Makale

ALLAH YAHUDİLERE TOPRAK VAAT ETTİ Mİ? “4 BİN YILLIK YALANIN İFŞASI”

ALLAH YAHUDİLERE TOPRAK VAAT ETTİ Mİ? “4 BİN YILLIK YALANIN İFŞASI”

Allahu Teala’nın Hz. Musa’ya (as) indirdiği Tevrat’ı tahrif ettiler, değiştirdiler. Tevrat adıyla yeni bir kitap yazdılar. Muharref Tevrat’ın Tekvin kitabının 15. Bab’ında, 18’den 21’e kadar olan cümlelerde şöyle yazıyor: “O günde Rab, Abraham’la (İbrahim ile) ahdedip dedi: Mısır ırmağından büyük ırmağa, Fırat ırmağına kadar, bu diyarı, Kenîleri ve Kenizzîleri ve Kadmonîleri ve Hittîleri ve Perzzîleri ve Refaları ve Amonîleri ve Kenanlıları ve Girgaşîleri ve Yebusîleri, senin zürriyetine (soyuna) verdim.”

İşte buna dayanarak bugünkü Yahudiler, Fırat Nehri’nden Nil Nehri’ne, hiç değilse Kızıldeniz’e kadar olan bölgenin kendilerine vaat edildiğini iddia ediyorlar. Gazze’de yapılan soykırımın da, Ortadoğu’da çıkarılan savaşların ve ABD müdahalelerinin de asıl sebebi, İsrail’in bu topraklara hükmetmek istemesi. Nitekim Yahudilerin bu yayılmacı emelini Netanyahu, Amerika Birleşik Devletleri Kongresi’nde yaptığı konuşmada açıkça söylemişti. Hem de ABD Kongre üyelerinin alkışları eşliğinde…

Yahudiler, Hititlerin hüküm sürdüğü ve  Anadolu’nun büyük bölümünü içine alan toprakları, Filistin ve çevresini oluşturan Kenan ülkesini ve Amon ülkesini oluşturan bölgeyi istiyorlar. İstedikleri topraklar, bugünkü Türkiye’nin büyük bir bölümünü, Suriye, Lübnan, Filistin, Irak, Kuveyt ve Ürdün’ün tamamını, Mısır’ın Nil ile Kızıldeniz arasındaki kısmını ve Suudi Arabistan’ın Medine’ye kadar kuzey bölgesini kapsıyor. Bu toprakların kendilerine vaat edildiğini iddia ediyorlar.

Bu yazıda Filistin’i kan çanağına çeviren Yahudilerin, 4 bin yıllık yalanını deşifre edeceğim.

ALLAH KİME TOPRAK VAAT ETTİ? TEVRAT’TAN DELİL

İddia edildiği gibi Allah, Yahudilere toprak vaat etti mi? Cevabını aradığımız soru bu. Vaat gerçek ise Allah kime toprak vaat etti, bu vaat kimlere verildi, vaadin mahiyeti neydi? Toprak vaadi, günümüzdeki Yahudiler için geçerli mi? Bu soruların cevabını net olarak vermemiz gerekiyor.

Hz. Yakub’un (as) bir adı da İsrail idi. Kur’an’da Yahudilerden söz edilirken kullanılan İsrailoğulları ifadesi, onların soylarının Hz. İsrail’e, yani Hz. Yakub’a dayanıyor olmasındandır. Hz. Yakub’un (as) oğlu Hz. Yusuf’un (as) Mısır’a geçiş hikâyesini biliyorsunuz. Köle olarak geldiği Mısır’da devlette 2 numaralı yetkili makama yükseldi. Sonradan Kenan diyarında yaşayan ailesini de yanına alınca İsrailoğullarının Mısır hayatı başladı. Mısır’ın yönetimi Firavun’un eline geçene kadar rahat bir hayat sürdüler. Ancak Firavun İsrailoğulları’nı köle yapınca zorluk başladı. Hz. Musa (as), peygamberlik vazifesini alınca İsrailoğulları’nı Mısır’dan çıkarıp Kızıldeniz’i aştı, tekrar Kenan diyarına, ata topraklarına döndüler. Bugünkü Filistin bölgesine, Kudüs civarına yerleştiler.

