
ALLAH EN HAYIRLISIDIR 2
“Kur’an’da; “Allah …ın/in en hayırlısıdır” ifadesinin geçtiği âyetleri incelemeye devam ediyoruz)
Şu âyeti tekrar hatırlayalım:
“(Onlar) tuzak kurdular (mekerâ); Allah da tuzak kurdu (mekera). Allah, tuzak kuranların (mâkirîn’in) en hayırlısıdır.” (Âl-i İmrân 3/54)
Bu âyette geçen ‘mekera’ fiili ve türevleri Kur’an’da 43 yerde geçiyor. Bunlardan bir kaç tanesi Allah’a, diğerleri insanlara nisbetle yer alıyor. Mesela;
İnsanlara nisbetle: “(Büyüklük taslayanlar) Yeryüzünde büyüklük taslamak ve kötü tuzak (mekr) kurmak için (böyle davranıyorlardı). Oysa kötü tuzak, ancak sahibini kuşatır. Onlar ancak öncekilere uygulanan kanunu bekliyorlar. Sen Allah’ın kanununda hiçbir değişiklik bulamazsın. Sen, Allah’ın kanununda hiçbir sapma bulamazsın.” (Fâtır 35/43)
“Kötü işler yapmak için tuzak kuranlar, Allah’ın kendilerini yere geçirmesinden veya (ansızın) bilemeyecekleri bir yerden kendilerine azap gelmesinden emin mi oldular?” (Nahl 16/45)
“Firavun dedi ki: «Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz? Bu, hiç şüphesiz şehirde, halkını oradan çıkarmak için kurduğunuz bir tuzaktır. Ama yakında (başınıza gelecekleri) göreceksiniz!” (A’raf 7/123. Ayrıca bkz: İbrahim 14/46. Mü’min 40/45. Nûh 71/22. Ra’d 13/33 Yûsuf 12/31)
Allah’a nisbetle: “Onlar bir tuzak kurdular (mekertumûhunne). Farkında değillerken Allah da bir tuzak kurdu.
Bak, onların tuzaklarının sonucu nasıl oldu: Biz onları ve kavimlerini topyekûn helâk ettik.” (Neml 27/50-51)
Âl-i İmrân 3/54. âyetin bir benzeri:
“Hatırla ki, kâfirler seni tutup bağlamaları veya öldürmeleri yahut seni (yurdundan) çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı (yemkurûne). Onlar (sana) tuzak kurarlarken Allah da (onlara) tuzak kuruyordu (ve yemkuru). Çünkü Allah tuzak kuranların (mâkirîn’in) en iyisidir.” (Enfâl 8/30)
Hak davetin amansız düşmanları Rasûlüllah’a engel olmak için ellerinden geleni yapmışlardı. Bu âyet, onların Peygambere karşı yaptıkları planlara tuzak (mekr) diyor.
Şüphesiz Allah (cc) bu gibi planları/tuzakları boşa çıkaranların, ya da tuzak ve hileleri kuranların başına geçirenlerin en hayırlısıdır.
Âyette müşriklerin Rasûlüllah ile ilgili planları hakkında kullanılan kelimelerden hareketle şöyle denilmiş: Müşrikler Rasûlüllah’ı tutup bağlamak, bir anlamda hapsetmek, ya da onu büyü (sihir) yoluyla etkisiz hâle getirmek istemişler.
