
İlk vahiy süreciyle beraber namazla emredilen Hz. Peygamber ve Müslümanlar, namazlarını hiçbir zaman aksatmamışlardır. Resulullah’ın beyanına göre namaz aynı zamanda bir arınma yoludur. Namazın günahlardan arınma yolu oluşunu Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle bir temsille açıklamıştır: “Hakkıyla eda edilen beş vakit namaz; sizden birinin evinin önünden akan nehir gibidir. Bu nehirde günde beş defa yıkansanız nasıl ki üzerinizde kir kalmazsa namaz da öyledir.”[1] Başka bir temsilde ise şu örneği vermiştir: “Müslüman, sadece Allah’ın rızasını umarak namazını hakkıyla eda edecek olursa, ağacın üzerinden (kuruyan) yapraklar nasıl dökülürse, onun da işlediği (küçük) günahlar da öyle dökülürler/af olurlar.”[2] Peygamber Efendimiz bu teşvikiyle, namazın günahlardan arınma yolu oluşunu vurgulamıştır. Unutulmasın ki kişinin ahirette hesaba çekileceği ilk amel de namazdır.[3]
Ahirette kişinin hesaba çekileceği ilk amelin namaz olacağını açıklayan Hz. Peygamber (s.a.v.)[4] büyük günün hesabına insanın çocukluk dönemiyle beraber hazırlık yapmasını istemiş ve ebeveynlere şu talimatı vermiştir. “Çocuklarınız yedi yaşına geldiklerinde onlara namazı emrediniz…”[5] Hatta bazı rivayetlerde çocukların sağlarını sollarından ayırt etmeyi kavradıkları anda namazla emredilecekleri belirtilmiştir.[6] Hz. Peygamber (s.a.v.), sabah namazlarında mescitte çocukların seslerini duyunca cemaate kıldırdığı namazlarını daha hafif tutmuştur.[7] Bu olay sahabe hanımlarının, çocuklarını alıştırmak için namaza getirdiklerini gösterir. Sahabenin âlimlerinden İbni Abbas, küçük çocukların ana-babaları tarafından sabah namazına kaldırılacaklarını, velev ki bir secde olsa bile yaptırılacaklarını söylemiştir.[8]
Erken yaşta Allah Teâlâ’ya secde etmeyi öğrenen çocuklar, ileri yaşlarda başkalarına secde etmekten ve tağutlara itaatten de kurtulurlar. Allah Teâlâ’ya secde etmekten imtina eden baş herkese eğilir. Tersi de doğrudur; Allah Teâlâ’ya secde eden başlar asla tağutların önünde eğilmezler ve maddi-manevi hiçbir puta saygı duymazlar. Peygamber Efendimiz, kızı Fatıma büyüyüp evlendikten sonra bile yakınlarında bulunan evlerine giderek onu ve eşi Hz. Ali’yi gece namazına uyandırmıştır.[9] Kızı Fatıma’ya; “Ey Fatıma! Secdeyi çok yap. Zira bir insan Allah Teâlâ’ya secde ettiği zaman, her bir secdesine mukabil Allah Teâlâ onun derecesini yükseltir.”[10] Buyurmuştur. Ayrıca bütün babalara Hz. Peygamber (s.a.v.) şu emri vermiştir: “Çocuklarınızın namazı devamlı kılmalarını sağlayın.”[11] Bu örnekler babaların, çocuklarına evlilik öncesi ve sonrası bile yakın ilgi göstermelerinin ve namaza teşvik etmelerinin gerekliliğine sünnetten delillerdir. Özellikle evlendikten sonra; “Ne yapalım, evlendi gitti. Namazına artık karışamayız.” anlayışı Müslümanca bir tutum değildir. Sünnete aykırı bir tarzıdır. Müslüman ebeveynler, evvela namaz kılmayan birine kız verilmeyeceğini ve namaz kılmayan birinin gelin alınmayacağının şuurunda olurlar. Musalli bir ana-baba, çocuklarının namazlarıyla ölene kadar ilgilenirler.
