
Bismillahirrahmanirrahim
Sevginin kaynağı olan, bize sevdikleri yanı sıra sevmediklerini de bildirerek yolumuzu aydınlatan yüce Allah’ımıza hamd ederim.
Allah’ın sevmediklerini sevmememiz gerektiğini bize öğreten aziz Peygamberimiz, biricik hayat önderimiz Hz. Muhammed’e kalbi ihtiramlarımı arz ederim. Rabbim onun inançlılarını ve bağlılarını artırsın.
Yüce dinimizin ana esası, bütün varlıkların yaratıcısı ve bizlerin de halikı olan yüce Allah’ımıza imandır.
Yüce Allah insanlığa gönderdiği son bildirileri, emirleri ve yasaklarını evrensel elçisi kıldığı Hz. Muhammed’e vahiy yoluyla indirmiştir. Bu bildiriler, emirler ve yasakların bütünü Kur’an-ı Kerim’i oluşturur.
Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de bize kimleri sevdiğini açıklamıştır. Bir önceki sohbetimizde bu konuyu açıklamaya çalışmıştık. Bu sohbetimizde Allah’ın sevmediklerini konu edineceğiz. Dinimizin ana kaynağı Kur’an-ı Kerim olduğu için konumuzu Kur’an âyetleriyle açıklamaya çalışacağız.
Yüce Rabbimiz sevmediği kulları Kur’ân’da değişik sûrelerde şöylece açıklamaktadır.
“Allah, varlığı ve birliğine inanmayan veya Kur’ânla koyduğu yasaları kabul etmeyen ya da İslâm’ın dışındaki bâtıl din ve ideolojileri de meşru gören Kâfirleri sevmez.” (Ali İmran 32, 57)
“Allah, ilâhî emir ve yasaklara aykırı giderek nefsine, haklara tecavüz ederek fertlere ve topluma zarar veren Zâlimleri sevmez.” (Ali İmran 57)
“Allah, Kendisine karşı Nankörlük yapanları, faiz, içki ve rüşvet gibi haramlarda ısrar eden Günahkârları sevmez.” (Bakara 276)
“Allah zulme uğramaksızın kötü ve çirkin sözleri açığa vurarak söyleyenleri sevmez.” (Nisa 148)
“Allah mal, sır, görev gibi kendisine tevdi olunan emanetlere Hainlik edenleri sevmez.” (Enfal 58)
“Allah tüketimde ve her türlü harcamalarda normal sınırları aşan israfçıları sevmez.”(Araf 31)
“Allah kulluğunu unutarak Helâl ve haram tanımayan Haddi aşan kulları sevmez.” (Araf 55)
“Allah malı çocukları, güzelliği veya mevkii ile kendini üstün görüp, insanları küçük gören, gerçeği kabul etmeyen kendini beğenmiş Mütekebbirleri sevmez.” (Nahl 23)
“Allah şımarıkları ve bulunduğu toplumda bozgunculuk yapan, anarşi çıkaran Müfsitleri sevmez.” (Kasas 76-77)
Şimdi sevilmeyenlerin bir kısmı ilgili bazı açıklamalar yapalım:
Kâfir, sözlük örten anlamına gelir. Arapçada tohumu toprakla örttüğü için çitçiye kâfir denir. Başta Kur’an olmak üzere dini literatürümüzde kâfir; Yaradan’ın varlığı ve birliğini, O’nun egemenliği ve yasalarını örten manasına gelir.
Bir diğer anlatımla kâfir İslam dininin iman esaslarının bütününe veya Allah’a, ahiret gününe, meleklerin varlığına iman gibi iman esaslarından birine veya birkaçına iman etmeyen kişidir.
Bu dinin temeli olan Kur’an’ın insan hayatını düzenleyen emirleri, yasaklari ve bildirilerinden birini dahi kabul etmeyen kişi de kâfirdir.
