Gündem

Alparslan Kuytul Olayına Bakışımız

Alparslan Kuytul Olayına Bakışımız

MAKALENİN SESLİ ANLATIMI

Türkiye’nin gündemine oturan Alparslan Kuytul meselesi, sadece bir şahsın veya bir cemaatin meselesi değildir. Bu mesele, Türkiye’deki İslami cemaatlerin duruşunu, sorumluluğunu ve ümmet adına ortaya koydukları tavrı da ilgilendirmektedir.

Aslında bu yazıyı kaleme almak istemiyordum. Müslümanlara, cemaatlere ve vakıflara zarar verir miyim endişesiyle uzun süre susmayı tercih ettim. Müslümanların kendi aralarındaki meselelerin İslam düşmanlarının eline malzeme yapılmasını doğru bulmuyorum. Ancak yakın çevremdeki dostlarımın ısrarı ve taşıdığım sorumluluk bilinci, artık bazı hususları açıkça söylemeyi gerekli hâle getirdi.

Öncelikle bir hakkı teslim ederek başlayalım.

Alparslan Kuytul ve cemaati hakkında medyada dolaştırılan “fetöcü,adam kaçırma, zimmete para geçirme, usulsüz para trafiği” gibi ağır iddialar doğru olmadığı kanaatindeyim. Alparslan Kuytul’u ve çevresini yakından tanıyan biri olarak bunu özellikle ifade etmek istedim. Bir insanın siyasi tavrını yanlış bulmak başka, hakkında ortaya atılan her suçlamayı doğru kabul etmek başkadır. Bizim ölçümüz husumet değil, adalet olmalıdır.

Fakat bu durum, Alparslan Kuytul ve cemaatinin yıllardır sürdürdüğü yanlış siyasi çizgiyi görmezden gelmemizi gerektirmez.

Açık söylemek gerekiyor: Alparslan Kuytul ve cemaati uzun zamandır bir vakıf veya İslami cemaatten çok, siyasi parti gibi hareket ediyor. Hatta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti’ye karşı yürüttükleri muhalefetin dozu zaman zaman ana muhalefet partisini bile geride bırakmaktadır.

Adana’daki tabloya baktığımızda insan ister istemez şu cümleyi kuruyor: Adana’da CHP’ye gerek yok; Alparslan Kuytul ve çevresi zaten fazlasıyla CHP’nin yapacağı muhalefeti yapıyor.

Üstelik mesele yalnızca iktidarı eleştirmek değildir. Eleştiri elbette olacaktır. Erdoğan da eleştirilebilir, AK Parti de eleştirilebilir, devletin yanlış politikaları da eleştirilebilir. Hiçbir yönetici dokunulmaz ve hatasız değildir. Fakat eleştiri ile sistematik siyasi karşıtlık arasında ciddi bir fark vardır.

Sohbetlere bakıyorsunuz, konu dönüp dolaşıp Erdoğan’a geliyor. Programların ardından sorulan sorulara bakıyorsunuz, yine aynı siyasi hedef. Devletin attığı adımlara bakılıyor, çoğu zaman olumsuz tarafından okunuyor. Türkiye’nin yaptığı işler değersizleştiriliyor, hatalar büyütülürken doğrular görmezden geliniyor.

Bu artık sıradan bir eleştiri değildir. Bu, bir cemaatin gündeminin büyük ölçüde siyasi muhalefet tarafından kuşatılmasıdır.

CHP’nin bile her gün Erdoğan üzerinden kurmadığı kadar yoğun bir siyasi dilin bir İslami cemaat tarafından kurulması düşündürücüdür. Bir cemaat neden sabah akşam aynı siyasi isimle uğraşır? Türkiye’de konuşulacak başka mesele kalmadı mı? Gençliğin iman problemi bitti mi? Aile çözülmüyor mu? Uyuşturucu, kumar, faiz ve ahlaki yozlaşma ortadan kalktı mı? Gazze meselesi çözüldü mü? İslam dünyasının parçalanmışlığı sona mı erdi?