Bu Kudüs civarına yerleşme ayrı bir konu. Allah onlara Kudüs ve civarında yaşamalarını, Allah’a şirk koşmamalarını, ibadet etmelerini, insanlara iyilik yapmalarını emretti. Lakin onlar bundan kaçındılar. Kudüs’e girmeleri istenince de buna karşı çıktılar. Allah Kızıldeniz’i açıp onların geçmelerini sağlamış, çölün ortasında bıldırcın etiyle, kudret helvasıyla beslemişti; ancak onlar nankörlük etmişler, Hz. Musa’ya (as) karşı çıkmışlardı. Maide/24’üncü ayette buyurulduğu üzere demişlerdi ki: “Ey Musa! Sen ve Rabbin gidin, onlarla savaşın. Biz burada oturacağız.” Yani “sen git Rabbinle birlikte onlarla savaş, yenersen biz de geliriz” demişlerdi. On yıllarca çölde dolaştıktan sonra, ancak Hz. Davud (as) döneminde Kudüs’e girebildiler. Allah, bu bölgeye giriş yaparken secde ederek tevazu içinde girmelerini emrettiği halde, onlar bunu da alaya aldılar, şehre gayri ahlaki davranışlarla girdiler. En rahat dönemleri ise Hz. Süleyman’ın (as) dönemi oldu.

Toprakların vaat edilmesi ise onların, Allah’ın emirlerine itaat etmeleri şartına bağlanmıştı. Nitekim bu husus kendi kitaplarında bile yazılı. Muharref Tevrat’ın Çıkış Bölümünün 13’üncü Babının 5’inci cümlesi ile Tesniye bölümünün 1’nci Babının 5’ten 8’e kadar olan cümlelerinde, bunun için gerekli şartlar sayılıyor. Bu şartların özü ve esası, Hz. Musa’nın (as) anlattığı Şeriat’a uymak… Bu şartla Kudüs civarına yerleşmeleri söylendi. Ancak onlar, Peygamberlerin şeriatına uymadılar. Tevrat’ı da, Zebur’u da tahrif ettiler. Böylece, kendi kitaplarında yazıldığı üzere, Muharref Tevrat’ın Yeremya Bölümünün 11’inci Babının 3’üncü cümlesine göre, lânetlendiler. O cümle şöyle: “Ve onlara de: İsrail’in Allah’ı Rab şöyle diyor: Bu ahdin sözlerini dinlemeyen lânetli olsun.” Kendi kitaplarına göre bile bu hakkı zaten kaybettiler. “Salih kul” vasfını yitirip “lanetli kavim” oldular. Bölgeye barış ve huzur değil, kan, gözyaşı ve zulüm getirdiler. Yaşatmadılar, öldürdüler. Muharref Tevrat’a göre bile, vaat edilen topraklar üzerinde bir iddiaları kalmadı.

Ancak bundan daha önemli bir husus var ve ben şimdi buna dikkat çekmek istiyorum. Allah, ilk insandan itibaren tek bir din gönderdi; o da Tevhid dini İslam… Yani Allah, din olarak sadece İslam’ı indirdi. İlk Peygamber Hz. Âdem’e (as) de, son Peygamber Hz. Muhammed’e (sav) de, aradaki tüm diğer peygamberlere de inen tek bir din var: İslam…

Allah, “Yahudilik” diye bir din indirmedi. Allah Hz. Musa’ya (as) da, Hz. Davud’a (as) da İslam dinini indirdi. Ancak İsrailoğulları İslam’ı bozdular, Tevrat ve Zebur’u tahrif ettiler, dini değiştirip yeni bir din uydurdular. Uydurdukları yeni dine “Yahudilik” adını verdiler. Niye Yahudilik? Çünkü, kişiliklerinde bulunan “hakka isyan” zihniyetini miras aldıkları zat, Hz. Yakub’un (as) 4’üncü oğlu olan Yehuda idi. Yehuda’nın Rabbe isyan tutumunu alıp, uydurdukları dinin adına da Yahudilik dediler. Yehuda, Yehuda Krallığı’nı kurdu. İşte, Hz. İsrail’in (as), yani Hz. Yakub’un (as) soyundan değil de Yehuda’nın soyundan gelenler, soyu devam ettirdi ve bunlara, “Yehuda’nın soyundan” anlamına gelen “Yehudi/Yahudi” denildi. Hatta Hz. Davud (as), Hz. Süleyman (as) ve Hz. İsa (as) da Yehuda’nın soyundan gelmişti. Peki, Hz. Yakub’un (as) diğer 11 oğlunun soyu ne oldu? Bunlardan Hz. Yusuf (as) zaten Mısır’daydı, Yehuda’nın diğer on kardeşinin kabilelerinin ise Tora’daki “On Kayıp Kabile olayı” ile birlikte Neo-Asurlularca yağmalanıp kaybolduğu söyleniyor. Bu yağmada Yehuda kabilesinin gerek kalabalık olmasından, gerekse daha güneyde olmasından dolayı saldırılardan korunabildiğine inanılıyor. Dolayısıyla bugünkü Yahudiler, aslında Allah’ın peygamberi olan Hz. İsrail, yani Yakub’un (as) değil, isyanın elebaşısı olan Yehuda’nın soyundan geliyor. Zaten o yüzden dinlerinin adı Yahudilik.