Ubeyde b. Umeyr şöyle nakletmiş: “Ebû Tâlib Rasûlüllah’a; “kavmin sana ne gibi tuzaklar kuruyor?”. Rasûlüllah; “beni büyülemeyi, yahut öldürmeyi veya yurdumdan çıkarmayı planlıyorlar” dedi. Ebû Tâlib; “bunu sana kim bildirdi?” diye sordu. O da; “Rabbim bildirdi” dedi. Bunun üzerine Ebû Tâlib; “senin Rabbin ne güzel bir Rab, O’na karşı saygılı davran” dedi. Rasûlüllah; “(elbette) saygılı davranacağım” diye cevap vermiş. Bunun üzerine bu âyet nâzil oldu denmiş. (Taberî, İbni Cerir, Câmiu’l-Beyân, 6/225-226)
Tefsirci İbni Kesir’e göre bu rivûyette Ebû Tâlib’in adının geçmesi hem garip, hem de reddedilmesi gereken bir rivâyettir. Zira bu olay Hicret esnasında olmuştu. Halbuki Ebû Tâlib bu olaydan üç sene önce ölmüştü. (Muhtasar İbni Kesir Tefsiri, 2/99. Suyûtî, Esbâbu’n-nüzûl, s: 197)
Bu âyetle ilgili şöyle bir nüzûl sebebi daha nakladiliyor: Güya müşrikler Rasûlüllah’a karşı ne yapacaklarını konuşmak üzere Dâru’n-Nedve’ye girmek üzere iken şeytan insan şeklinde çıkmış ve kendisini Necidli şeyh olarak tanıtmış. İçeri buyur edilmiş. Muhammed’e karşı yapacakları planı dinlemiş, sonra da hapsedelim, sürgüne gönderelim” gibi fikirleri beğenmemiş. Ebu cehil’in “her kabileden güçlü gençler seçelim, ellerine kılıç verelim. Hepsi birlikte Muhammed’i öldürsünler. Haşimoğulları bu kadar kabile ile toptan savaşı göze alamaz ve diyete razı olurlar. Kabileler biraraya gelip kan bedelini öderler” şeklindeki görüşe en uygun görüş demiş. (Taberî, İbni Cerir, Câmiu’l-Beyân, 6/226. Suyûtî, Esbâbu’n-Nüzûl, s: 196. (İbnu’l-Cevzî, Zâdu’l-Mesîr, s: 549. Elmalılı, H. Y. Hak Dini Kur’an dili (sad.), 4/224)
Abdullah b. Abbas’tan nakledilen bu rivâyete de şüphe ile bakmak gerekiyor.
Müşrikler kendi aralarında Muhammed’in davetine karşı ne yapılması gerektiğini konuşmuş olabilirler. Ancak orada konuşulanlar daha sonradan orada olanlar tarafından anlatılmamış ve güvenilir bir yolla nakledilmişse, sonraki kuşaklar bunu nasıl bilebilirler. Bu gibi rivayetlerin sağlam bir senedi yoksa; ister istemez “bunlar sonradan tarih/siyer yazıcıları tarafından kurgulanmış anlatımlardır” denilebilir.
Üstelik Şeytan nasıl olur da insan şekline girebilir? Bunun Kur’an’dan ve Sünnetten bir delili var mı?
Hadi insan kılığına girdi diyelim, müşriklerin toplantısına katıldığının, onlara akıl verdiğinin isbatı ne? Kim görmüş, kim şâhit olmuş?
Kaldı ki müşriklerin Rasûlüllah’a karşı kurdukları tuzakla ilgili şeytana ihtiyaçları yoktu. Kendileri bizzat iblis gibiydiler.
Dahası Rasûlüllah (sav) ve ondan önceki câhiliye dönemi dikkatle incelenirse görülecektir ki; bir kabileden birisi başka kabileden birisini öldürüse, bütün kabile karşı tarafa diyet ödemek zorunda idi. Bu olmazsa iki kabile arasında savaş bile olurdu.
Rasûlüllah’ın kabilesi Haşimoğullarının hepsi o tarihe kadar müslüman olmasalar da onu kabilecilik bağıyla sonuna kadar destekleyip, korumuşlardı. Bunu bilen müşrikler onu tek başına öldürmeye yeltenemezlerdi. Bu işi ancak kabilelerden biraraya gelen kişiler yapabilirdi. Dolaysıyla fâil-i meçhul bir cinayetle kendilerine göre işi bitirmeyi konuşmuş olabilirler.