Önemine binaen çocuklar nasıl namazla erken dönemde emredilmişlerse, Hz. Peygamber vefatı yaklaştığında; nefes alıp vermekte zorlandığı son anında bir ara kendine gelip ümmetine şu nihai vasiyeti yapmıştır. “Namazlarınızı vaktinde kılarak itina gösterin, aksatmayın ve emriniz altında çalışan kişilerin hukuklarını koruyun; onlara haksızlık yapmayın.”[12] Hz. Peygamber(s.a.v.)’in bu son sözlerinin Müslümanların zihinlerinde canlılık bulması gerekirken, ülkemizde beş vakit namaz kılanların sayılarının düşüklüğü realitenin böyle olmadığını göstermektedir. Neticesine katlanmak kaydıyla herkes davranışlarında serbesttir ama unutmayalım ki namaz, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) ümmetine en son vasiyetidir. Kur’an-ı Kerim’in ve Hz. Peygamber’in bu kadar vurgulayıp önem atfettiği bu ibadetin Müslüman idareciler tarafından da hesaba katılması gerekir. İlk okuldan üniversiteye kadar tüm okul müfredatların uygulanması namazın edası üzerine bina edilmelidir. Mescitsiz okul olmamalıdır. Bu anlayış çerçevesinde anaokullarından üniversitelere kadar namaz teşvik edilerek güzel bir nesil yetiştirmenin yolları açılmalıdır. Çünkü namaz İslâm’ın şiarıdır. Namaz kılmaktan ve namaza teşvikten münafıklar ve kâfirler rahatsızlık duyarlar.
Gerek çocukların namazla emredilmeleri gerekse Peygamber Efendimizin namazın edası ile ilgili vasiyeti, namazı terk etmenin ağır yükümlülüğünü hatırlatmaktadır. Şu olay namazın önemini ortaya koymaktadır: “Adamın birisi gelmiş ve ‘İslâm’a girdikten sonra Allah katında en sevimli amel hangisidir?’ demiştir. Resulullah, o kişiye şu cevabı vermiştir: ‘Vaktinde kılınan namazdır. Kim ki bilerek namazı terk ederse onun dini yoktur, çünkü namaz dinin direğidir.’”[13] “Sahabe, Resulullah’tan böyle öğrendiği için, namazı terk etmenin dışında bir ameli terk etmeyi küfür olarak görmemişlerdir.”[14] Hz. Ömer de bu anlayışın bir yansıması biçiminde şöyle demiştir: “Namazı terk eden bir kişinin İslâm’dan (zerre kadar) nasibi yoktur.”[15] “Namazı hafife alan ve ona gereken değeri vermeyen İslâm’ı da hafife alıyor ve değer vermiyor demektir. Bir insanın İslâm’dan nasibi, namazdan aldığı nasip kadardır. İslâm’a olan rağbeti de namaza olan rağbeti kadardır.”[16] Sözü de yine Hz. Ömer’e aittir. Sahabeden Hz. Ömer, Hz. Abdurrahman b. Avf, Hz. Muaz b. Cebel, Hz. Ebu Hureyre vb. farz olan bir vakit namazı zamanında bilerek kılmayan kâfirdir; mürteddir sonucuna varmışlardır.[17] Rivayetlerin kaynakları sağlamdır. Dileyenler bakabilirler. Bu ve benzeri rivayetler aslında ağır değildirler. Kur’an’daki yüze yakın ayetin tefsirleridirler. Fakat namazı devamlı veya hiç kılmayan zevat, bu rivayetleri aşırı bularak nakleden kişilerle polemiğe girmektedirler. Bu hadisleri nakledenleri tekfircilikle suçlamaktadırlar. Bu polemiklerinin temelinde empati ve korku vardır. Namaz kılmaya başlamak yerine hadislerle polemiğe girmek her şeyden önce Müslümanca bir tavır değildir. Bu hadisler rivayet edilmese bile ilahi hükümden kurtulmak mümkün değildir. Nebevi ifadede namaz; kişi ile küfür arasındaki perdedir. Namazı terk eden perdeyi kaldırmış olur.[18]
