
Çocukla ilgili davranış sorunlarının, genetik durumlar dışında kalan önemli bir bölümünün ebeveynlerin yetiştirme tarzıyla ilişkili olduğunu, bunların düzelmesinin de yine ebeveyn eğitimiyle mümkün olabileceğini düşünüyorum.
Çünkü çocuk yetiştirmek sadece çocuğa ne yapacağını öğretmekten ibaret değil. Çocuk, anne babasının davranışlarını, olaylar karşısındaki tepkilerini, doğruya ve yanlışa yüklediği anlamı da öğreniyor.
Bu hafta önüme iki video düştü. Toplumun büyük bir kesiminin gülüp geçtiği bu videolar, bu konuda daha çok yol almamız gerektiğini bana bir kez daha düşündürdü.
İlk videoda bir çocuk sınıfın klima kumandasını saklamış. Sıcaktan bunalan arkadaşlarına da kâğıttan yelpaze yapıp satıyor. Annesi çocuğu videoya almış, sözüm ona uyararak ama kahkahalarla paylaşıyor. Belli ki çocuğunun zekâsından çok memnun. Yorumlara baktığınızda da çoğunlukla aynı şeyleri görüyorsunuz:
“İyi esnaf olacak.”
“Ticari zekâsı çok yüksek.”
“Maşallah paşanın zekâsına…”
Çocuğun yaptığı şeyde bir zekâ ve pratiklik olduğu açık. Ama zekâdan daha önemli olan, onu nereye ve ne için kullandığı.
Ne zamandan beri kul hakkına girmek ticari zekâ oldu?
Sınıfa ait bir eşyayı saklamak, arkadaşlarını zor durumda bırakmak ve bundan para kazanmak ne zamandan beri ticaret ya da girişimcilik diye alkışlanıyor?
Çocuk yanlış bir davranışta bulunmuş olabilir. Asıl düşündürücü olan, yetişkinlerin o davranışa verdiği anlam.
Çünkü çocuk sadece yaptığı davranışı öğrenmiyor. Yaptığı davranışın değerini de bizden öğreniyor.
Yanlış bir davranışı alkışladığınızda çocuk, yaptığı şeyin yanlış olduğunu değil, başarılı olduğunu öğreniyor. Kendi çıkarı için başkasının hakkını gözetmemeyi bir beceri olarak görmeye başlayabiliyor.
İkinci videoda da yine çocuğunu kahkahalarla kameraya alan bir anne var. Dört yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim, süper kahraman kostümlü bir çocuk perdeye tırmanmaya çalışıyor. Ağırlığı fazla olduğu için perdeyle birlikte yere düşüyor. Anne çekmeye devam ediyor.
Çocuk da annesine dönüp:
“Niye izin verdin, mal mısın?” diyor.
Anne gülmeye devam ediyor.
Yorumlar ise çocuğu kınayanlarla dolu. Çocuğun ne terbiyesizliği kalmış ne canavarlığı…
Oysa sorun çocukta mı, düşünmek gerek.
Dört yaşındaki bir çocuğun kullandığı kelimenin bütün anlamını ve ağırlığını bir yetişkin gibi kavramasını bekleyemeyiz. Çocuklar bazen kelimeleri değil, kelimelerin kullanılış biçimini öğreniyor.
Ben de oğlumdan zaman zaman duyduğu bir küfürle ilgili “Anne bu ne demek, neden kötü?” sorusuyla karşılaşıyorum. Gerçekten anlamını bilmiyor. Sadece kavga sırasında, öfkelendiğinde birilerinin bu kelimeyi kullandığını görüyor ve onun kötü bir söz olduğunu anlıyor.
Çocuk böyle böyle öğreniyor.
Evde anne babaya nasıl konuşulduğunu görüyor. Yanlışa nasıl tepki verildiğini görüyor. Birinin hakkına girildiğinde gülünüyor mu, yoksa durulup anlatılıyor mu, onu görüyor.
İki videoda da çocukların yaptığı şeyden daha fazla düşündüren, yetişkinlerin verdiği tepki aslında. Çünkü çocuk yalnızca davranışı değil, o davranışın nasıl karşılanacağını da öğreniyor.
Ailesinde yanlışı alkışlanan çocuk, yanlışı başarı zannedebiliyor. Saygısızlığın normal olduğu bir evde büyüyen çocuk, saygısızlığı hayatın doğal dili sanabiliyor.
