Makale

ADALETİN TERAZİSİ VE KUL HAKKI

ADALETİN TERAZİSİ VE KUL HAKKI

Bir toplumda huzur istiyorsak adalet olacak. Emanet, işi yapabilecek olana verilecek. Hak yenmeyecek, hukuk çiğnenmeyecek. Ama gelin görün ki bazen öyle şeylerle karşılaşıyoruz ki insan ister istemez düşünüyor: Biz ne ara bu hâle geldik? Doğruyla yanlışın, haklıyla haksızın, dürüstlükle çıkarcılığın birbirine karıştığı bir dünyada yaşıyoruz.

Allah Teâlâ ne buyuruyor?

«إِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تُؤَدُّوا الْأَمَانَاتِ إِلٰٓى أَهْلِهَا»

“Allah, emanetleri ehline vermenizi emreder.” (Nisâ, 4/58)

Emanet deyince yalnızca birine bırakılan malı anlamayın. Makam da emanettir, görev de emanettir, yetki de emanettir, milletin parası da emanettir. Bir işi hak edene değil de yakınımıza, dostumuza, işimize gelene verirsek daha en başından adaleti yaralamış oluruz.

Bugün kul hakkından söz eden bazı insanlar, başkasının hakkını kendi çıkarı için çiğniyor. Dürüstlükten bahsedenler verdikleri sözü tutmuyor. Adalet isteyenler, iş kendi menfaatlerine dokununca haksızlığı görmezden geliyor.

İhaleye fesat karıştıran servet sahibi oluyor; kamu malını kendi malı gibi kullanan itibar görüyor. Başkasının emeğini sömüren lüks araçlarla gezerken alın teriyle çalışan insan ay sonunu nasıl getireceğini düşünüyor. Haksız kazanç elde edenler hayırsever diye tanıtılırken dürüstçe yaşayanlar görmezden geliniyor.

Dahası, yanlışlar zamanla normalleştiriliyor. Haramı meşru göstermeye çalışanların sesi yükselirken hakkı savunanların sesi bastırılıyor. İnsanlara ahlâk anlatanlar, anlattıklarını kendi hayatlarında uygulamıyor. Böylece kimin haklı, kimin haksız olduğu; kimin liyakat sahibi, kimin çıkar peşinde koştuğu birbirine karıştırılıyor.

Lüks evde oturmak, pahalı arabalara binmek, kalabalıklar tarafından alkışlanmak veya önemli bir makamda bulunmak, insanın dürüst olduğunu gösterir mi? Elbette göstermez. Çünkü zengin olmak haklı olmak değildir. Makam sahibi olmak adam olmak değildir. Herkesin alkışladığı biri olmak da Allah katında değerli olmak anlamına gelmez.

Asıl mesele, insanın neye sahip olduğu değil, sahip olduklarını nasıl elde ettiğidir. Asıl mesele, kimin ne kadar yükseldiği değil, yükselirken kimin hakkını çiğnediğidir.

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

«وَلَا تَحْسَبَنَّ اللّٰهَ غَافِلًا عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ»

“Sakın Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma!” (İbrâhîm, 14/42)

Bu ayeti iyi düşünmek gerekiyor. İnsan bazen yaptığı haksızlığın yanına kâr kaldığını zanneder. Birinin işine son verir, ses çıkaran olmaz. İhaleye fesat karıştırır, kimse hesap soramaz. Kusurlu malı sağlam diye satar, müşteri anlamaz. Başkasının hakkını yer, çevresindekiler de onu alkışlar.

Sonra ne olur? İnsan, kimsenin kendisine hesap soramayacağına inanmaya başlar. Gücüne güvenir, parasına güvenir, arkasındaki insanlara güvenir.

Ama unuttuğu bir şey vardır: İnsanlardan saklanan her şey Allah’tan saklanamaz.

Peygamber Efendimiz (S.A.V.) şöyle buyuruyor:

“Allah zalime mühlet verir; fakat onu yakaladığı zaman artık bırakmaz.” (Buhârî, Tefsîr, Hûd 5; Müslim, Birr, 61)

Demek ki zalimin bugün rahat yaşaması, doğru yolda olduğunu göstermez. Haksızlık yapıp da yıllarca rahat yaşayan biri, bu rahatlığı kendisine verilmiş bir onay gibi görür. Allah’ın mühlet vermesi, yapılan yanlışı kabul ettiği anlamına gelmez. O mühlet, insanın kendine gelip tövbe etmesi ve hakkını yediği insanlardan helallik alması için de bir fırsattır.

