Makale

“BUNLAR ‘BİZDEN’SE, BEN O ‘BİZ’DEN DEĞİLİM!”

“BUNLAR ‘BİZDEN’SE, BEN O ‘BİZ’DEN DEĞİLİM!”

Bu söz aslında Rachel Corrie’ye aittir. O, İsrail soyundan gelen bir Amerikalıydı.

“Yerli ve millî” imiş… Geçin bunları! Yanlış yanlıştır; yerli de olsa, millî de olsa… Biz söze değil, işe bakarız. Doğruya destek verir, yanlışa karşı çıkarız. Nefsimizin, benliğimizin, heva ve heveslerimizin, zanlarımızın birçoğundan Allah’a sığınırız. Biliriz ki nefsimiz, içimizdeki o BEN’cil şey, potansiyel olarak şeytana meyyaldir.

Bugün içi dışına çıkmış bir dünyada yaşıyoruz. Şabat ne kadar millî? Tağutlara karşı çıkmak ne kadar doğru? Önce bunlara bakmak gerek. Millî Piyango ne kadar meşru? Millî Eğitimin bazı kuralları ne kadar meşru?

İtiraf edelim: “İnnî küntü mine’z-zâlimîn.” Evet, biz cahillerden ve zalimlerden olduk. Allah (cc), zalim ve cahil bir topluluğa yardım etmez; onlara hidayet de nasip etmez. Biz kendimizi değiştirmedikçe Allah’ın (cc) yardımı bize ulaşmayacaktır.

Siyaset, bürokrasi, cemaatler, sermaye, akademi, medya ve STK’lar topyekûn iflas ettik! İflas eden yalnızca fon, borsa ve bankacılık sistemi ya da çeşitli sektörler değil… Yaşadığımız bu “sosyal deprem” ve “ahlaki kriz”, beklenen İstanbul depreminden daha yıkıcı oldu. Sorun din değil; dindar geçinen birçok kişi ve topluluk, cemaat yapıları ve grupların çoğu bu krizin altında kaldı. İslam ülkelerinde Müslümanlara duyulan güven dibe vururken Gazze örneğinde, İslam’ın hakikatiyle yüzleşen vicdan sahibi insanlar her dinden, ideolojiden, dilden ve renkten insanlar ihtida ediyor, bizdeki irtidada inat.

Müslüman ülkelerin yönetici elitlerinin ahlaki zaafları, paraya, makama ve şehvete bağımlılıkları; İslamofobiden daha yıkıcı ve acıtıcı oldu.

Bu yolsuzluklara bulaşmış kim varsa, itiraf edip haksız şekilde elde ettiği malı, makamı, parayı, diplomayı, o her neyse iade etmedikçe ve helallik dilemedikçe onlardan uzak durun. Aksi hâlde Allah’ın gazabı, bu dünyada da ahirette de onların yakasını bırakmayacaktır.

Şimdi hep birlikte şu ayet meallerini bir kez daha okuyalım: (Bakara 258): ”Allah, kendisine hükümdarlık verdi diye (şımarıp böbürlenerek) Rabbi hakkında İbrahim ile tartışanı görmedin mi? (…) Zaten Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Âl-i İmrân 86): “… Allah, zalim toplumu doğru yola iletmez”. (Kasas 50): “… Allah’tan bir yol gösterici olmaksızın kendi hevesine uyandan daha sapık kim olabilir! Elbette Allah zalim kavmi doğru yola iletmez”. (Ahkâf 10): “… Hiç şüphesiz Allah, öyle zâlim bir toplumu doğru yola erdirmez”. (Tevbe 109): “… Allah böyle zâlimler topluluğunu doğru yola erdirmez”. (Mâide 51): “… Şüphesiz Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez”. (Cuma 5): “… Allah zalim toplumu doğru yola iletmez”. (Nisâ 168-169): “Şüphesiz inkâr eden ve zulmedenleri Allah ne bağışlayacak ne de onlara bir yol gösterecektir. Onlara ancak içinde ebedî kalacakları cehennem yolunu gösterecektir.” (Saf 7): “Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? Oysa o, İslâm’a davet ediliyor. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.”