İşte bu Yehuda oğulları, Hz. Musa’ya (as) inen Tevrat’ı ve Hz. Davut’a (as) inen Zebur’u tahrif ettiler, İslam’ı bozup Yahudilik haline getirdiler. Hz. İsa’ya (as) inen İncil’i de tahrif ettiler, İslam’ın yenilenmiş bu halini de bozup, Hz. İsa’nın doğum yeri olan Nasıra’ya nispetle Nasıralık haline getirdiler. Sonradan Nasranilik, Hırıstiyanlık olarak anılmaya başlandı. Buradan açık ve net olarak anlıyoruz ki, Yahudilik ve Hıristiyanlık, Allahu Teala’nın indirdiği dinler değil. Allah Yahudilik diye bir din indirmedi. Allah Hıristiyanlık diye bir din de indirmedi. Allah din olarak sadece İslam’ı indirdi. O dönemin insanları İslam’ı bozarak, tahrif ederek yeni bir din uydurdular ve adına da Yahudilik dediler, Hırıstiyanlık dediler. Bu insan uydurması dinin kitaplarında ve ritüellerinde bulunan bazı hususların dinin ilahi haline, İslam’a benziyor olması, onları ilahi din haline getirmez. Çünkü Allahu Teala’nın dinine hiçbir şeyi ekleyemezsin, hiçbir şeyi çıkaramazsın. Bunu yaparsan İslam’ı tahrif etmiş olursun. Elde ettiğin sonuç İslam olmaz, Allah’ın indirdiği din olmaktan çıkar. Uydurulmuş Yahudilik ve Hırıstiyanlık dinlerini “ilahi din” olarak, “semavi din” olarak, “İbrahimi din” olarak takdim etmek ise hakikatle bağdaşmaz.

Allahu Teala, özellikle Yehuda oğulları tarafından bozulan İslam’ı, son kez ve bir daha da bozulamayacak şekilde Hz. Muhammed’e (sav), Kur’an-ı Kerim ile beraber yeniden gönderdi. Tek ilahi din, İslam’dır bundan dolayı. Diğerleri Allah’ın indirdiği dinler değildir.

Şimdi bu hakikatlerden anlıyoruz ki, kendisine Tevrat indirilen Hz. Musa (as) da, Zebur indirilen Hz. Davud (as) da, Tevrat ve Zebur’a dayalı ilahi hükümleri hayata aktaran ve onlarla hükmeden Hz. Süleyman (as) da Müslüman idi. Onların döneminde yaşayan imanlı İsrailoğulları da Müslüman idi. Bu peygamberlere iman ediyorlar, onların izinden yürüyorlar, Allah’ın vahyine göre yaşıyorlardı. İşte Allahu Teala’nın vaadi, onların İslam’a mensup olma hallerinden dolayı idi. Yani onlar Müslüman iken, hayatlarını Allah’ın kitabı Tevrat ve Zebur’a göre yaşıyorlarken, Tevrat ve Zebur’u hayata amir kılıyorlarken, İslam sıfatını taşımaları gereği Allah onlara toprak vaat etti. Yani Allah, sonradan biçim alan Yahudilere değil, Müslümanlara vaatte bulundu.

