok kongre üyesini etkileyebilmektedir. AIPAC’in desteklemediği bir ismin ABD Kongresi’nde uzun süre kalması oldukça zordur.

Kongre üyeleri çoğu zaman AIPAC tarafından hazırlanan yasa tasarılarını neredeyse hiç değiştirmeden oylamaya sunmakta, İsrail aleyhine herhangi bir konuşma yapmaktan çekinmektedirler. Hatta birçok Amerikalı akademisyen ve bürokrat, İsrail karşıtı açıklamaları sebebiyle görevlerinden alınmış veya baskı altına alınmıştır. Bu durum, ABD yasama sisteminin ne denli dış etkilere açık olduğunu gösterir.
ABD’nin İsrail’e sağladığı askeri destek, tarihsel olarak benzeri görülmemiş düzeydedir. Yalnızca 2016 yılında imzalanan bir mutabakatla İsrail’e 10 yıl boyunca her yıl 3.8 milyar dolar askeri yardım yapılacağı kararlaştırılmıştır. Bu yardımlar, gelişmiş hava savunma sistemleri, istihbarat paylaşımı ve Ar-Ge projelerini de kapsamaktadır.
ABD, ayrıca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi‘nde İsrail aleyhine sunulan neredeyse tüm karar tasarılarını veto ederek diplomatik kalkan görevini üstlenmektedir. İsrail’in Gazze ve Batı Şeria’daki operasyonları çoğu zaman uluslararası hukuk açısından sorgulansa da, ABD’nin vetosu sayesinde ciddi bir yaptırımla karşılaşmamaktadır.
ABD’nin İsrail’e yönelik politikaları yalnızca stratejik ortaklıkla açıklanamaz. Bu ilişkinin arka planında güçlü lobi faaliyetleri, dini temelli bağlar ve medya/ekonomi üzerinden kurulan etkili ağlar bulunmaktadır. İsrail yanlısı yapıların ABD siyasetindeki etkinliği, yalnızca Ortadoğu halklarını değil, dünya genelinde adalet ve uluslararası hukuk ilkelerini de doğrudan etkilemektedir.
Amerikan dış politikasının daha adil ve dengeli bir çizgiye oturması için İsrail lobisinin etkisinin sorgulanması ve sınırlanması gerekmektedir. Aksi takdirde, bu “tek taraflı” ilişki, Ortadoğu’daki krizleri derinleştirmeye ve küresel istikrarsızlığı artırmaya devam edecektir.
FAYDANILAN KAYNAKLAR:
İslami Haber ”MİRAT” – YouTube