Zulüm varsa mazlum, mazlum varsa zalim de vardır. Zalim bir kişi, bir topluluk, hatta halkın büyük çoğunluğu olabilir. “Zulüm, adaletin yokluğudur” aynı zamanda. Rüşvet alanlar, torpil yapanlar, ihaleye fesat karıştıranlar, borsada hile yapanlar, hileli işlemlere zemin hazırlayanlar ve tüyo verenler de bu zalimler topluluğuna dahildir.

Evet, bunlar bizden olanlar arasında da ötekiler arasında da var. Sayısal ya da oransal bakımdan aramızda pek fark kalmamış gibi görünüyor. Eğer bunlar hâlâ “bizden” sayılıyorsa ben o “bizden” olanlardan değilim. Onlarla birlikte olmaktan, onlara meyletmekten Allah’a (cc) sığınırım. Onlara yakın duranlar ve herhangi bir sebeple onları aklamaya çalışanlar da haksızlıklar karşısında susanlardan daha kötü durumdadır. Sonuçta zalimleri yakacak ateş, onlara destek verenlere ve yaptıkları haksızlıkları bildikleri hâlde sessiz kalanlara da dokunacaktır. Allah, beni, ailemi, kardeşlerimi ve bütün mazlumları onların şerrinden korusun. Bu kıyamet fitnesinde uzak duranlara Allah (cc) rahmet etsin.

Birileri madem bu haltı yiyor, bari Müslümanlık taslamasaydı! Başlarında başörtüsü, yüzlerinde sakal; şatafatlı hac ve umre görselleri, iftar sofrası paylaşımları… Bütün bunlarla Müslümanlara duyulan güveni de yok ettiler. Ne doymaz, ne azgın iştahları varmış! “İki vadi dolusu mal ve para verseniz üçüncüsünü de isteyecek” kadar dünyaya bağlanmışlar. Onların elleri kurusun!

Birileri arsızlıkta “40 kişiye bir pul, bir kişiye 40 pul” sınırını da aştı. İşler öyle bir hâle geldi ki merkezî hükümette, yerel yönetimlerde, hatta özel sektörde bile durum, “Selam verdim, rüşvet değildür deyu almadılar” seviyesine geldi. Bakın, bir hırsız bağdan bir salkım üzüm çalarmış; rüşvet alan ise bir sepet üzüm için bir bağı satarmış. İlahi bir emir olan ehliyet ve liyakat, istişare ve şura ilkeleri ortadayken iman eden biri, adil şahitlik görevini bırakıp nasıl torpil yapabilir, sahte diploma üretebilir? Allah’ın (cc) kendisini gördüğünü hiç düşünmez mi? Allah’a (cc) ve ahiret gününe iman eden biri bunu nasıl yapabilir? Bu haksızlıkları gözetmekle görevli olanlar, olup bitenler karşısında nasıl sessiz kalabilir, nasıl “dilsiz şeytan”a dönüşebilir?

“Ya Rab, bize hakkı hak, batılı batıl göster; hakta toplanmayı nasip et! Bizi, ıslah edicilermiş gibi görünüp bozgunculuk yapanların şerrinden koru! Bizi nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanların yoluna değil.”

Kamuoyu araştırmalarının ve istatistik kuruluşlarının sonuçlarını, oda seçimlerini ve genel seçimlerde halkın oyunu kendi arzularına göre dönüştürmeye çalışanların; insanların algılarını heva ve heveslerine göre yönlendirmeye uğraşan trollerin fitnesinden bizleri koru! Adil şahitlik görevini, ölçüyü ve tartıyı doğru tutma, mizanı koruma emrini görmezden gelen kişi ve çevrelerin şerrinden bizleri muhafaza eyle!