Yazının başında da söyledim; kendi kitaplarında bile yazıldığı üzere, bu topraklar, bir İslam peygamberi olan, Tevhid elçisi olan Hz. İbrahim’e (as) ve O’nun zürriyetine vaat edilmişti. Ancak onlar Hz. İbrahim’i (as) dinini ve yolunu terk ettiler. Hatta kendilerini Hz. İbrahim’e (as) değil, hatta Hz. Yakub’a (as), diğer adıyla Hz. İsrail’e (as) da değil; isyankâr olan Yehuda’ya  atfettiler; dinlerinin adını Yahudilik koydular. Kendi kitaplarında bile, yazının girişinde yazdım, Muharref Tevrat’ın Tekvin kitabının 15. Bab’ında, 18’den 21’e kadar olan cümlelerde, vaadin Hz. İbrahim Alayhisselam’a ve soyuna yapıldığı yazılı: “O günde Rab, Abraham’la (İbrahim ile) ahdedip dedi: Mısır ırmağından büyük ırmağa, Fırat ırmağına kadar, bu diyarı, Kenîleri ve Kenizzîleri ve Kadmonîleri ve Hittîleri ve Perzzîleri ve Refaları ve Amonîleri ve Kenanlıları ve Girgaşîleri ve Yebusîleri, senin zürriyetine (soyuna) verdim.”

Hz. İbrahim Alayhisselam’ın soyu iki koldan devam ediyor. Biri Hz. İshak’tan (as), ki İsrailoğulları bu koldan geliyor; diğeri de Hz. İsmail’den (as), ki Araplar da bu koldan geliyor. İsrailoğulları ile Araplar amcaoğlu yani. Bugün tüm dünya, amcaoğullarının kavgasıyla meşgul. Neyse bu ayrı bir konu. Bu durumda, eğer Hz. İbrahim’in (as) soyuna bir toprak vaadi varsa, bu niye illâ da İsrailoğullarına oluyor? İsmailoğulları olan Araplar da aynı soydan. İşte bu gerçeklik bile, Yahudilerin vaat edilmiş toprak iddiasının asılsız bir safsata olduğunu göstermeye yeter de artar. Ve gerçek ortayla çıkar: “Allah, Hz. İbrahim’i (as) takip edenlere vaatte bulundu” gerçeğini yani…

Bu noktada, çokça zikredilen ve çoğu kimsenin de “bunun aslı nedir?” diye sorup sorgulamadığı bir hususa değinmek istiyorum. Bir “İbrahimi Dinler” safsatası tutturulmuş gidiyor. Böyle bir şey yok. Bunu diyenler, “Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam”ı “İbrahimi Din” olarak tanımlıyor. Oysa “İbrahimi Din” ifadesi bir safsatadan ibarettir. Çünkü bu tabir, Allah’ın indirmediği Yahudilik ve Hıristiyanlık’ı “ilahi din” olarak, “Allah’ın hak dini” olarak gösterme çabasıdır. Böylece İslam’ın yanında Yahudilik ve Hırıstiyanlık’ın da hak din olduğu safsatasını insanların beyinlerine enjekte ediyorlar. Bu tamamen yanlış ve hiçbir doğruluk payı yok. Çünkü Allahu Teala, Âl-i İmran/67’nci ayetinde Hz. İbrahim (as) hakkında şöyle buyuruyor: “İbrahim, ne bir Yahudi, ne de bir Hristiyan idi. Fakat o, Allah’ı «bir» tanıyan dosdoğru bir Müslümandı; (asla) müşriklerden değildi.” Demek ki Hz. İbrahim’a (as) inen din de İslam idi. Hatta Kur’an-ı Kerim’de, diğer tüm peygamberlerin de Müslüman olduklarını ifade eden ayetler var.

