
CAHİLİYEDE PUTUN ANLAMI
Arap müşrikleri Allah’ın varlığına inanıyorlardı, hatta Allah’ın bir ve tek olduğu konusunda da belli belirsiz düşünceleri yok değildi, hemen hemen her önemli cümle kurduklarında “Allah adına” yemin ederlerdi: Allah’a andolsun, vallahi, tallahi” vs.
Şu veya bu nesneden put ve heykel imal edip onlara tapınmalarının biri itikadi/teorik, diğeri ameli sosyo politik sebepleri vardı. Onların batıl telakkilerine göre kutsal güç olan tanrı yeryüzünden çekilmiş, insanlarla, insanların işleriyle ilgilenmiyor, kendileri onunla temas kuramıyor, dilek ve şikayetlerini ona iletemiyorlardı.
Tanrı’nın olmadığı bir hayat anlamsızdır, Tanrı var ama ona ulaşılamaz, bir şekilde O’nunla irtibat halinde olmalı, yoksa insanın şikayet ve dilekleri havada kalacak, yüce bir güce dua etmesinin anlamı kalmayacaktı.
Arap cahiliye şirkinin bugün avala ile vala ile dile getirilen deizme, o günkü müşriklerin bugünkü deistlere benzerlikleri hiç şaşırtıcı değildir, dahası müşrikler bugünkü deistler gibi Allah’ın yaratıcı sıfatını da kabul ediyorlardı, tabii iki gökleri ve yeri yaratan Allah’tır. Ama O’nun elçiler gönderdiği, kitaplar indirdiği kabul edilemez.
“Andolsun, onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı kim emre amade kıldı?” diye soracak olursan, şüphesiz: “Allah” diyecekler. Şu halde nasıl oluyor da çevriliyorlar?” (29/Ankebut, 61.)
Allah yaratıcıydı ama insanların dünya işlerini düzenlemek maksadıyla bir elçi göndermezdi, buna lüzum da yoktu. Tabii hasletleri dolayısıyla bazı insanlar diğerlerine üstündür, asalet/soy, kabile mal-mülk, servet, taraftar sayısı bunu gerektirir (tekasür).
Kur’an-ı Kerim, vahyi, elçiyi ve kitabı kabullenmeyen müşriklerin şanı yüce Allah’ı gerektiği gibi-layık-ı vech ile takdir etmediklerini belirtir. (6/En’am, 91.)
Elini eteğini dünyadan, yarattığı varlıktan ve insanlar arası ilişkilerden çekmişse de, yine de O’nunla bir yolunu bulup irtibat kurmak mümkün ve gerekliydi.
İşte putlar bir irtibatı kuran varlıklardır.
Batıl iitikatlarına göre putlar kendileri ile Allah arasında aracı varlıklar rolünü oynuyordu, kendilerinin doğrudan Allah’a ulaşmaları mümkün değildi, bu düşünce ile putlara, heykellere saygı gösteriyor, onlara kurbanlar adıyor, etraflarında tavaf ediyorlardı.
Ebu Cehil, Ebu Leheb, Ebu Süfyan, Velid bin Muğire ve bu zümre içinde yer alan Mekke aristokratları kendi imal ettikleri taştan, tahtadan, demirden putların hiçbir güce sahip olmadıklarının farkındaydı, insanın en trajik komik ameli kendi ürettiği nesneye kutsallık-uluhiyet atfedip ona tapınmasıydı, Hz. Ömer’in ironik ifadesiyle, cahiliye insanı helvadan put yapar ona tapınır, acıktığı zaman da yaptığı putu yerdi.
Aristokrat zümre tabii ki bu komik duruma düşecek kadar aptal değildi. Fakat putun merkezde yer aldığı şirk düzeninin devamı için bu gerekliydi.
Mekke’de putu olan sistemden pay alırdı, put sosyo politik ve ekonomik düzenden pay almanın referansıydı, bu açıdan sembolik anlamı önemliydi. Putu olmayanın dini de yoktu, sistemden pay almak gibi bir hakkı da düşünülemezdi, mesela Bilal-i Habeş’i herhangi bir puta tapmazdı, çünkü putu yoktu, putu olmadığından sistem içinde yeri yoktu, o sadece bir köleydi, eğer bir puta saygı gösterecekse, o ancak efendisinin putu olabilirdi.
İslamiyet ise tevhid inancını getirerek, bütün insanların Adem ve Havva’dan gelme olduklarını, sistemden hak ettikleri kadarını almaları gerektiğini söylüyordu. Ebu Cehil’i İslam’a karşı düşmanlığa sevkedern sebeplerden biri buydu. Diyordu ki, Muhammed’in getirdiği Kur’an beni cehenneme gönderiyor, ben ise efendiyim; kölemi ise cennete göndermiş. Bu nasıl olabilir, siyahi köle ile ben eşit olablir miyiz?” diye söyleniyordu
Daha ilginci, Hz. Muhammet (s.a.), Allah’ın elçisi olarak insanları tevhide ve Münzel Şeriat’e itaat etmeye davet ettiği için yerini yurdunu terketmek dahil her türden kötü muameleye maruz kalmışken, 1/3 kuvvet üstünlüğüne sahip müşrik ordu içindeki Ebu Cehil, Bedir Günü Allah’tan, Allah’ın elçisinin mağlup olması için dua ediyordu:
Ebu Cehil’in de Bedir günü şöyle niyazda bulunduğu söylenir: “Allah’ım! O (Muhammed) akrabalık bağlarını kopardı; bize bilinmedik şeylerle geldi. Bugün ona boyun eğdir.” (Bkz. 4/Nisa, 1.) Allah’a ortak koşan biri, Allah’tan başka ilah olmadığını savunanlara karşı Allah’tan yardım talep ediyordu.
Ne kadar ilginç değil mi?
Peki, dün ile bugün arasında çok mu şey değişti? Hayır!
Dünün müşrikine bugün deist denir. Nice insan Allah’ın muradına aykırı Allah’tan yardım talep etmekte, nice toplumlar sembolik anlam yükledikleri putlara perestiş etmektedirler.
Ali Bulaç
MİRATHABER.COM -YOUTUBE-
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov: “Körfez’deki savaş, Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrolün kontrolü için çıkarıldı. Rusya…
Tahran’da Sürpriz Slogan: Cuma Namazında "Yaşasın Türkiye" Sesleri TAHRAN – İran’ın başkenti Tahran’da her…
KANATLANAN ULAKLAR: POSTA GÜVERCİNLERİ Yüksek veri aktarım hızına sahip 5G teknolojisi, ülkemizde 1 Nisan 2026…
Papa XIV. Leo’dan sert mesaj: “Dünya bir avuç zorba tarafından harap ediliyor” Katolik dünyasının ruhani…
‘‘YA DEĞİŞİM YA ÇÖKÜŞ!: YARIN DEĞİL! HEMEN ŞİMDİ!’’ CENAZE ORTA YERDE VE ARTIK HİÇBİRİMİZ MASUM…
SUSMA ORUCU: “YA HAYIR SÖYLE, YA DA SUS!” Öncelikle şu hususun altını kalın çizgilerle çizeyim:…