“Vaktinde kılınan namazın, ana-babaya en güzel ve nezaketlice davranmanın ve Allah yolunda cihad etmenin en faziletli amel” olduğunu belirten Peygamberimiz,[19] “Namaz, cennetin anahtarıdır.” müjdesini vermiştir.[20] Bu bağlamda Resulullah’ın şu hadisi çok önemlidir: “Allah Teâlâ, beş vakit namazı Müslümanlara farz kılmıştır. Kim bu namazları hiçbir rüknünü zayi etmeksizin hakkıyla kılarsa, onun cennetlik olacağına dair Allah’ın ahdi vardır. Fakat beş vakit namazı kılmayan kimsenin cennete gireceğine dair Allah’ın bir ahdi yoktur. Dilerse azap eder, dilerse affeder ve cennetine girdirir.”[21] Bütün bu önemli nedenlerinden dolayı, bir kimse Müslüman olduğunda Hz. Peygamber (s.a.v.) o kişiye ilk önce namazı öğretmiştir.[22] Namaz kılmak, kişinin Müslümanlığını ikrar edip dünyada ait olduğu yeri belirlemesine karar vermesidir. Bu münasebetle, ömrü boyu namaz kılmayan bir insan(!), daha dünyada iken saf tutacağı yeri belirlemediği ve Müslümanlığını ameli bağlamda ikrar etmediği için kâfir muamelesi yapılır ve ölünce bile Müslümanların mezarlığına gömülmez. Dünyada iken namaz kılmayanların; saf tutacakları yeri belirlemeyenlerin uhrevi mekânlarını ve beraber olacakları grupları Hz. Peygamber şöyle ifade buyurmuştur: “Kim ki (beş vakit namazı) düzenli kılacak olursa, eda ettiği bu namaz onun için (sıratta yolunu aydınlatan) bir nur, Müslümanlığına bir kanıt ve kıyamet gününde cehennemden kurtuluşuna vesile olur. (Beş vakit) namazı düzenli kılmayan için ne bir nur ne Müslümanlığına kanıt ne de cehennemden kurtuluş vardır. Namazlarını düzenli ve tam kılmayanlar kıyamet gününde Karun, Firavun, Hâman ve (Hz. Peygamber dönemi azılı din düşmanı) Übeyy b. Halef ile beraber (haşir) olacaklardır.”[23] Hadislere karşı çıkanlar, herhâlde bu korkunç ayrıntılarla modern dönem Müslümanlarını yüzleştirmekten kaçındıkları veya kendilerinin de namaz sorunları olduğu için karşı çıkmaktadırlar. Konuya dönersek, Hz. Ömer’i mescitte namaz kıldırırken vurduklarında, kan kaybından bayılmıştır. Namazın vakti daralınca orada hazır bulunan arkadaşlarından birisi, “Namaz geçiyor.” deyince, silkinerek uyanmış ve kanlar içerisinde sabah namazını vaktinde eda etmiştir.[24] Hz. Ömer’i bu zor durumda namazı edaya sevk eden şey; Firavunla haşir olma korkusudur. Çünkü o, Hz. Peygamber’den öyle öğrenmiştir. Aslında bu korkunun her Müslümanda olması gerekmez mi?
“Kişi ile şirk ve küfür arasındaki engel namazdır, namazı terk eden Allah’a şirk koşmuş olur”[25] buyuran Hz. Peygamber (s.a.v.) “Namazı bilerek terk eden kimselerden Allah’ın zimmetinin kalktığını” da belirtmiştir.[26] Nebevi beyana göre “Namaz, Müslümanlarla kâfirler arasındaki en büyük ahiddir. Namazı terk eden küfre girer.”[27] Namazı terk etmek küfre götürdüğüne göre bilmek gerekir ki; “Namazı terk eden bir kimse (o hâl üzerine ölecek olursa) amelleri de boşa gider.”[28] Hatta yalnızca “İkindi namazını bilerek terk edenin dahi amelleri boşa gider.”[29] Yatsı ve sabah namazlarını terk edenlerin veya gece geç saatlere kadar televizyon kanallarına, sosyal medyaya takıldıkları için sabah namazını terk edip vakit namazlarının sayısını dörde düşürenlerin şu hadisi iyi tefekkür etmeleri şarttır: “Münafıklara en ağır gelen namaz sabah ve yatsı namazlarıdır…”[30] Bilmeliyiz ki “Sabah namazını eda eden kimseler Allah Teâlâ’nın zimmetindedirler.”[31]
[1] Ahmed, Müsned, c. III, s. 305; Nesai, salat, had. no: 7, C. I, s. 231.