Konu fevkalade önemlidir. Kâfirler de kendi aralarında kısımlar ayrılırlar. Bize en yakın konumda olanlar Ehl-i Kitap dediğimiz gayrimüslimlerdir.
Ateistler ve deistler de bir tür kâfirler grubunu oluşturur.
Kâfirlerin bir kısmı temel hak ve özgürlüklerimize saygılıdır. Onlarla barış yapılır.
Bir bölümü de saldırgandır. Onlarla da savaşılır. Kur’ân’daki savaş emirleri bunlara karşıdır.
Sevgili kardeşlerim; yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de değişik vesilelerle kâfirleri sevmediğini, onların kâfirlikleri üzerinde ölmeleri halinde azaba uğrayacaklarını pek çok ama pek çok ayette açıklar. Ali İmran suresi ayet 32’de şöyle buyrulur:
“ Ey Peygamber deki; Allah’a ve elçisi Muhammed’e itaat edin. Eğer onlar yüz çevirirlerse iyice bilin ki Allah kâfirleri sevmez. “
Evliya Edinmemek
Herhangi bir batıl inanç sistemini İslam dinine tercih etmeleri halinde kâfir olan babalarımız ve kardeşlerimiz gibi yakınlarımız bile olsa hiçbir kâfiri üzerimize egemen kılamayız. Bunun gibi onları bizler adına hukuki tasarrufta bulunabilecek konuma da getiremeyiz. Çünkü Nisa 144, Maide 51 ve 57’de “Ey inananlar! Kafirleri Evliya edinmeyin,” buyrulur.
Onları Evliya edinmemek üzerimize egemen kılmamak, başa geçirmemek, siyasal ve ekonomik yönetimleri altına girmemek, bizi hukuken temsil ve adımıza tasarruf edebilir konuma getirmemektir.
Yardımcı Olmamak
Kasas suresi ayet 86’de “Kâfirlere yardımcı olma.” buyrulur.
Yardımcı olunamaz ama adaletsizlik de yapılamaz. Kullar Allah’ındır. O sorgulayacaktır. Biz her halükarda adaletli olmak zorundayız. Bizim medeniyetimizin alameti farikası da budur.
ALLAH ZALİMLER SEVMEZ II
Allah zalimleri sevmez. Zulüm adaletin zıddıdır. Zulüm, yapılması gerekeni yapmamak, yapılmaması gerekeni yapmaktır. Örneğin, alması gerektiği şekilde karar almayan hakim zulmetmiş olur. Yaradan’ın emirleri ve yasaklarını çiğneyen kişi de, yapması gerekenleri yapmadığı ve yapmaması gerekenleri de yaptığı için nefsine zulmetmiş olur.
Kişi hiçbir şekilde zalimlerden olmamakla yükümlüdür.
Zulmün Kısımları
Zulüm Allah’a, insanlara ve nefislerimize karşı olmak üzere üç kısımdır. Aslında Her bir kısmı da kişinin nefsi aleyhinedir.
Allah’a Karşı Zulüm: Allah’a ortak koşmadır, O’nun yasalarını içeren Kur’an’a inanmamadır, Kur’an’la öğütlendiği zaman bu öğütlere kulak asmamadır. Ve daha önemlisi, İslami ölçülere göre yaşamak isteyenlere mani olmaktır.
Bu ülke yakın tarihinde bu zulümleri art arda gördü.
Burada öteki kimdir, sorusunu sorarak konuya açıklık getirelim. Bizim medeniyetimizde yani Kur’an dilinde öteki, zalimdir. Zalimler ötekilerdir. Kur’ânda şöyle buyrulur:
“Allah’ın lanetleri zalimlerin üzerine olsun. Onlar insanları Allah’ın emirleri ve yasaklarını uygulamaktan alıkoymaya çalışırlar / Yaradan’ın emirleri ve yasaklarını da aşağılamaya çalışırlar. Gayri medenilikle suçlarlar. Ölümle başlayacak ahireti inkâr edenler de onlardır.” (Hud
İnsanlara Karşı Zulüm: İnsanların canları ve mallarına saldırmak, yetimlerin mallarını ve zayıfların haklarını yemek, emeğin hakkını vermemek, suçluyu cezalandırmayıp masumları cezalandırmak, bunlar insanlara karşı zulümlerdir. Allah’a ve ölüm ötesi hayatının sorgulamasına inanmayan kişi ya zalimdir ya potansiyel bir zulüm / şer kaynağıdır.
