
OLACAK İŞ DEĞİL! : DERNEKTE TABAK – KAŞIK BULUNMASI, KADIN VE ERKEKLERİN AYRI NAMAZ KILMALARI DERNEK KAPATILMASI İÇİN GEREKÇE GÖSTERİLDİ.
Ankara Valiliği’nin 9 Şubat 2026 tarihli skandal kararıyla mühürlenen dernekler, ibadet özgürlüğünü ve sivil toplumun en temel faaliyetlerini hedef alan açık bir baskı operasyonuna maruz kaldı. Akyurt Gençlik Kültür Merkezi Dayanışma Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, Nebevi Davet İlim Eğitim ve Yardımlaşma Derneği, Nasihat İlim ve Yardımlaşma Derneği gibi kuruluşların merkezleri, valilik tarafından fiilen “lokal işletmeciliği” suçlamasıyla kapatıldı. Gerekçe? Girişte ayakkabılık olması, zeminin halıyla kaplı olması, odada paravan bulunup erkek-kadın ayrı namaz kılınması, mutfakta çay ocağı ve fırın olması, tabak-kaşık-bardak bulunması ve abdesthane-tuvalet alanı olması!
Bu liste, Türkiye’deki neredeyse her cami derneğinin, kültür merkezinin, İslami vakıf şubesinin ve yardım derneğinin standart donanımını tarif ediyor. Ramazan ayı kapıya dayanmışken, iftar sofraları kurmak, Kur’an dersleri vermek, yardımlaşma faaliyetleri yürütmek için kullanılan mekanlar, “izin belgesi yok” denilerek mühürleniyor. Bu, trajikomik olmanın ötesinde, açıkça art niyetli ve inanç temelli bir ayrımcılıktır.
Dernekler Kanunu’nun 26. ve 32. maddeleri bahane gösterilerek yapılan bu uygulama, derneklerin tüzük amaçları doğrultusunda yürüttüğü dini, kültürel ve sosyal faaliyetleri “ticari lokal işletmeciliği” diye yaftalıyor. Halbuki bu mekanlarda satılan tek şey yok; verilen tek şey ise iman, kardeşlik, ilim ve yardım. Namaz kılmak, abdest almak, çay içip sohbet etmek, Ramazan’da iftar vermek “lokal açma izni” gerektiren bir ticari faaliyet midir? Bu mantıkla yarın herhangi bir cami derneğinin çay ocağına, abdest musluğuna, halısına, ayakkabılık rafına bile el koyulabilir.
Kararın zamanlaması da tesadüf değil: Tam Ramazan öncesi, tam da bu derneklerin en yoğun ve en hayırlı faaliyetlerini yürüteceği dönemde vuruluyor. Bu, 28 Şubat’ın ruhunu hortlatmaya çalışan, inanç özgürlüğünü ve örgütlenme hakkını sistematik olarak boğan bir zihniyetin ürünüdür. HÜDA PAR ve birçok sivil toplum kuruluşunun da işaret ettiği gibi, bu karar din özgürlüğüne, anayasal haklara ve kamu vicdanına ağır bir darbedir.
Dernekler haklı olarak süreci yargıya taşıyacaklarını açıkladı. Ancak asıl soru şu: Bu rezalet kararın sorumluları ne zaman hesap verecek? Ankara Valiliği, İçişleri Bakanlığı ve bu uygulamayı onaylayanlar, milletin inancıyla, ibadetiyle, yardımlaşmasıyla alay eden bu saçma sapan gerekçeleri ne zaman geri çekecek?
Bu kapatma, bir dernek mühürlemesinden çok daha fazlasıdır: Türkiye’de inançlı insanların örgütlenmesine, dini eğitim ve yardımlaşma faaliyetlerine karşı yürütülen açık bir sindirme politikasıdır. Ramazan ayında iftar sofrası kurmak suçsa, abdest alıp namaz kılmak “lokal işletmek”se, o zaman bu ülkede vicdan, özgürlük ve adalet kalmamış demektir.
Yetmez mi? Bu rezaleti derhal geri çekin! Dernekleri açın, özür dileyin ve milletin inancına saygı gösterin!