O toplumda böyle bir anlayış biliniyorken, şeytanın akıl vermesine ihtiyaç yoktu.
Enfâl 8/30. âyet zaten müşriklerin Rasûlüllah’a karşı yapmak istedikleri altarnatifleri haber veriyor. Demek ki müşrikler kendi aralarında bunları konuştular. Allah (cc) buna; onları tuzağı/hilesi diyor ve bu tuzağı boşa çıkardığını, ya da tuzaklarını kendi başlarına geçirdiğini haber veriyor.
Taberî’nin naklettiğine göre Cebrail o gece gelip Rasûlüllah’ın yatağına yatmamasını, Allah’ın ona hicret etmesine izin verdiğini vahyetti. O da hz. Ali’ye kendi yerine yatmasını söyledi. Sabah olunca karşılarında Ali’yi buldular. Ona; arkadaşın nerede?” diye sordular. O da; “bilmiyorum” dedi.
Rasulüllah (sav) Tevbe 9/40 âyette anlatıldığı gibi Medine’ye hicret etti.
Onun hicreti üzerine bu âyet indi ve Hicretten önce müşriklerin onun hakkında ne düşündüklerini, buna karşılık kendisinin Elçisini koruduğunu, onların tuzaklarını bozduğunu ve nimet olan bu korumayı hatırlattı. (Taberî, İbni Cerir, Câmiu’l-Beyân, 6/227)
Zımnen şöyle deniyor: Ey Elçi, mü’minlere Allah’ın kendilerine ihsan ettiği nimetleri ve kâfirlerin sana tuzak kurmalarını, Rabbinin de o tuzakları boşa çıkardığını hatırla… (İbnu’l-Cevzî, Zâdu’l-Mesîr, s: 549)
Evet; Allah (cc) böyle tuzak kuranlara karşı en hayırlı tuzak kurandır. Demek ki O’na karşı tuzak kurmanın, hile yapmanın bir hükmü yoktur. Allah’ın mekr’i her ne kadar tuzak diye çevrilse de, bu da hayırlıdır ve hikmettir.
Bu yüzden O’na bilinen anlamda bir mâkir-tuzak kurucu denilmesi isabetli olmaz. Çünkü O’nun işi ve takdiri tuzak, hile, kandırmaca olmaktan uzaktır. Rabbimiz bunlardan münezzehtir. O, kötülerin tuzaklarını onların bilemeyeceği şekilde geçersiz kılar. Bu, tuzak kuranlara bir uyarıdır, belki dönüp tevbe ederler diye… Bu âyetteki mekr Âli İmran 3/54deki gibi anlaşılmalı.
Bu manada bir ilahi mekr’ten-tuzak kurmadan bahsedilebilir. (Elmalılı, H. Y. Hak Dini Kur’an dili (sad.), 4/225)
Hüseyin K. Ece
MİRATHABER.COM -YOUTUBE-
YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ
Erdoğan'a Tarihi Davet Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı 4 Mayıs 2026 tarihinde…
YANLIŞ YÖNLENDİRİLMİŞLER! Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan’dan özeleştiri geldi: "Anket şirketleri tarafından yanlış yönlendirildik."…
İstanbul'da Muayene Sayıları Artıyor: "Yoldan Geçerken Acile Uğruyoruz" İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah…
KURBAN, İBADETTİR, CENNET YOLUDUR! Vacip, Adak, Akika, Şükür, kurban bağışlarınızı ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyoruz. Siz de…
DÜNYA NEREYE GİDİYOR? İsrail Dünyayı Nereye Sürüklüyor? Uluslararası hukuk çökerken, tepkiler neden sonuç üretmiyor? Uluslararası…
Varlığın ve Bilginin Dengesi: İlahi Adaletin Ontolojik ve Epistemolojik Ölçekleri… Giriş: Adaletin Çok Boyutlu Doğası……