Haklar ve özgürlüklerden en fazla söz edildiği asrımız dünyasında insanlık tarihinin hiçbir döneminde yapılmadık kadar zulümler yapılıyor. Milyarlarca insan modern köle haline dönüştürülmüş durumda.
Nefsine Karşı Zulüm: Bu tür zulmü şöylece örneklendirebiliriz. Namaz kılmayan nefsine zalimdir. Toplumun hakkı olan zekâtı vermeyen nefsine zalimdir. Yalan söyleyen, zina yapan, rüşvet alan, yolsuzluk eden, faizle iştigal eden, nefsine zulmetmiştir.
Ve Kur’an’da bize tarihi dönemlerde cezaya uğratılan toplumlar açıklanırken Rabbimiz; “Biz onlara zulmetmedik, onlar kendi kendilerine zulmettiler,” buyurur.
İşçi Haklarına Zulüm
Burada önemli bir noktaya dikkatlerinizi çekeceğim.
Allah, zalimleri sevmediğini beyan ederken emeği sömürerek / emeğin hakkını ödemeyerek zulmedenlere dikkatimizi çekiyor.
Mesela Ali İmran suresinin 32. âyetinde şöyle buyrulur:
“Allah iman edip güzel ameller yapanlara karşılıklarını tam tamına ödeyecektir. Allah zalimleri sevmez.”
Şanı yüce olan Allah, iman edenlerin ve güzel işer yapanların karşılıklarını tam olarak ödeyeceğini açıklarken zalimleri sevmediğini açıklıyor. Ne alaka.
İşçinin emeğinini hakkı gereğince verilecek yerde verilmezse zulmedilmiş olur, Allah u Zülcelal ilişkiyi kurarak; ‘Bak ben tam damına ücret vereceğim, siz de öyle yapın. Sakın ha emeği sömürmeyin,’ buyurmuş oluyor.
Bu hayat bu kadar zulme değer mi?
“Allah Zalimleri Sevmez” bölümünü bitirirken önemli bir görevimiz de Hud suresi 113’ünde açıklandığı üzere zalimlere onay vermemek, destek çıkmamaktır. Onay veriler, destek çıkılırsa ateş azabı bize de dokunur.
Bu sebeple anan, baban, akraban ve öz nefsin aleyhine de olsa; ırkın, ülken yoldaşların aleyhinde de olsa adalet, adalet, adalet.
20 yıl Osmanlı arşivleri üzerinde; Osmanlı medeniyeti uygulamaları üzerinde çalışan ünlü bir Amerikalı bilim adamına Osmanlılar hakkında ne öğrendin diye sorulduğunda cevabı şöyle olmuş: adalet, adalet, adalet.
İspanya’da Müslümanların devam edegelen 750 senelik Endülüs medeniyeti çökünce bütün Müslümanları ve de Yahudileri kılıçtan geçirdiler. Aziz ecdadımız, kurtarabildikleri Müslümanları ve Yahudileri gemilerle İstanbul’a taşıdılar. Ve 500 yılı aşkındır Yahudiler bu topraklarda yaşatıldılar.
Endülüs’te bir tek Müslüman kalmadı ama aynı tarihlerde fethedilen İstanbul’un sonra Rumlar ve de Yahudiler arkası kesilmeksizin varlıklarını sürdürüyorlar. İşte bu İslam’ın adaletidir.
Devam edecek
MİRATHABER.COM -YOUTUBE-