[2] Ahmed, Müsned, c. V, s. 179.
[3] Bk. Nesai, salat, had. no: 9, C. I, s. 233.
[4] Ahmed, Müsned, c. IV, s. 104.
[5] Ebu Davud, Salat, C. I, s. 334.
[6] Abdürrezzak, Musannef, c. IV, s. 153; Ahmed, Müsned, c. I, 335; Ebu Davud, 2, Salat, 26, had. no: 497, c. I, s. 335.
[7] Heysemi, Mecmauz-zevaid, c. II, s. 74.
[8] Abdürrezzak, Musannef, c. IV, s. 154.
[9] Heysemi, Mecmauz-zevaid, c. II, s. 263.
[10] Ahmed, Müsned, c. III, s. 428.
[11] Abdürrezzak, Musannef, c. IV, s. 154.
[12] Ahmed, Müsned, c. I, s. 78; Ebu Davud, 35, Edep, 133, had. no: 5156, c. V, s. 359; İbni Mace, Vesaya, I, had. no: 2697-8, c. II, s. 900.
[13] Acluni, Keşf’ü-l Hafa, c. II, s. 31.
[14] Tirmizi, 9, Salat, had. no: 2622, c. V, s. 14; Hakim, Müstedrek, c. I, s. 48.
[15] Abdürrezzak, Musannef, c. III, s. 125.
[16] İbni Kayyim, Şemsüddin muhammed b. Ebî Bekir, es-Salatü ve Hukmü târikihâ, s. 19.
[17] İbni Kayyim, Şemsüddin muhammed b. Ebî Bekir, es-Salatü ve Hukmü târikihâ, s. 36.
[18] Ebu Davud, 34, Sünnet, 15, had. no: 4678, c. V, s. 58.
[19] Ahmed, Müsned, (Tah. Muhammed Şakir, had. No:4285), c. VI, s. 141.
[20] Suyuti, Celaleddin, Cami’u-s Sağir, c. II, s. 501.
[21] Ebu Davud, 2, Salat, 337, had. no: 1420, C. II, s. 131.
[22] Heysemi, Mecmauz-zevaid, c. I s. 293.
[23] Ahmed, Müsned, c. II, s. 169; Darimi, Rikak, had. no: 13, c. I, s. 698.
[24] Malik, Muvatta, 2, Taharet, 12, c. I, s. 40; Abdürrezzak, Musannef, c. I, s. 150.
[25] Müslim, I, İman, 35, had. no. 134, c. ı, s. 88; Abdullah b. Ahmed b. Hanbel, es-Sünne, s. 97; Darimi, sünen, Beyrut, c. I, s. 307.
[26] Abdürrezzak, Musannef, c. III, s. 124.
[27] Ahmed, Müsned, c. V, s. 346.
[28] Heysemi, Mecmauz-zevaid, c. I, s. 295.
[29] Ahmed, Müsned, c. V, s. 349.
[30] Müslm, 5, Mesacid, 42, had. no: 252, c. I, s. 451-2; Heysemi, Mecmauz-zevaid, c. II, s. 40.
[31] İbni Mace, fiten, 20, had. no. C. II, s. 1301.
ÇİPRAS: GÖREVDE OLSAYDIM NETANYAHU HAKKINDAKİ YAKALAMA KARARINI UYGULARDIM Eski Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras, Uluslararası Ceza…
SON PİŞMANLIK: “AH! KEŞKE…” İnsan, düşünme, değerlendirme ve karar verme yetisine sahip bir varlıktır. Bu…
İslam Dünyasını İçten Vuran İsrail’in Truva Atı: BAE ve Muhammed bin Zayed’in Kirli Rolü Birleşik…
Anadolu Ajansı’nın aktardığı habere göre, Endonezya’daki volkanik faaliyeti haberleştirmeye giden gazetecileri bulmak için arama çalışmaları…
Anadolu Ajansı ekibinin, Bender Abbas kenti açıklarında ABD tarafından vurulan İran Donanmasına ait gemiyi görüntülediği…
Anthropic, yapay zekâ modellerinin biyolojik kötüye kullanımda nasıl istismar edilebileceğine dair örnekler paylaştı ve tespit…