Kur’an’a göre İslam; kişinin kendisini yalnız Allah’a teslim etmesi, sadece O’na kul olmasıdır; Tevhid eksenli bir inanç ve yaşam biçimini ifade eder. Bu anlamıyla İslam; sadece son peygamber Hz. Muhammed’in (sav) getirdiği dinden ibaret değil; bütün peygamberlerin getirdiği bir hayat sistemidir. Bütün peygamberlerin ilk daveti tevhiddir. Allahu Teala, her peygambere, ümmetini tevhide davet etmesini emretmiştir. Nitekim bu husus Enbiya suresi’nin 25’inci ayetinde şöyle beyan buyuruluyor: “Senden önce hiçbir Rasûl göndermedik ki ona; «Benden başka ilâh yoktur; şu hâlde bana kulluk edin» diye vahyetmiş olmayalım.” İşte bu Tevhid dini İslam, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem (as) ile başladı, Hz. Muhammed (sav) ile son şeklini aldı. Dolayısıyla Allahu Teala’nın, peygamberler aracılığıyla farklı zamanlarda gönderdiği dinin esası aynıdır ve hepsi “İslâm”dır, müntesipleri de “Müslüman”dır. Nitekim Kur’an-ı Kerim bunu açıkça, Hac/78’inci ayet-i kerimede şöyle ifade buyuruyor: “…O (Allah) daha önce(ki kitaplarda) ve bu (Kur’an’)da size «Müslümanlar» adını verdi…” Yani bu ayetten anlıyoruz ki, Tevrat, Zebur ve İncil’de de inananlara Müslüman deniyordu.

Bu hususta pek çok ayet var. Mesela; Bakara/131-133, 135, 136; Âl-i İmran/52; Yusuf/101 ve başka ayetlerden anlıyoruz ki, Kur’an’da Hz. Nuh (as), Hz. İbrahim (as), Hz. İsmail (as), Hz. Ya’kub (as) ve oğulları, Hz. Yusuf (as), Hz. Musa (as), Hz. Süleyman (as), Hz. İsa (as) ve Hz. (sav), “Müslüman” olarak tanıtılıyor. Yani ilk nebiden, ilk ümmetlerden itibaren bütün nebiler ve ümmetler İslam’ı biliyor, Peygamberlerin tümü kendilerini Müslüman olarak tanımlıyor. Allahu Teala, nihayet Kur’an ile İslam’ın kemale erdiğini, tamamlandığını (Maide/3) buyuruyor. Âl-i İmran/85’inci ayetinde ise “Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, onun dini asla kabul edilmeyecektir” buyurarak nihai hüküm açıklanıyor.

Tüm bu anlattıklarımdan ortaya çıkan sonuç, net olarak şudur: Allah, Yahudilik adıyla bir din indirmedi. Allah, din olarak sadece İslam’ı indirdi. Tüm peygamberler İslam peygamberi idi. Bu gerçeklikten ötürü Allah, Yahudilere hiçbir toprak vaat etmedi. Allah sadece Müslümanlara toprak vaat etti. Allah Hz. İbrahim’e, Hz. Yakub’a, Hz. Musa’ya, Hz. Davud’a, Hz. Süleyman’a iman eden, o peygamberlerin getirdiği hak dini, Allah’ın hükümlerini, İslam’ı benimseyen, yaşayan, hayatlarını ilahi hükümlere göre düzenleyen, İslam olan, Müslüman olan bu peygamberlere itaat edenlere toprak vaat etti. Çünkü Allah din olarak sadece İslam’ı gönderdiği için, vaatleri de sadece Müslümanlar içindi. İslam’ı bozarak Yahudilik yapanlara, Tevrat’ı tahrif ederek yeni bir din uyduranlara değildi o toprak vaadi. Yani Allah, Yahudilere değil, Hz. İbrahim (as) döneminde yaşayan ve O’nun izini takip eden tevhid ehli Müslümanlara vaat etti. Bugünkü muharref Tevrat’a göre bile, Hz. İbrahim’in (as) soyuna toprak vaat edildiği görülüyor. Hz. İbrahim’in soyu da Araplar ve İsrailoğulları idi.

Allahu Teala’nın Müslümanlara son vaadi ise tüm yeryüzüdür. Nitekim Enbiya/105’inci ayetinde Allahu Teala, yeryüzünün varislerinin Müslümanlar olduğunu şöyle beyan buyuruyor: “Andolsun ki zikirden (Tevrat’tan) sonra Zebur’da da, «Yeryüzünde, şüphesiz sâlih (Allah’a itaat eden, dürüst ve iyi çalışıp orayı imar eden) kullarım mirasçı (hükümran) olacak» diye yazmıştık.” Nur Suresi’nin 55’inci ayetinde de şöyle buyuruluyor: “Resûlüm!) Allah, sizden iman edip de sâlih amel işleyenlere vaat etti ki: Kendilerinden öncekileri (kâfirlerin yerine) hükümran kıldığı gibi, elbette onları da (dinlerini ve kitaplarını tahrif edenlerin yerine) yeryüzünde hükümran yapacak, onlar için beğendiği dinlerini (İslâm’ı) mutlaka kendileri için iktidar yapıp sağlam temellere oturtacak ve korkularının ardından onları kesinlikle tam bir güvene erdirecektir. (Çünkü onlar) hiçbir şeyi bana ortak koşmadan kulluk ederler. Artık kim bundan sonra nankörlük ederse, işte onlar, yoldan çıkan (fâsık)ların ta kendileridir.”