Bir İslami cemaatin önünde böylesine büyük bir hizmet alanı varken, enerjisinin önemli bölümünü Erdoğan karşıtlığına ayırması ne kadar doğrudur?

Daha açık ifade edeyim: Eğer siyaset yapmak istiyorsanız parti kurun. Meydanlara çıkın, programınızı açıklayın, seçimlere girin ve milletin karşısına siyasi kimliğinizle çıkın. Buna kimsenin itirazı olmaz.

Ama cemaat görüntüsü altında siyasi parti gibi hareket ederseniz, o zaman insanların sizi sorgulaması kaçınılmaz hâle gelir.

Üstelik kullanılan muhalefet dilinde yalan yanlış bilgiler, abartılı yorumlar ve çarpıtmalar üzerinden iktidarı yıpratma gayreti görüyoruz. Bu, bir İslami yapıya yakışmaz. Müslümanın muhalefeti de ahlaklı olmak zorundadır. Sevmediğimiz bir insan hakkında dahi yalan söyleme, gerçeği çarpıtma ve haksızlık yapma hakkımız yoktur.

Kur’an’ın ölçüsü son derece açıktır:

“Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha yakındır.” (Mâide, 5/8)

Dolayısıyla Erdoğan’ı sevmeyebilirsiniz. AK Parti’nin politikalarını yanlış bulabilirsiniz. İktidarı sert biçimde eleştirebilirsiniz. Ancak siyasi öfkeniz sizi hakkı teslim etmekten alıkoyuyorsa burada ciddi bir problem vardır.

Şunu da açıkça söylemek gerekiyor: Erdoğan ve arkadaşları bir gün iktidarı kaybederse, Bu günleri mumla arayacaksınız.

Çünkü Türkiye’nin geçmişi ortadadır. Başörtüsü sebebiyle üniversite kapılarından çevrilen kızlarımızı unutmadık. İmam hatiplerin önünün nasıl kesildiğini unutmadık. Kur’an eğitiminin karşılaştığı engelleri unutmadık. Katsayı zulmünü, 28 Şubat’ın baskılarını, Müslümanların kamusal hayattan dışlandığı dönemleri unutmadık.

AK Parti’nin bütün yanlışlarını eleştirelim. Ama dün ile bugünü birbirine eşitleyecek kadar da hafızamızı vicdanımızı kaybetmedik.

Bugün Türkiye, Gazze’den Somali’ye, Balkanlardan Orta Asya’ya kadar geniş bir coğrafyada Müslümanların yakından takip ettiği bir ülkedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan da özellikle Filistin meselesindeki söylemleri sebebiyle dünyanın birçok bölgesinde mazlumların dikkatle izlediği bir siyasi aktördür. Bunları hiç görmeyip bütün siyasi değerlendirmeyi Erdoğan düşmanlığı üzerinden yapmak feraset değil düpedüz körlüktür.

Alparslan Kuytul’un asıl problemlerinden birinin de kendisine yapılan uyarıları yeterince dikkate almaması olduğunu düşünüyorum.

İstanbul’da birçok âlim ve kanaat önderinin kendisini uyardığını biliyorum. Kendisine “Bu üslup doğru değil, bu yol sizi ve cemaatinizi sıkıntıya götürür” denildi. Fakat ne yazık ki bu uyarılar gerektiği ölçüde karşılık bulmadı.

Burada kibir ve ego tehlikesini de konuşmak zorundayız.

Bir lider, çevresindeki insanların ve kendisine samimiyetle nasihat eden âlimlerin sözlerini sürekli reddederse, zamanla kendi düşüncelerini mutlak doğru görmeye başlar. Liderlik, yalnızca konuşmak değildir; gerektiğinde dinleyebilmektir. İstişareyi kaybeden bir hareket, ferasetini de kaybetmeye başlar.

Bugün gelinen noktada Alparslan Kuytul hakkında ortaya atılan birçok ağır iddianın doğru olmadığına inanmakla beraber şunu da söylemek zorundayız: İzlenen yanlış siyasi strateji, kendisine ve cemaatine karşı kullanılabilecek geniş bir alan açmıştır.