Birilerine duyduğunuz vefa, “Kālû belâ”da verdiğiniz söze ve “İman ettik” derken Allah’a ve Resulü’ne verdiğiniz söze sadakate aykırı olmasın. Din ve devlet büyüklerinizi, Allah’tan (cc) başka hiç kimseyi ilah ve rab edinmeyin. Bilmediğimiz bir şey hakkında hüküm vermeyelim. Yaşadığımız zamana, mekâna, kişilere ve olaylara karşı adil şahitlikten ayrılmayalım. Sakın kafanızı kimseye kiraya vermeyin. Birilerinin sözlerine kulak verirken bakın bakalım, o sözlerin sahiplerinin ayakları nereye gidiyor.

Sakın hac ve umreye gidip cuma namazı kıldıktan, sonra da “Tövbe ettim” dedikten sonra aklanacağınızı zannetmeyin. Dikkat edelim: Şeytan bizi Allah’la aldatmasın!

CHP, Yeni Parti derken Kemalist solun hâli malum. Milliyetçiler de kaç parçaya bölündü, ortada. Son olaylardan sonra dağılan aileler, fuhuş, yolsuzluk, uyuşturucu, kumar ve fon-forex krizinin ardından AK Parti tabanında ciddi bir özeleştiri söz konusu olsa da tepe yönetiminde ve icraatta bunun sonuçları henüz tam olarak görülmüyor.

Parti içi özeleştiriye örnek olarak şu yakınmalar artık istisna değil: “Sahadan edinilen veriler ve derinlemesine görüşmeler, AK Parti tabanında belirgin bir sosyolojik kırılmaya işaret ediyor. Bir tarafta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderlik karizmasını ve siyasal sermayesini kendi bireysel konumlanması için kullanan ‘bürokratik ve pragmatik çevreler’ var. Diğer tarafta ise partinin kurumsal kimliğini ve ideolojik iddiasını fedakârca sahiplenen, karşılık beklemeden sahada emek veren ‘reaksiyonel ve hesapsız taban’ bulunuyor. Tabanın en büyük rahatsızlığı, çekilen siyasi ve toplumsal bedellerin bu ‘gölge sermayedarlar’ tarafından heba edildiği algısı. AK Parti’nin gelecekteki seçmen konsolidasyonu, bu iki yapı arasındaki makası ne kadar kapatacağıyla doğrudan orantılı olacaktır.”

Bu eleştiriler, aslında diğer partiler için de büyük ölçüde geçerli.

Akif, “Tükürün” isimli şiirinde ne diyordu?

“Tükürün milleti alçakça vuran darbelere!
Tükürün onlara alkış dağıtan kahpelere!”

Allah ona da bizlere de rahmet etsin. Abdurrahim Karakoç’un “Şeytan Taşlaması” şiirindeki “Biz Ne Bilek” bölümü, “büyüklerin” —iktidar sahiplerinin, rüşvetçilerin, yalancıların— işlerinin ne kadar pis olduğunu ironiyle anlatır. Şiir dünün hikâyesini anlatıyor gibi görünse de bugün bu hastalık maalesef her yere metastaz yaptı.

Yalan dolan ile devran sürmeyi
Biz ne bilek beyim, büyükler bilir.
Milletin başına çorap örmeyi
Biz ne bilek beyim, büyükler bilir.

Rüşvet vermek, rüşvet almak nasıl şey
Hazineden para çalmak nasıl şey
Terlemeden zengin olmak nasıl şey
Biz ne bilek beyim, büyükler bilir.

Erken palazlanıp erken ötmeyi
Değirmenler kurup baş öğütmeyi
Hele meydan meydan adam gütmeyi
Biz ne bilek beyim, büyükler bilir.

Anlamayız kopya nedir, asıl ne
Perde, sahne, solo, koro, fasıl ne
Üçkağıtta erkân nedir, usul ne
Biz ne bilek beyim, büyükler bilir.

Viski, votka çekip keyif çatmayı
Dansöz kucağında stres atmayı
Milleti bölmeyi, vatan satmayı
Biz ne bilek beyim, büyükler bilir.