Müslümanlar, bu mirasa sahip olmak için, Bakara Suresi’nin 193’üncü ve Enfal Suresi’nin 39’uncu ayetleri gereği, “fitne yeryüzünden kalkıncaya, Allah’ın dini hayata hakim ve amir oluncaya kadar cihad” ile yükümlü. Müslümanların, vaat edilen yeryüzü mirasına sahip çıkması, bunun için cihad etmesi, bunun için de Âl-i İmran/103’üncü ayette beyan buyurulduğu üzere, “hep birlikte Allah’ın ipine sarılarak parçalanıp ayrılmaması”, boyunlarının borcudur, taşıdıkları çok önemli bir yükümlülüktür. Yahudilerin vaat edilmiş topraklar safsatasının önünde kale gibi durmak da Müslümanların vazifesidir.

Sonuç olarak diyebiliriz ki: Allah, Yahudilere toprak vaat etmedi. Bir toprak vaat edildiyse, o sadece Müslümanlar için vaat edildi. Nitekim Kur’an hükmüyle sabit, Müslümanlar, tüm yeryüzünün varisi olma hakkını kazandı. Bu hak için de çok önemli vazifelerle görevlendirildi. Bu yüzden, burada tüm Müslümanlara, bu “yeryüzü mirası”na sahip çıkmaları gerektiğini hatırlatıyorum. Müslümanlar için vaat edilen topraklar, tüm yeryüzüdür. Yeryüzü mirasına sahip olabilmek için, bunu sağlayabilecek nitelikleri ve donanımları elde edecek şekilde çalışmak gerekir.

Faruk Köse

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Recent Posts

  • Gündem

Dünyayı Değiştirmek İstiyoruz, Kendimizi Değiştirmeye Hazır mıyız?

Dünyayı Değiştirmek İstiyoruz, Kendimizi Değiştirmeye Hazır mıyız? Dünyanın halinden şikâyet ediyoruz… Adaletsizlikten, zulümden, savaşlardan, merhametsizlikten,…

6 saat ago
  • Gündem

TEBLİĞ SORUMLULUĞUMUZ

TEBLİĞ SORUMLULUĞUMUZ Muhterem Müslümanlar! Medineliler Allah Resûlü (s.a.s)’den İslam dinini kendilerine öğretecek bir kişi istediler.…

6 saat ago
  • Makale

N’OLACAK BU MEMLEKETİN HALİ?

N’OLACAK BU MEMLEKETİN HALİ? Fon krizini biliyorsunuz. En acı vereni ne, biliyor musunuz? Fon tartışması…

7 saat ago
  • Genel

Fatih Altaylı, Fonlardaki Zararı Halk Niye Ödesin!

Bozuk Saatte Günde Bir kez Doğruyu Gösterir Her Konuşmasında Saçmalayan Gazeteci ''Fatih Altaylı'' Bu sefer…

13 saat ago
  • manşet

YURT DIŞINDAKİ VATANDAŞLAR POLİTİKASINDA SÖYLEM VE REALİTE ÇELİŞKİSİ: ANAYASA’NIN “YURDA DÖNÜŞ” RUHUNDAN YABANCI ÜLKE VATANDAŞLIĞI TEŞVİKİNE

YURT DIŞINDAKİ VATANDAŞLAR POLİTİKASINDA SÖYLEM VE REALİTE ÇELİŞKİSİ: ANAYASA’NIN "YURDA DÖNÜŞ" RUHUNDAN YABANCI ÜLKE VATANDAŞLIĞI…

13 saat ago
  • Gündem

ALİYEV REJİMİ: OKULLARDA BAŞÖRTÜSÜNE YASAK GETİRDİ

ALİYEV REJİMİ: OKULLARDA BAŞÖRTÜSÜNE YASAK GETİRDİ “Gardaşlık” maskesi arkasına saklanan İlham Aliyev yönetimi, İslam’a ve…

15 saat ago