Üstelik kul hakkı, yalnızca bu dünyada yaşanan bir mağduriyet değildir. Hesabı ahirete kalırsa mesele daha da ağırlaşır.

Peygamber Efendimiz (S.A.V.), gerçek müflisin kim olduğunu anlatırken namaz, oruç ve zekâtla geldiği hâlde birine söven, birine iftira atan, başkasının malını yiyen ve kanını döken kişiyi örnek verir. Böyle bir kimsenin sevapları hak sahiplerine dağıtılır. Sevapları tükenirse hak sahiplerinin günahları ona yüklenir. (Müslim, Birr, 59)

Bir düşünün! İnsan yıllarca ibadet etmiş, namaz kılmış, oruç tutmuş; fakat başkalarının hakkını çiğnemiş. Hesap günü geldiğinde yaptığı ibadetlerin sevabı, hakkını yediği insanlara veriliyor.

Öyleyse kimse, “Ben namazımı kılıyorum, ibadetimi yapıyorum.” diyerek kul hakkını hafife almasın. İbadet başka, başkasının hakkını yemek başkadır. İbadet etmek, insanlara haksızlık yapma hakkı vermez.

Güç eline geçince insan değişmemeli. Makam sahibi olunca geçmişini unutmamalı. Para kazanınca kendisini herkesten üstün görmemeli.

Bir yönetici işe alırken akrabasını değil, işi en iyi yapacak kişiyi tercih etmeli. Esnaf tartıda eksik ölçmemeli. İşveren işçisinin ücretini zamanında ödemeli. Kamu görevlisi milletin malını kendi malı gibi görmeli. Herkes insanlara anlattığı doğruları önce kendi hayatında uygulamalı.

Çünkü güç bir imtihandır. Makam bir emanettir. Servet bir sorumluluktur.

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

«وَيْلٌ لِلْمُطَفِّفِينَ»

“Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay hâline!” (Mutaffifîn, 83/1)

Bu ayet yalnızca terazinin başındaki esnafa bir uyarı değildir. İnsan, başkasının hakkını hesaplarken de teraziyi doğru tutmalıdır. Kendisine gelince en küçük hakkını bile savunup başkasına gelince hakkı küçümseyen kişi, adaletli davranmış olmaz.

Kur’an bu konuda kimseye ayrıcalık tanımıyor. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! Kendiniz, anne babanız ve yakınlarınız aleyhine de olsa, adaleti titizlikle ayakta tutan, Allah için şahitlik eden kimseler olun.” (Nisâ, 4/135)

Bir başka ayette de bir topluluğa duyulan öfkenin insanı adaletsizliğe sürüklememesi gerektiği bildirilir. (Mâide, 5/8)

Yani adalet, yalnızca sevdiğimiz insanlara karşı göstereceğimiz bir davranış değildir. Hatta asıl sınav, adaletin kendi aleyhimize olduğu zaman başlar. Yakınımız haksızsa da haksız diyeceğiz. Sevmediğimiz biri haklıysa da hakkını teslim edeceğiz. Kendi çıkarımıza dokunsa bile doğrudan ayrılmayacağız.

Peygamber Efendimiz (S.A.V.) şöyle buyuruyor:

«اتَّقُوا الظُّلْمَ، فَإِنَّ الظُّلْمَ ظُلُمَاتٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ»

“Zulümden (başkasının hakkını yemekten, adaletsizlik yapmaktan ve haksız yere can yakmaktan) sakının (kendinizi uzak tutun). Çünkü zulüm, kıyamet gününde (zalimler için hiçbir çıkış yolunun bulunamayacağı zifirî) karanlıklardır (ve o dehşetli günde insanı çaresiz bırakan bir azaptır).” (Müslim, Birr, 56)

Peygamber Efendimiz (S.A.V.), işçiyi çalıştırıp ücretini vermeyen kimsenin kıyamet günü kendisinin hasmı olacağını bildiren bir hadis-i kudsîyi de haber vermiştir. (Buhârî, İcâre, 10)

Yine şöyle buyurmuştur:

“Mazlumun bedduasından sakının. Çünkü onunla Allah arasında perde yoktur.” (Buhârî, Zekât, 63; Müslim, Îmân, 29)

İşte burada durup düşünmek gerekiyor. İnsan, karşısındaki kişinin sessiz kalmasına aldanmamalıdır. Her mağdur hakkını mahkemede arayamayabilir. Her işçi patronuna karşı sesini yükseltemeyebilir. Her haksızlığa uğrayan insanın arkasında kendisini savunacak biri bulunmayabilir.