Emniyete fırsat verilmiştir. Siyasi rakiplere fırsat verilmiştir. İslam düşmanlarına fırsat verilmiştir. Cemaatlere düşmanlık yapmak için fırsat kollayan çevrelerin eline malzeme verilmiştir.

Sonra ortaya çıkan tabloya hep birlikte üzülüyoruz.

Daha vahimi ise bugün Alparslan Kuytul’un bazı konuşmalarının İslam’a ve İslami yapılara yıllardır mesafeli, hatta düşmanca yaklaşan medya organlarında büyük bir iştahla dolaşıma sokulmasıdır.

Burada durup düşünmek gerekiyor.

Düne kadar sizin temsil ettiğiniz İslami anlayışa karşı çıkan çevreler bugün videolarınızı neden bu kadar seviyor? Neden konuşmalarınız onların ekranlarında ve sosyal medya hesaplarında bu kadar rahat dolaşıyor?

Bunu “Bizi de takdir ediyorlar” şeklinde okumak büyük bir hata olur. Bu sevgi değildir; kullanılmışlıktır.

Siyasette bazen karşınızdaki insan sizi sevdiği için değil, sizin sözünüz kendi düşmanına zarar verdiği için alkışlar. İslam karşıtı çevrelerin elinde Erdoğan’a ve muhafazakâr kesime vurmak için Alparslan Kuytul ve Cemaati maalesef kullanılıyor.

Ben burada Alparslan Kuytul’a veya cemaatindeki kardeşlerimize düşmanlık yapmıyorum. Tam tersine, yıllardır tanıdığım insanların yanlış bir siyasi çizginin içinde daha fazla yıpranmasını istemiyorum.

Ancak kardeşlik, yanlış karşısında susmak değildir.

Alparslan Kuytul ve çevresi artık bir karar vermelidir: Cemaat misiniz, yoksa siyasi bir partimisiniz?

Cemaat iseniz asli vazifenize dönün. İnsan yetiştirin. Gençlere ulaşın. Kur’an’ı anlatın. Sünneti anlatın. Aileyi koruyun. Faizle, uyuşturucuyla, kumarla, ahlaksızlıkla mücadele edin. Gazze’yi, Kudüs’ü ve ümmetin gerçek meselelerini gündeminizin merkezine alın.

Yok, hedefiniz Erdoğan’ı ve AK Parti’yi iktidardan indirmekse o zaman bunun adresi cemaat kürsüsü değildir. Parti kurun, teşkilatlanın, sandığa girin ve milletin karşısına çıkın.

Fakat bir İslami cemaatin imkânlarını ve insan kaynağını sürekli siyasi hesaplaşmaya yönlendirmek hem o cemaate hem de Türkiye’deki diğer İslami yapılara zarar verir.

Bir kez daha söylüyorum: Erdoğan ve AK Parti yarın iktidardan gidebilir. Hiçbir siyasi iktidar ebedi değildir. Ancak onların yerine gelecek kadroların İslami cemaatlere, vakıflara, Kur’an eğitimine, başörtüsüne, imam hatiplere ve Müslümanların kamusal alandaki varlığına nasıl düşmanlık yaptıklarını dindar insanlara hayatı çekilmez bir hale getirdiklerini yakın bir geçmişte hepimiz bu zulümlere şahit olmadık mı? Ben size daha ne anlatayım.

O gün geldiğinde “Biz ne yaptık?” demenin hiçbir faydası olmayabilir.

Bu nedenle mesele Erdoğan sevgisi veya AK Parti taraftarlığı değildir. Mesele siyasi feraset, ümmet bilinci ve yarını okuyabilme meselesidir.

Eleştirin, fakat insafı kaybetmeyin. Muhalefet edin, fakat adaleti terk etmeyin. Yanlışları söyleyin, fakat doğru yapılan işleri inkâr etmeyin. Bir siyasi iktidara kızarken İslam düşmanlarının kurduğu oyunun parçası hâline gelmeyin.

Hele hele İslam düşmanı çevrelerin alkışını başarı zannetmeyin.