Elbette her davranışın sebebi aile değildir. Ama aile, çocuğun doğru ile yanlışı ilk defa anlamlandırdığı yerdir.
Çocuğun fıtratında bulunan iyilik ve doğruluk duygusunun nasıl şekilleneceğinde de ailenin büyük bir payı var. Ve aileler de birleşerek toplumu oluşturuyor.
Bir toplumda yanlış davranışlar çoğaldığında sadece o yanlışı yapanlar etkilenmiyor. Yanlışla karşılaşan iyi insanlar da zamanla yoruluyor.
“Biz böyle davranıyoruz da ne oluyor?”
“Bunlar iyilikten anlamıyor.”
“Bir biz mi iyi kalacağız?”
İnsan bir süre sonra kendisine yapılan haksızlığa yine haksızlıkla karşılık vermeye başlayabiliyor. Karşısındaki saygısızsa o da saygısını kaybediyor. Karşısındaki hakkını gözetmiyorsa o da “Ben neden gözeteyim?” demeye başlıyor.
Böylece ahlaksızlık sadece yapan kişide kalmıyor. Karşısındakini de kendine benzetiyor.
İşte burada din eğitiminin gücü ve içselleştirilmiş bir inancın insana ne kattığı ortaya çıkıyor.
Çünkü Müslümanın ölçüsü karşısındaki insan değil, Allah’ın rızasıdır.
Karşısındaki haksızlık yaptığında o da haksızlıkla karşılık vermiyor. Karşısındaki saygısını kaybettiğinde o da saygısını kaybetmiyor. Çünkü “O bana bunu yaptı.” demek, kişinin kendi yaptığının sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor.
“Ben doğru olayım, Allah biliyor.” diyor.
Çocuğun bunu anlayabilmesi için din eğitiminin sadece doğru ve yanlışı anlatması yetmiyor. Bu ölçünün çocuğun dünyasında yer etmesi, zamanla davranışlarına yön veren bir inanca dönüşmesi gerekiyor. Aksi hâlde çocuk, doğru davranmayı karşılığında göreceği muameleye göre değerlendirebiliyor.
İşte din eğitiminin içselleştirilmesi burada önem kazanıyor. Çocuk, iyiliği kendisine de iyilik yapılacağı için değil; iyiliğin Allah katında değerli olduğunu bildiği için seçmeyi öğreniyor.
Çocuk, aile, toplum derken dönüp dolaşıp yine aynı yere geliyorum: İnsan önce kendinden sorumlu.
Toplumda yanlış yetiştirilen çocuklar da olacak, yanlış davranışlar da. Bunlarla karşılaştığımızda elimizden geldiğince müdahale edeceğiz. Bir öğretmen olarak, bir ebeveyn olarak, bir komşu olarak… Yanlışı gördüğümüzde sessiz kalmamaya çalışacağız.
Ama bazen de gücümüz yetmeyecek. Her aileye ulaşamayacağız, her çocuğa dokunamayacağız. İşte tam da burada insanın içi yoruluyor. “Ben uğraşıyorum ama ne değişiyor?” diye düşünmeye başlıyor.
Ben yine de bu yazıları biraz da bunun için yazıyorum. Bir şeyleri değiştirebileceğime inandığım için değil, elimden geleni yapmam gerektiğine inandığım için.
Çünkü sonunda insan, başkasının ne yaptığından önce kendi yaptığından sorumlu.
ATATÜRK’ÜN “KUYU” VE “KOMİTACILIK” RÜYASI: WEBER, FREUD VE JUNG PERSPEKTİFİNDEN BİLİMSEL BİR TAHLİL Mustafa Kemal…
Ahmed Şara’dan Trump’a Dikkat Çeken Golan Tepeleri Çıkışı: "New Jersey’i Verin" Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara,…
ORTADOĞU KARIŞIK… HEM DE ÇOK KARIŞIK! Bu savaş sarmalında kimin eli kimin cebinde belli değil……
FURKAN SURESİ 43. AYET BAĞLAMINDA HEVA VE SİYASAL MEŞRUİYET Kur’an-ı Kerim’in evrensel hitabı, yalnızca ilahi…
Katar Emiri’nden Gazze uyarısı: “Zorla yerinden etmeye ‘göç’ diyorlar” Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed…
MÜRŞİD OLAN KUR’AN’IN KAYNAĞI AÇISINDAN ÖZELLİKLERİ Kur’an da canlı bir mürşidtir ve genelde insanları, özelde…