Ama mazlumun güçsüz olması, hakkının değersiz olduğu anlamına gelmez. Onun sessizliği, yapılan haksızlığın ortadan kalktığını göstermez.

Kimse parasına, makamına, çevresine güvenip de “Bana bir şey olmaz.” demesin. Bir suçun üzerinin örtülmesi, o suçu ortadan kaldırmaz. Bir yanlışın kalabalıklar tarafından savunulması, onu doğruya dönüştürmez. İnsanların alkışlaması da Allah’ın razı olduğu anlamına gelmez.

Asıl soru şudur: Sen o makama hangi yoldan geldin? O serveti nasıl kazandın? O gücü eline geçirince kimin hakkını korudun, kimin hakkını çiğnedin?

Bugün zirvede olabilirsin. Herkes seni tanıyor, herkes sana saygı gösteriyor olabilir. Ama bunların hiçbiri tek başına haklı olduğunun kanıtı değildir. Önemli olan, gücünü adalet için mi kullandığın, yoksa kendi çıkarın için mi kullandığındır.

Burada bir noktayı da unutmamak gerekir: Başkasının yanlışını görmek kolaydır. Zor olan, insanın kendi yanlışını görebilmesidir.

Başkası haksızlık yapınca tepki gösterip kendimiz yapınca mazeret üretirsek adaleti savunmuş olmayız. Yöneticilerden dürüstlük bekleyip kendi ticaretimizde insanları aldatırsak, başkalarından adalet isteyip evimizde eşimize ve çocuklarımıza haksızlık edersek, söylediğimiz sözlerin bir anlamı kalmaz.

Önce kendimize bakmalıyız. Ben kimin hakkını yedim? Kime haksızlık ettim? Kimin emeğinin karşılığını vermedim? Kimin arkasından konuştum? Kimi mağdur ettim? Hangi yanlışı bile bile sürdürdüm?

İşte insanın kendisine sorması gereken sorular bunlardır.

Bir imzanın arkasına saklanan haksızlık, bir ihale dosyasına gizlenen usulsüzlük, bir ticari anlaşmada başkasının hakkının yenmesi veya insanların güvenini kullanarak menfaat elde edilmesi, yalnızca kâğıt üzerindeki işlemler değildir. Her birinin bir insanın hayatında karşılığı vardır. Birinin sofrasından eksilen lokma, bir ailenin yaşadığı sıkıntı, bir işçinin ödenmeyen ücreti, bir yetimin kaybolan hakkı…

İnsan bunları görmezden gelerek vicdanını rahatlatabilir mi?

Peygamber Efendimiz (S.A.V.), kardeşine karşı bir haksızlığı bulunan kimsenin, dinar ve dirhemin geçmeyeceği gün gelmeden önce bugün ondan helallik dilemesini tavsiye etmiştir. (Buhârî, Mezâlim, 10)

Hz. Ömer’e nispet edilen “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin.” sözü de insana bu gerçeği hatırlatır. (Tirmizî, Kıyâme, 25)

Öyleyse haksızlık yaptıysak beklemeyelim. Birinin hakkını aldıysak geri verelim. Birini mağdur ettiysek gönlünü almaya çalışalım. Birine iftira attıysak gerçeği açıklayalım. Birinin ücretini ödemediysek ödeyelim. Yanlışımızı kabul etmekten utanmayalım.

Çünkü özür dilemek insanı küçültmez. Hakkı sahibine teslim etmek itibar kaybettirmez. Tam tersine, insanın dürüstlüğünü ve ahlâkını gösterir.

İnsanları aldatarak haklı olunmaz. Haksız kazançla gerçek itibar kazanılmaz. Makam sahibi olmakla adil olunmaz.

Asıl itibar, kimsenin hakkını yemeden yaşayabilmektir. Asıl başarı, güç elindeyken adaletten ayrılmamaktır. Asıl büyüklük, yanlış yaptığında bunu kabul edip düzeltmektir. Asıl kurtuluş ise kul hakkıyla Allah’ın huzuruna çıkmamaktır.