Çünkü bazen düşmanınızın sizi alkışlaması, doğru yerde durduğunuzu değil, onun işine yaradığınızı gösterir.

Alparslan Kuytul ve cemaatindeki kardeşlerimizin de yaşananlardan ders çıkarması gerektiğine inanıyorum. Bu yolun sonunda cemaatin kazanacağı bir şey yoktur. Aksine yılların emeği, yetişmiş insanlar ve İslami hizmet adına oluşturulmuş büyük bir potansiyel siyasi kavgalar içerisinde tüketilmektedir. Buna kimsenin hakkı yoktur.

Bugün Müslümanların birbirleriyle savaşacak zamanı yoktur. Ümmet kan kaybediyor. Gazze gözümüzün önünde büyük bir zulüm yaşıyor. İslam dünyası parçalanmış durumda. Gençlerimiz inanç ve ahlak krizinin pençesinde. Aile yapımız ciddi saldırılar altında.

Böyle bir dönemde Müslümanların enerjisini bitmek bilmeyen iç siyasi hesaplaşmalara harcamak büyük bir vebaldir.

Alparslan Kuytul ve çevresine çağrımız açıktır: Siyasi öfkeyi bir kenara bırakın. Size yapılan samimi uyarıları küçümsemeyin. İslam düşmanı çevrelerin alkışlarına aldanmayın. Cemaat kimliğinizi siyasi parti kimliğine dönüştürmeyin. Ümmetin gerçek meselelerine dönün.

Ve Unutmayın:

Erdoğan ve arkadaşları iktidarı kaybettiğinde bu günleri mumla aramak zorunda kalacaksınız.

Rabbim bizleri hakkı hak olarak görüp ona tabi olanlardan eylesin. Öfkenin aklı, kibrin nasihati, siyasi taassubun adaleti örtmesine izin vermesin. Müslümanları İslam düşmanlarının elinde birbirlerine karşı kullanılan araçlar haline gelmekten muhafaza etsin.

Rabbim hepimize feraset, basiret ve hikmet nasip etsin.

 

Nejdet Demirel

Selam ve dua ile

 

İslami Haber ”MİRAT” – YouTube

 

Recent Posts

  • Genel

TRT 1 Canlı Yayın İzleme Ekranı: Lyon – Fenerbahçe Maçı Nasıl İzlenir?

TRT 1 canlı yayın izleme ekranı ile Lyon - Fenerbahçe maçı şifresiz olarak izlenebilir. İşte…

3 dakika ago
  • Spor

UEFA Şampiyonlar Liginde lig aşamasının kuraları çekilecek

UEFA Şampiyonlar Liginde lig aşamasının kuraları çekilecek. Takımlar ve gruplar hakkında detaylar önümüzdeki günlerde belirlenecek.

23 dakika ago
  • Dünya

Türkiye’den Filistin ile Bankacılık Alanında İşbirliğini Güçlendirme Kararlılığı

Türkiye'den Filistin ile bankacılık alanında işbirliği hakkında son gelişmeler. Türkiye, Filistin ile bankacılık alanında işbirliğini…

24 dakika ago
  • Gündem

Suriye’de Yeni Dönem mi? Bölgede Taşlar Yeniden Diziliyor

Suriye’de Yeni Dönem mi? Bölgede Taşlar Yeniden Diziliyor Suriye’de yıllardır devam eden savaşın ardından ortaya…

36 dakika ago
  • Genel

Bingöl Üniversitesinin taşlık arazileri akıllı teknolojiyle meyve bahçesine dönüştürülüyor

Bingöl Üniversitesinin taşlık arazileri akıllı teknolojiyle meyve bahçesine dönüştürülüyor. Bu proje, tarımsal verimliliği artırmayı hedefliyor.

48 dakika ago
  • Dünya

İsrail basınına göre Netanyahu seçimleri kaybetmekten korkuyor

İsrail basınına göre Netanyahu seçimleri kaybetmekten korkuyor. Başbakan Netanyahu'nun seçim stratejileri üzerine analizler yapılmakta.

1 saat ago