Kaç tür hokkabazlık, kâhinlik varsa
Kaç şeytanlık varsa, kaç cinlik varsa
Dünyada ne hile, ne hinlik varsa
Biz ne bilek beyim, büyükler bilir.

Namussuzluk yapın derler… Yaparız
El uzatır öpün derler… Öperiz
Put gösterir tapın derler… Taparız
Biz ne bilek beyim, büyükler bilir.

Seyrettikçe ana-baba filmini
Hissederiz baskısını, zulmünü
Lisansüstü maskaralık ilmini
Biz ne bilek beyim, büyükler bilir.

Âdettir gerekmez mâluma ilâm
Taklide günaydın, asıla selâm
Ne ki hınzırlık var hâsılıkelâm
Biz ne bilek beyim, büyükler bilir.

Dışarıdan gelip aranıza karışanlara dikkat edin. İlk günlerde sizinle birlikte olup daha sonra kenara itilenler kimler? Bu işler niçin böyle oldu? Bir araştırın bakalım…

Hazine yardımının eski borçlarına mahsup edilmesi nedeniyle yatırım yapmak şöyle dursun, cari giderlerini karşılamakta bile zorlanan; geçmiş hesaplarının ortaya çıkması hâlinde zorda kalacağını düşünen kişilerin size katılması ne onlara ne de size itibar kazandırır. Bu işler şaibeyi artırmaktan başka işe yaramaz. Günü kurtarmaya yönelik geçici, kolay ve kulağa hoş gelen çözümler, yarın çok daha büyük sorunların kapısını aralayacaktır. Bugün gelenler, yarın giderken getirdiklerinden daha fazlasını da götürebilir. İçeride kalanların maddi ve manevi yükü ise her geçen gün biraz daha artar.

Haksızlıklar karşısında susanlardan olmayalım. Alametifarikalarımızı kaybetmeyelim. Zulme razı olmayalım, zalimlere boyun eğmeyelim. Allah’a ve ahiret gününe iman edenler için Allah yeter! Hasbunallah! Bugünlük de bu kadar…

Selam ve dua ile.

Abdurrahman Dilipak

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Recent Posts

  • Gündem

Zaferini, Annesinin Ayağını Öperek Kutluyor

Dünyaca Ünlü Kafes Dövüşçüsü, Zaferini, Annesinin Ayağını Öperek Kutluyor Ringlerin azılı ve disiplinli savaşçısı Muhammed…

8 saat ago
  • Genel

CUMHURİYET, İSLAM’IN ONAYLADIĞI BİR YAPIDIR AMA İÇİNİN İSLAM’LA DOLDURULMASI ŞARTIYLA

CUMHURİYET, İSLAM'IN ONAYLADIĞI BİR YAPIDIR AMA İÇİNİN İSLAM'LA DOLDURULMASI ŞARTIYLA  - Cumhuriyet döneminde radikal devrimler…

8 saat ago
  • Genel

Mustafa Sarıgül Hakkında Yeni İstismar İddiaları

Mustafa Sarıgül, Hakkında Yeni İstismar İddiaları: Dört Eski Lise Öğrencisi Gündemde Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül…

9 saat ago
  • Genel

Hizbullah Hücreleri Tarafından, Suriye Hükümetine Saldırı Hazırlığı

Güney Suriye’de, Hükümete Karşı Saldırı Hazırlığı Suriye istihbaratının, Hizbullah hücreleri, Iraklı milisler ve eski rejim…

11 saat ago
  • Genel

Afganistan Heyeti ile Göç İdaresi Başkanlığı Arasında Görüşme

Afganistan Heyeti ile Göç İdaresi Başkanlığı Arasında Önemli Göç Görüşmesi Afganistan İslam Emirliği heyeti, Türkiye…

11 saat ago
  • Genel

KRAL’IN ARAPÇASI

KRAL’IN ARAPÇASI Umman Sultanı Heysem bin Târık ve beraberindeki resmî heyet, geçtiğimiz hafta 19-22 Ekim…

11 saat ago