EDİTÖRDEN

Cami Medeniyeti ve Ayasofya Camii Kebiri

Geçen haftaki yazımızda Ayasofya’nın açılışı bağlamında demiştik ki: “İslâm medeniyetini namaz/cami merkezli olarak yeniden ihya ve inşa etme görev ve sorumluluğumuzu yerine getirmek için hep birlikte harekete geçme zamanıdır.”
Evet, 24 Temmuz Cuma günü Ayasofya’da kılınacak olan coşkulu Cuma namazı, diğer anlamlarının yanında, bu büyük görevi yerine getirmek için de bir işaret fişeği olmalıdır.
Zira, İslâm Medeniyeti bir anlamda “cami medeniyeti” olarak tanımlanabilir.
Peygamber Efendimiz (s.a) Medine’ye hicret buyurduklarında, ilk adım olarak Mescid-i Nebi’nin yerini belirlemiş ve Medine’de doğan İslâm Medeniyeti, mescid/cami merkezli olarak şekillenmişti. Mescid-i Nebi, İslâm toplumunun kalbi mesabesinde idi; namazlar beş vakit orada cemaatle kılınıyor, eğitim-öğretim orada (suffa) yapılıyor, cihada orada hazırlanılıyor, diplomatik görüşmeler, idari işler, istişare ve yardımlaşmalar orada gerçekleşiyor, bazen esirler bile mescidin direklerine bağlanıyordu…
O tarihten sonra camiler, Müslümanları toplayıp bir araya getiren, onların hayatını kuşatan odak mekânlar oldu. Müslüman şehirler cami merkezli olarak kuruldu ve şekillendi.

Atamız Fatih Sultan Mehmed de İstanbul’u fetheder etmez doğruca Ayasofya’ya gelip, burayı “camii kebir” ilan etti. Ayasofya’da ilk namazını kılarak İstanbul’u bir “İslâm şehri” ve Osmanlı İslâm Devleti’nin payitahtı yapmanın ilk adımını böylece atmış oldu.
Camiler “Allah’ın evi” olan Kâbe’nin şubeleridir.
Camiler yeryüzüne vurulan İslâm mührüdür.
Camiler, İslam’ın sembolüdür, imzasıdır; Müslümanların güvencesidir.
Camiler Allah’ın adının anılması için yapılan mekânlardır (Cin, 18).
İnsanlığın tarihi cami ile başlar; ibadet yeri olarak yeryüzünde yapılan ilk bina, Mekke’deki pek feyizli ve insanlar için hidayet rehberi olan Kâbe’dir (Âl-i İmran, 96).
İnsan, camilere yabancılaştıkça Rabbine, kendine ve topluma yabancılaşır. İnsan ancak Allah’ın evleri olan camilere sığınarak kendini bulur ve yeniden dirilir.
Bir insanın camide bulunması, Peygamberimizin (s.a) ifadesiyle, kişinin yakınının gurbetten eve dönmesi ile sevinmesi gibi Allah’ı hoşnut kılar (İbn Mâce, Mesâcid 19).

Günlük hayat insanları sürekli kendine ve birbirlerine yabancılaştırırken, “müminlerin sılası” olan camiler, onları günde beş defa bir araya getirir.
Bugün, her alanda yeniden bir diriliş ve öze dönüş çabası içinde olan Müslümanlar, modern dünyanın ifsad edici saldırıları karşısında, camileri yeniden bir sığınak, bir yaşam merkezi haline getirmeli; camileri tekrar hayatlarının odağına yerleştirmelidirler.

Her namazda okuduğumuz Fatiha, bize cemaat olmayı emreder: “Yalnız Sana kulluk ederiz ve yalnız Senden yardım isteriz” derken “ben” olmaktan çıkar, “biz” haline geliriz. İşte Fatiha’daki “biz”in içini doldurabilmemiz için biz hepimiz camide omuz omza vermeliyiz. Cami, “ben”in gittiği, “biz”in geldiği; bencilliğin bittiği, kardeşliğin dirildiği yerdir. Camide cemaat olmak, Fatiha’nın anlamını yaşamaktır. Modern dünyanın ırk, renk, milliyet, sınıf ayırımcılığı ile parçaladığı bilincimizi onardığımız yer camidir.
Dünya ve ahiret için neler istiyorsak, bunu camide dile getirmek bizim için sonsuz bir hazinedir. Bunun farkında olabilmek için şu kudsî hadisteki müjdeye kulak verelim:
“Benim dünyadaki evlerim mescidlerdir. Misafirlerim ise mescidleri (camileri) bina edip şenlendirenlerdir. Ne mutlu o kuluma ki evinde abdest alır da Beni evimde ziyarete gelir. Ev sahibinin de evine gelen misafirine ikram etmek borcu vardır.” (Buharî, Ezan 36)
Müslümanların güçlü ve tarihin öznesi oldukları dönemler, mescidin/caminin en canlı ve dinamik olduğu muhteşem zamanlardı; caminin fonksiyonlarının aşındığı çağlar ise, İslâm ümmetinin güçten düştüğü çağlar oldu.
İmdi, bize düşen, mescidleri-camileri yeniden hayatın kalbi ve sevgi odağı haline getirmektir.
Allah sevgisiyle cami inşa edenler, Allah sevgisi etrafında bir ümmet olmaya da karar verirlerse, işte o zaman Mescid-i Nebi, her mescitte hayat bulur…
Camilerin değerini ifade eden şu muhteşem âyete bakalım:
“Allah’ın mescitlerini (camileri) ancak Allah’a ve âhiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başka kimseden korkmayanlar imar eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır.” (Tevbe, 18) 
Allah’ın mescidlerini bütün bu boyutları ve fonksiyonları ile imar edersek, oradan ümmet olarak, yepyeni bir hayata doğacağız inşaallah. 

Abdullah YILDIZ

Recent Posts

  • Genel

Türk Askeri Suriye ve Irak’ta Kalacak

Bakan Güler: Sınır Güvenliği Sağlanana Kadar Türk Askeri Suriye ve Irak’ta Kalacak Milli Savunma Bakanı…

17 dakika ago
  • Gündem

Discover the Best Casino Gift Shops and Exclusive Merchandise

Discover the Best Casino Gift Shops and Exclusive Merchandise Casinos are more than just venues…

49 dakika ago
  • Gündem

Hamanei’nin Vasiyetnamesine İlişkin Açıklama!

İran Uzmanlar Meclisi Üyesi Mirzayi’den Hamanei’nin Vasiyetnamesine İlişkin Açıklama Yaptı! İran Uzmanlar Meclisi (Meclis-i Hubregan)…

2 saat ago
  • Genel

Çeçenistan’da Mejidov Öldürüldü

Çeçenistan’da Mejidov öldürüldü: Kadirov yönetiminin baskı sicili yeniden gündemde Çeçen muhalif kaynaklar, Turpal Ali Mejidov’un…

3 saat ago
  • Genel

ARNAVUTLUK’UN ATATÜRK’Ü (1)

ARNAVUTLUK’UN ATATÜRK’Ü (1) Ahmet Zogu (I. Zog), 1922 ile 1939 yılları arasında sırasıyla Başbakan, Cumhurbaşkanı…

3 saat ago
  • Genel

DÜZENLİ YAĞMURLAR VE BEREKETLİ ÜRÜNLER Mİ İSTİYORUZ?

DÜZENLİ YAĞMURLAR VE BEREKETLİ ÜRÜNLER Mİ İSTİYORUZ? Kuraklıktan şikâyet ediyor, sellere sebep olmaksızın barajlarımızı da…

4 saat ago