Unutmayalım: Bu dünyada insanların gözünden kaçan şeyler olabilir. Bir haksızlığın hesabı sorulmayabilir. Bir suçun üzeri örtülebilir. Bir zalim, yıllarca güçlü ve itibarlı görünebilir. Fakat bunların hiçbiri, hesabın bittiği anlamına gelmez.

Dünyada hesabı sorulmayanın ahirette hesabı mutlaka sorulur. İnsanların unuttuğunu Allah unutmaz.

Rabbimiz bizleri, gücü eline geçtiğinde adaleti unutmayanlardan, imkân sahibi olduğunda merhametini kaybetmeyenlerden, makam sahibi olduğunda emanete sahip çıkanlardan eylesin. Hak sahiplerinin hakkını, hesap günü gelmeden önce teslim edebilmeyi hepimize nasip etsin. Âmin.

Kadir Bekil

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

View Comments

  • Efendim, KUL HAKKI denilince bendeniz de bir EMEKLİ olarak gayr-ı ihtiyari 24 yıllık iktidarımızın şu icraatını hatırlıyorum...Sene 2008 !.. Emeklilerin mukteseb = Kazanılmış bir hakları olan Maaş Bağlanma Oranları var..Emekliler bu bağlanma oranalrına göre maaşalrını alıyorlar. İktidar tutuyor Sosyal Güvenlikte REFORM yapıyruz diyerek, emeklielrin bu Maaş Bağlanma Oranlarını düşüyor ! Yani, bir emekli tutalım 100 TL maaş alıyorsa bu maaşı 40-50-60-70 veya 80 TL'ye düşürülüyor ! Bu düzenleme 5510 sayılı yasaylka yasalaşıyor ve halen günümüzde de uygulanoıyor. Her emekliden bu düşürülmüş maaş bağlanma oranlarıyla her ay muntazman kesinti yapılıyro ! Bu bir kazanılmış=mukteseb "Kul hakkı" gaspı değil mi ? Ülkede emeklielrden başka hiç bir kesimden böyle bir kesinti yapılmıyor ve bütçeye kaynak aktarılmıyor ! Lütfen bir yetkili çıksın bu işin adilliğini ve kul hakkı olmadığını cize izah etsin diyorum.

Recent Posts

  • Gündem

BAŞÖRTÜSÜNDEN KORKAN ÖZGÜRLÜK, GERÇEKTEN ÖZGÜR MÜ?

BAŞÖRTÜSÜNDEN KORKAN ÖZGÜRLÜK, GERÇEKTEN ÖZGÜR MÜ? İsrail, Gazze'deki ateşkese rağmen saldırılarını sürdürüyor… Batı Şeria'da yerleşimci…

1 saat ago
  • Gündem

İSLAMİ SOHBET “Tesettür ve Ahlak”

İSLAMİ SOHBET "Tesettür ve Ahlak" İSLAMİ HABER "MİRAT" MİRATYOUTUBE

1 saat ago
  • Genel

Rıza Saka, Seçim Başarısını Tekbirlerle Kutlandı

İstanbul 2 No’lu Barosu’nda Rıza Saka’nın Seçim Başarısı Tekbirlerle Kutlandı İslami çevrelerin çoğunlukta olduğu hukukçuların…

9 saat ago
  • Genel

SERVET BİRİKİMİ VE FAİZ DÜZENİ KARŞISINDA EBÛ ZER’İN MİRASI

SERVET BİRİKİMİ VE FAİZ DÜZENİ KARŞISINDA EBÛ ZER’İN MİRASI Prof. Ali Seyyar, Necmettin Şahinler’in Mirat…

10 saat ago
  • Gündem

MODİ HÜKÜMETİNE KARŞI HAMAM BÖCEKLERİ İSYANI

MODİ HÜKÜMETİNE KARŞI "HAMAM BÖCEKLERİ" İSYANI Yeni Delhi – Hindistan’da Başbakan Narendra Modi iktidarının seçim…

10 saat ago
  • Gündem

Yuvalara Bırakılan Bebeklerin Sayısı Arttı!

İstanbul’daki bir yuvaya bir haftada 14 bebeğin bırakıldığı haberi, aileyi yeniden gündeme taşıdı. 7 Günde…

11 saat ago